Zekât

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları; kendime ve sizlere Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ediyorum.
Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ 34 يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ 35﴾

Manası: Altını ve gümüşü biriktirerek saklayıp onları Allâh için harcamayan kimseler! İşte bunları acıklı bir azap ile müjdele. Kıyamette, o biriktirilen altın ve gümüşlerin üzerleri cehennem ateşinde kızdırılacak da bu mal toplayanların alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak ve onlara şöyle denecektir; “- İşte bu, nefisleriniz için sakladıklarınız! Artık topladıklarınızın acısını tadın.”

(Et-Tevbeh suresi, 34 ve 35. ayetleri)

Sevgili kardeşlerim; Allâh üzerimize bazı şeyleri farz kılmıştır. Öyleyse bunları ihmal etmeyin. Ve bizlere sınırlar koymuştur. Öyleyse bu sınırları aşmayın. Ve bizlere bazı şeyleri yasaklamıştır. Bunları ise işlemeyin. Allâh’ın üzerimize farz kılmış olduğu hususlardan birisi ise zekât’tır. Zekât hicrî ikinci yılında farz kılınmıştır. Zekât en büyük farzlardandır. Peygamber efendimiz bir hadiste şöyle buyuruyor:

بني الإسلام على خمس شهادة أن لا إله إلا الله وأن محمدًا رسول الله وإقام الصلاة وإيتاء الزكاة وحج البيت وصوم رمضان اﻫ

Manası: İslam dîni beş şey üzere bina edilmiştir; (Yani İslam dininin önde gelen beş farzı)

Allâh’tan başka İlah olmadığına ve Muḥammed’in O’nun Râsulü olduğuna şehâdet etmek, (beş vakit) namazı kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramadân ayı orucunu tutmak. (Buhârî ve Muslim)

Müslüman kardeşim; sen üzerlerine zekât’ın farz olduğu kişilerden misin?

Eğer durum böyleyse, nelerde zekât’ın düştüğünü ve ne kadar, kime ve ne zaman verilmesi gerektiğini öğrendin mi?

Din kardeşlerim; zekât’ın farz olduğu bir şeye sahip olan bir mükellef, hakkını şer-î hükümlere göre vermesi için bununla ilgili olan ayrıntıları öğrenmesi farzdır. Zekât hangi mallarda farzdır, değerli kardeşlerim? Zekât develerde, sığırlarda ve davarlarda farzdır. Eğer bunlardan birisine sahipsen, ilim ehline, senin durumunda zekât’ın farz olup olmadığını ve olması durumunda ne kadar vereceğini sorman farzdır. Hurma, kuru üzüm, buğday, arpa, mısır ve nohut gibi seçenekli hâldeki temel besin maddesi olan tarım ürünlerinde de zekât vardır. Eğer bir bahçe sahibi isen ve bahçende hurma veya üzüm ağacı bulunuyorsa ilim ehline, bahçenin meyvelerinde zekât’ın farz olup olmadığını ve olması durumunda ne kadar vereceğini sorman farzdır. Eğer tarla sahibi isen ve orada buğday, arpa, fasülye, noğut ve mercimek gibi seçenekli hâldeki temel besin maddeleri ekiyorsan, ektiğin ekinlerde zekât’ın farz olup olmadığını ve olması durumunda ne kadar vereceğini sorman farzdır.

Zekât ayrıca altın ve gümüşte farzdır. Bu ister, kişinin satın almış olduğu veya kendisine hediye edilen veya Allâh’ın altını yaratmış olduğu yerden çıkardığı altının (altını topraktan ayırdıktan sonra) veya genel bir yerde bulduğu, cahiliye zamanında defnedilen altın olsun. Eğer bunlardan birisine sahip isen, sahip olduğun miktarda zekât’ın farz olup olmadığını ve olması durumunda ne kadar vereceğini sorman farzdır.

Zekât ticaret mallarında da farzdır; örneğin giyisi, tavuk, demir ve başkaları gibi. Eğer tüccar isen, ticaret malında zekât’ın farz olup olmadığını ve olması durumunda ne kadar vereceğini sorman farzdır.

Fitre zekât’ını unutmuyoruz. Fitre zekâtı, Ramadân ayının son kısmına ve Şevval ayınının ilk kısımına erişen her Müslüman’a farzdır. Bu ise, Ramadân ayının son günündeki güneşin batışını idrak etmekle olur.

Fitre zekâtı, her Müslüman’ın kendisi ve de nafakalarını karşıladığı kişiler Müslüman iseler, onlardan her biri için farzdır.

Din kardeşlerim; birçok insan, zekât vermemekte veya vermesi gereken miktardan daha az veya zekâtı haketmeyen kişilere vermekte. Zekât’ın farz olduğu bir şeye sahip olan bir mükellef, bununla ilgili olan ayrıntıları öğrenmesi farzdır. Eğer bir kişi, üzerine farz olan zekât ile ilgili hususları öğrenmeyi ihmal etmişse veya üzerine farz olan zekât’ı vermekte noksanlık etmişse, çok geç olmadan bunu yerine getirsin. Muhakkak, zekât’ı vermemek veya zekâtı, verilmesi farz olan vakitten özürsüz olarak geciktirmek büyük günahtır. Peygamber efendimiz bir hadiste şöyle buyurmuştur:

لعنَ اللهُ ءاكلَ الربا وموكله ومانع الزكاة اﻫ

Manası: Allâh, faiz yiyeni, faiz vereni ve zekât vermeyeni lânetlemiştir. (İbn-i Hibban)

Din kardeşlerim; Allâh’ın kendisine mal vermiş olup da o malın zekâtını vermeyen kimsenin malı Kıyamet Günü’nde iriyarı bir yılan olarak temsil edilecektir. Ona Eş-Şucâ El-Ekra denir.

O, ona ‘Ben senin malınım, ben senin hazinenim’ diyecektir.

Din kardeşlerim; Allâh Kıyamet Günü’nde zekât’ı vermeyenlerin üzerinde cimrilik ettikleri malları boyunlarına çember kılacaktır. Allâh Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا ءاتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ هُوَ خَيْرًا لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلِلَّهِ مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ﴾

Manası: Allâh’ın kendilerine verdiği şeyde cimrilik edenler, hiçbir zaman onu kendilerine hayır sanmasınlar. Aksine bu, kendileri için bir şerdir. Onların cimrilik ettikleri şey, Kıyamet Günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerde ve yerlerde bulunanlar Allâh’ın mülkiyeti altındadır. Allâh, bütün yaptıklarınızdan haberdârdır.

(Âl-i İmrân suresi, 180. ayet)

Dikkat et, din kardeşim, bunlardan biri olmayasın. Sen şu ayette zikredilenlerden ol:

﴿رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ﴾

Manası: Nice adamlar vardır ki ne bir ticaret ne de bir alış-veriş, Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekât vermekten kendilerini alıkoymaz. Onlar, Kıyamet Günü’nden korkarlar.

(En-Nûr suresi, 37. ayet)

Ey Allâh’ın kulları; çocukların ve malların – kalbi küfürden arınık olan kimseye hariç – fayda vermeyeceği gün gelmeden önce Allâh’a karşı takvalı olun ve farzları eda edin.

Allâh Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿وَأَنْفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ( )وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْسًا إِذَا جَاءَ أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ﴾

Manası: Sizden birinize ölüm (alâmetleri) gelip de: “- Ey Rabbim, ölümümü yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka versem ve salihlerden olsam” demeden önce, Allâh’ın size rızık olarak verdiği şeylerden infâk edin. Halbuki Allâh bir kimsenin ölümünü, eceli geldiği zaman asla geciktirmez ve Allâh bütün yaptıklarınızdan haberdârdır. (El-Munâfikûn suresi, 11. ayet)

Allâh’tan bizleri hayırlarda muvaffak kılmasını niyaz ederiz. O, her şeye kâdirdir ve kullarının yaptıklarından haberdârdır. Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.

İkinci Hutbe

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ﷺ ve diğer peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebu Hanife, Malik, Eş-Şafii ve Ahmed ve evliyalardan ve salihlerden razı olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Öyleyse Allâh’tan korkun.

Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun peygamberine salât ve selâm getirmeyi emretmiştir.

Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’in ve İbrâhîm’in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’in ve Muḥammed’in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.

Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’e ve İbrâhîm’in Âl’ine bereket verdiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’e ve Muḥammed’in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.

Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿يا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُـوا رَبَّكُـمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌ 1 يَوْمَ تَرَوْنَها تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وتَرَى النَّاسَ سُكارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلكنَّ عَذَابَ اللهِ شَدِيدٌ 2﴾

Manası: Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir! (El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetler)

Dua:

Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.

Kâmet getir!