Category Archives: DİN İLMİ

Öfkenin Sonuçlarından Uzak Durun

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlü’nün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.

Allâh-u Teâlâ yüce kitabında şöyle buyuruyor:

﴿وَٱلَّذِينَ يَجتَنِبُونَ كَبَٰئِرَ ٱلإِثمِ وَٱلفَوَٰحِشَ وَإِذَا مَا غَضِبُواْ هُم يَغفِرُونَ

Manası: O kimselerdir ki, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınırlar, öfkelendikleri zaman da onlar kusur bağışlarlar.

(Eş-Şûrâ suresi, 37. ayet)

 

Ebu Hureyra’dan, bir adamın Rasûlullâh’tan nasihat istediğinde, Rasûlullâh’ın kendisine şöyle dediği rivayet olunur:

لا تَغْضَبْ

Manası: Öfkelenme.

Adam birkaç kez daha nasihat istediğinde Rasûlullâh yine aynı şekilde karşılık vermiştir. (Buhari)

Öfkenin, vahim sonuçlara ve hattâ zaman zaman öldürmeye ve yıkmaya götüren en açık sebeplerden olduğu hususunda şüphe yoktur. Dolayısıyla öfke, kalpte tutuşan bir közdür ve öfke sahibi olan kişiye zarar verir. Öfkenin ateşi başkalarına kadar da uzanabilir ve böylece oluşan husumetler nefislerde buğza sebep olabilir. Bu durum, kardeşler veya amcaoğulları ve dayıoğulları arasında buğza da sebebiyet verir. Öfkenin ateşi senelerce sönmeyebilir ve netice olarak oğulları ve torunları da yakabilir. Peygamber efendimiz Muḥammedﷺ o adama öfkeyi terk etmeyi nasihat etti. Bundan maksat, sahibini hikmetin sınırları dışına götüren öfkedir, ki bu kötü bir şeydir. Peygamber efendimizin, o adamın çokça öfkelendiğini bilmiş olması ve bundan dolayı ona, hâline göre münasip bir nasihat vermiş olması da mümkündür. Böylece Rasûlullâh, kısa ancak derin bir cevap ile yetinmiştir. Bu cevabı, adamı öfkenin getirdiği zarar ve günahlardan uyarmak için öfkeyi terk etmesi emrini içermektedir. Zikredilen hadiste, yukarıda zikredilen Eş-Sûrâ suresinin 37. ayetinden alıntılar vardır. Bu ayet, öfkenin onların akıllarını gidermediğini ve böylece hikmetin sınırları dışına çıkarmadığını ifade etmektedir. Onlar kendi nefislerini hâkim olurlar ve öfkelerine göre hareket etmezler. Öfke, onları pişman olacakları bir şeye sürüklemez. Bu hadiste ayrıca Âl-i İmrân suresinin 134. ayetinden alıntı vardır:

﴿وَٱلكَٰظِمِينَ ٱلغَيظَ وَٱلعَافِينَ عَنِ ٱلنَّاسِ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلمُحسِنِينَ

Manası: Öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını bağışlayanlar. Allâh iyilik edenleri sever.

Continue reading Öfkenin Sonuçlarından Uzak Durun

Allâh’a Tevekkül Etmek, Kâhincilik ve Arrâfcılıktan Uyarı

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Allâh Rasûlü’nün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.

Allâh-u Teâlâ yüce kitabında şöyle buyuruyor:

﴿ٱللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ وَعَلَى ٱللَّهِ فَليَتَوَكَّلِ ٱلمُؤمِنُونَ ١٣

Manası: Allâh’tan başka İlâh yoktur. Mü’minler Allâh’a tevekkül etsinler. (Et-Teğâbun suresi, 13. ayet)

Mü’min kardeşlerim; Allâh’a tevekkül etmek, yani Allâh’a güvenmek, kalbin farzlarındandır. O hâlde Allâh’a güvenmek kullara farzdır, çünkü O yararı ve zararı ve varlığa giren diğer şeylerin Yaratıcısıdır. Allâh’tan başka gerçek anlamda yararı ve zararı veren yoktur. İşte eğer kul buna inanıp kalbini buna alıştırırsa rızık ile ilgili hususlarda ve zararlı olan şeylerden güvende olmakta itimadı Allâh’a olur.

Tevekkül, kalbin Allâh’a güvenmesidir. Cüneyt Bağdadî radiyallâhu anhu şöyle demiştir: ”Tevekkül, gerçek güveni Allâh’tan başkası için duymamaktır.”

Allâh’a tevekkül eden, Allâh’ın haram kılmış olduğu sihire, müneccimlere veya arrâflara başvurmaktan sakınır. Habibimiz Muḥammed ﷺ şöyle buyurmuştur:

من أتى كاهنًا أو عَرَّافًا فَصَدَّقَهُ بِمَا يقولُ فقدْ كفرَ بما أُنزِلَ على محمّدٍ اﻫ

Manası: Kim bir falcıya veya bir arrâfa gider de onu, dediğinde tasdik ederse Muḥammed’e indirilmiş olan vahiy’ye karşı küfre düşmüş olur. (El-Hakim)

 

Falcı, gelecekten haber ettiğini iddia eder. Bazıları cinlerle çalışıyor. Cinler falcılara birşeyler söylüyor, onlar da cinlerin sözlerine dayanarak insanlara, gelecekte şöyle şöyle olacağını iddia ediyor. Arrâf ise geçmişte olan şeylerden – çalınmış bir şey gibi – bahseder.

Continue reading Allâh’a Tevekkül Etmek, Kâhincilik ve Arrâfcılıktan Uyarı

Efendimiz Îaleyhisselâm’ın Doğumu

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekanı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları; sizlere ve kendime yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâh-u Teâlâ yüce kitabında şöyle buyuruyor:

﴿إِذ قَالَتِ ٱلمَلَٰئِكَةُ يَٰمَريَمُ إِنَّ ٱللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَة مِّنهُ ٱسمُهُ ٱلمَسِيحُ عِيسَى ٱبنُ مَريَمَ وَجِيها فِي ٱلدُّنيَا وَٱلأخِرَةِ وَمِنَ ٱلمُقَرَّبِينَ ٤٥ وَيُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِي ٱلمَهدِ وَكَهلا وَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ٤٦﴾

Bu ayet-i kerimelerde meleğin efendimiz Îsâ’nın annesi olan Meryem’e -mealen- şöyle dediği bildiriliyor: “Ey Meryem! Allâh seni bir oğul ile müjdeliyor. İsmi, Meryem’in oğlu Îsâ El-Mesîḥ’dir. Dünyada da ahirette de şanı yücedir ve Allâhın sevdiği kullarındandır. Ve insanlarla bebekken de, yetişkinken de konuşacaktır. Ve o, salihlerdendir.” (Âl-i İmrân suresi, 45. ve 46. ayetler)

Mü’min kardeşlerim; bugün Ulul Azm’dan olan yüce peygamber Îaleyhisselâm hakkında konuşacak olmamız bizlere mutluluk veriyor. Kur’ân-ı Kerîm’de bildirildiği üzere Allâh-u Teâlâ, efendimiz Îaleyhisselâm’ı babasız yaratmıştır.

Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿إِنَّ مَثَلَ عِيسَىٰ عِندَ ٱللَّهِ كَمَثَلِ ءَادَمَ خَلَقَهُۥ مِن تُرَاب ثُمَّ قَالَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ٥٩﴾

Bu ayet-i kerime, Allâh nezdinde Îaleyhisselâm’ın misalinin Âdem aleyhisselâm’ın misali gibi olduğunu ve Allâh’ın Âdem aleyhisselâm’ı topraktan yarattığını bildiriyor. (Âl-i İmrân suresi, 59. ayet)

Sevgili kardeşlerim; Efendimiz Îaleyhisselâm’ın annesi, dünyadaki kadınların en faziletlisi olan ve Allâh-u Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerîm’de kendisini sıddîka olarak vasıflandırdığı Meryem aleyhesselâm’dır. Meryem aleyhesselâm; tahir, iffetli ve takvalı olarak yetişmiştir. O, farzları eda eder ve çokca nafile ibadetler yapardı. Melek ona, Allâh’ın onu kadınlar arasında seçkin kılıp alçaklıklardan ve rezaletlerden koruduğunu bildirmiştir.

Continue reading Efendimiz Îaleyhisselâm’ın Doğumu

Efendimiz Muḥammed’eﷺ Salavât Getirmenin ve onu Övmenin Fazileti

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ O’nun rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.

Allâh-u Teâlâ yüce kitabında şöyle buyuruyor:

﴿إِنَّ ٱللَّهَ وَمَلَٰئِكَتَهُۥ يُصَلُّونَ عَلَى ٱلنَّبِيِّ يَٰأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ صَلُّواْ عَلَيهِ وَسَلِّمُواْ تَسلِيمًا ٥٦﴾

Manası: Allâh, Peygamber’in derecesini yükseltir ve melekler ona salât eder. Ey iman edenler; sizler de ona salât ve selâm ediniz. (El-Aḥzâb suresi, 56. ayet)

Ayet-i kerimedeki “salât”den maksat tazim’dir. Allâh-u Teâlâ efendimiz Muḥammed’in ﷺ mertebesini yükseltmiştir. Ayrıca Rabbimiz, bizlere efendimizin mertebesinin yüceltilmesi ve ümmetinin onun en çok endişe duyduğu husustan güvende olması için dua etmemizi emretmiştir. Bir şair mealen Allâh’ın, peygamber pfendimize yüksek mertebeler verdiğini, onu faziletli kıldığını ve Kur’ân-ı Kerîm’de ona salât ve selâm getirilmesini buyurduğunu söylemiştir.

Müslüman kardeşlerim; Peygamber efendimize salavât getirmenin fazileti hakkında birçok hadis varit olmuştur. Bunlardan bir tanesi şu hadis-i şerif’tir:

مَنْ صَلَّى عَلَيَّ مِنْ أُمَّتِي صَلَاةً مُخْلِصًا مِنْ قَلْبِهِ صَلَّى الله عَلَيْهِ بِهَا عَشْرَ صَلَوَاتٍ وَرَفَعَهُ بِهَا عَشْرَ دَرَجَاتٍ وَكَتَبَ لَهُ بِهَا عَشْرَ حَسَنَاتٍ وَمَحَا عَنْهُ عَشْرَ سَيِّئَاتٍ اهـ

Manası: Kim bana ihlaslı bir şekilde bir defa salât ederse, (yani bir defa salavât getirirse) Allâh onun mertebesini bu vesileyle on derece yükseltir, ona bu vesileyle on sevap yazar ve ondan bu vesileyle on günah siler. (İmam Nesâ’î)

Continue reading Efendimiz Muḥammed’eﷺ Salavât Getirmenin ve onu Övmenin Fazileti