Şehâdetin İkinci Kısmının Manası

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları; kendime ve sizlere Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ediyorum.

Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنوبَكُمْ وَاللهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ قُلْ أَطِيعُوا اللهَ والرسولَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللهَ لا يُحِبُّ الكَافِرِينَ

Manası: De ki (Yâ Muḥammed): “Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allâh da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allâh Ġafûr’dur, Rahîm’dir.” De ki (Yâ Muḥammed): “Allâh’a ve peygambere itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allâh, Kendisine ve Rasûlüne inanmayanları sevmez. (Âl-i İmrân suresi, 31. ve 32. ayetleri)

Sevgili kardeşlerim; bilin ki, dünyada ve ahiretteki selâmetin yolu peygamber efendimiz Muḥammed’e kâmil bir şekilde tâbi olmaktır. Bu ise, Allâh’a ve Rasûlüne gerektiği gibi iman edip bütün farzları eda ederek bütün haramlardan sakınmakla olur.

Sevgili kardeşlerim; bugün şehâdetin ikinci kısmının manası hakkında konuşacağız. Ancak bu konuya geçmeden önce, şehâdetin birinci kısmının manasını zikretmek isterim. Allâh’tan başka İlah’ın olmadığına şehâdet etmenin genel manası şudur: Dilimle itiraf ederim ve kalbimle inanırım ki, Allâh’tan başkası ibadete müstahak değildir. Ancak Allâh, huşu ve hudu’nun en üst noktasına müstahaktır. Çünkü O, bizlerin Yaratıcısıdır. O, her şeyin Yaratıcısıdır. O, bizlere hakikatte rızkı verendir. O’nun eşi benzeri yoktur. Muḥammed’in Allâh’ın Rasûlü olduğuna şehadet etmenin manası ise şudur: Dilimle itiraf ederim ve kalbimle inanırım ki, efendimiz Muḥammed, Allâh’tan bütün insanlara ve cinlere gönderilmiştir. İki şehadetten maksat ise, peygamber efendimizin risaletini ikrar etmekle (yani peygamber efendimizin risaletini itiraf ve buna iman etmekle) birlikte, İlahlığı Allâh’tan başkası için nefyetmek demektir. Allâh nezdinde makbul olan iman, bilginin ve inanmanın birleşmesiyle olur. Bir şeye inanmak ise, nefsin bildiği bir şeye razı gelmesi demektir. Yalnızca bilmek ise yeterli değildir, çünkü Allâh Kur’ân-ı Kerîm’in şu ayetinde önceden yaşamış olan bazıları hakkında, efendimiz Muḥammed’in peygamber olduğunu bildiklerini bildiriyor:

﴿يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَآءَهُمْ﴾

Manası: Kendi oğullarını bildikleri gibi onu biliyorlar. (El-Enâm suresi, 20. Ayet)

Ancak onlar peygamber efendimizin getirdiklerine iman etmediler ve bundan dolayı onu dilleri ile yalanladılar. Oysa ki, asıl tevratta sevgili peygamberimizin, Allâh’ın Rasûlü olduğu geçmektedir. Sevgili kardeşlerim; peygamber efendimiz Muḥammed bütün insanlar ve cinlere gönderilmiştir. Bunun delili ise şu Ayet-i Kerîme’dir:

﴿تَبارَكَ الذِي نَزَّلَ الفُرْقَانَ علَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا﴾

Manası: Allâh, kuluna Kur’ân’ı vahyetti ki o (peygamber efendimiz) insanlara ve cinlere bir uyarıcıdır. (El-Furkân suresi, 1. ayet)

Bu ayetten, peygamber efendimizin bütün insanlara – arap ve arap olmayan – ve cinlere gönderildiği anlaşılmaktadır. Melekler ise bunun dahilinde değildir, çünkü onlar, Allâh’ın dilemesi ile, ancak hayırlı amelleri seçerler. Dolayısıyla onların uyarıya ihtiyaçları yoktur. Allâh onları Kur’ân-ı Kerîm’de şu şekilde vasfediyor:

﴿لا يَعْصُونَ اللهَ مَآ أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرون﴾

Manası: Onlar, Allâh’ın onlara emrettiği hususlarda asi olmazlar ve emrolundukları şeyleri yerine getirirler. (Et-Taḥrîm suresi, 6. ayet)

Peygamber efendimiz Muḥammed’in risaletine iman etmek şehâdetin ikinci kısmının manasının aslıdır. Ancak şehâdetin ikinci kısmının manası birçok husus ve hüküm içermektedir. Bunların bazıları ise şunlardır; peygamber efendimizin Mekke’de doğduğu ve peygamberliği Mekke’de ikamet ederken aldığı, sonra Medîne’ye hicret ettiği ve orada, Ayşe anamızın evinde vefat edip orada defnedildiği. Şehâdetin ikinci kısmının manası, peygamber efendimizin bildirmiş olduğu hususlarda asla hataya düşmediğini de içermektedir. Peygamber efendimizin tüm getirdikleri, ister önceki ümmetler ve peygamberler, yaratılmışların başlangıcı, kulların fiil ve sözleri ile ilgili haram ve helal olan hususlar veya dünya, kabir hayatı ve ahiret ile ilgili gelecekte hâsıl olacak şeyler hakkında bildirdikleri olsun, hak ve doğrudur. Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الهوَى إِنْ هُوَ إِلا وَحْىٌ يُوحَى﴾

Manası: O (Muḥammed) kendi hevasına göre konuşmaz. (Ancak) Allâh’ın ona vahyettiğini bildirir. (En-Necm suresi, 3. ve 4. ayetleri)

Böylece peygamber efendimizin getirdiği tüm hususlara, ister abdest, namaz, evlilik, boşanma, kısas, miras, sevap ve azap ile ilgili olsun, teslim olmak üzerimize farzdır. Bunların hiçbirini farklı görüşlerle reddetmeyiz. Bilakis muhalif görüşleri bunlar ile geri çeviririz, ister hikmetini bilelim ister bilmeyelim. Tıpkı Şeyh Aḥmed El-Marzûkî’nin buyurduğu gibi:

‘Rasûlün getirdiği şeyleri kabul etmek ve bunlara teslim olmak gerekir.’

Bizler Allâh’ın Kur’ân-ı Kerîm’deki şu ayetine iman ederiz:

﴿فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بينَهُمْ ثُمَّ لا يَجِدُوا في أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسلِّمُوا تَسْلِيمًا﴾

Manası: Mü’minler onlardır ki, tartıştıkları konularda seni kadı tayin ederler ve sonrasında kalplerinde kararların ile ilgili hiçbir kuşku taşımazlar ve onlara teslim olurlar. (En-Nisâ’ suresi, 2. ayet)

Ve yine peygamber efendimizin şu sözünü tasdik ederiz:

لَيْسَ أَحَدٌ إِلا يُؤْخَذُ مِنْ قَوْلِهِ وَيدَعُ غَيْرَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وسلم”

Manası: Allâh Rasûlü hariç herkes hataya düşer.

Allâh’ım, bizleri İslam dini üzerinde sabit kalanlar, peygamberimizin yoluna sımsıkı sarılanlar ve dinini, hâller her ne kadar değişse de müdaafa edenlerden eyle. Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.

İkinci Hutbe

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ﷺ ve diğer peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebu Hanife, Malik, Eş-Şafii ve Ahmed ve evliyalardan ve salihlerden razı olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı, hayırlarda ve tövbede sabit kalmayı tavsiye ederim. Gizli ve açıkta, Allâh’tan kork. Yalnızken ve insanların arasındayken, Allâh’tan kork. Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿إنَّ الّذينَ يَخْشَوْنَ ربَّهُمْ بِالغَيْبِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وأَجْرٌ كَبِيرٌ﴾

Manası: Muhakkak ki, gaybde Allâhtan korkanlara mağfiret ve büyük ecir vardır.

(El-Mulk suresi, 12. ayet)

Ve yine nurlar, hayırlar ve bereket ile dolu olan meclislerde sabit kalmanız gerekir. Bunlar muhakkak ilim meclisleridir. Cahilin kalbi ölüdür ve küçük ve büyük günahlar ve küfür gibi kötülüklerin türlü şekillerine açıktır. Böyleyse, değerli kardeşim, hayırları işlemekte acele et. Sen şu an dünyadasın. Öyleyse ahiretin için çalış. Peygamber efendimizin şu hadisini de hatırla:

لا يشبعُ مؤمنٌ مِنْ خيرٍ حتى يكونَ مُنتهاهُ الجنّةَ

Manası: Mü’min, sonu cennet olana kadar, hayırlardan doymaz.

Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun peygamberine ﷺ salât ve selâm getirmeyi emretmiştir.

Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’in ve İbrâhîm’in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’in ve Muḥammed’in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.

Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’e ve İbrâhîm’in Âl’ine bereket verdiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’e ve Muḥammed’in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.

Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿يا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُـوا رَبَّكُـمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌ يَوْمَ تَرَوْنَها تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وتَرَى النَّاسَ سُكارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلكنَّ عَذَابَ اللهِ شَدِيدٌ﴾

Manası: Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir! (El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetler)

Dua:

Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.

Kâmet getir!