Ömer İbnu’l Hattâb Camii

Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Değerli Müslümanlar; günümüz şartları göz önünde bulundurarak ve hükümetin bu salgın hastalığı ile almış olduğu kararlara riayet etme ve kendi güvenliğinizi koruma açısından şu hususlara dikkat etmenizi önemle rica ediyoruz:

  • Abdesti evde almanızı; çünkü abdesthane ve hela kapalı kalacaktır.
  • Camiye girmeden önce deftere adınız ve soyadınızı ve telefon numaranızı yazmanızı
  • Tokalaşma ve sarılmaktan içtinap etmenizi
  • En az 1,5 metrelik mesafe korumanızı
  • Camide aynı anda bulunabilecek kişi sayısı 50’dir.
  • Cami içi veya dışında toplanmamanızı
  • Öksürdüğünüzde veya hapşırdığınızda örneğin dirsek içini kullanmanızı
  • Ateş veya öksürük gibi hastalık belirtilerin bulunması durumunda, evde kalmanızı.

Allâh’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Bizlere yardımcı olmanızdan ötürü, teşekkür ederiz.


İsrâ‘ Mucizesi

Mü’min kardeşlerim, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâh’tan hakkıyla korkun ve ancak Müslüman olarak ölün. Bilin ki! Allâh, takva sahibi olan kullarına yardım eder. Müslüman kardeşlerim; bize yüce bir münasebet yaklaştı, o da İsrâ’ ve Miraç gecesidir. İnşâ’allâh kelâmımız bugün İsrâ’ mucizesi hakkında olacaktır.

Allâh-u Teâlâ yüce Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmuştur:

﴿سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَىٰ بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ﴾

Manası: Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muḥammed‘i) Mescid-i Ḥarâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allâh noksan sıfatlardan münezzehtir; O, herşeyi işiten ve görendir. (El-İsrâ‘ sûresi, 1. ayet)

Müslüman kardeşlerim! İsrâ‘, Kur’ân, Sünnet ve Müslümanların icmaı ile sabittir ve bundan dolayı İsrâ‘ mucizesine iman etmek farzdır. Peygamber Efendimizin ﷺ Mescid-i Ḥarâm’dan Mescid-i Aksâ‘ya gece yolculuğu, Efendimiz uyanık iken hem ruhen hem de bedenen gerçekleşmiştir. Bunu yaratmak, Allâh için zor bir şey değildir, şüphesiz O Tebârake ve Teâlâ her şeye kâdirdir. Bundan dolayı âlimler: „İsrâ‘ mucizesini inkâr eden kişi, Kur‘ân’ı yalanlamıştır ve Kur‘ân’ı yalanlayan kişi, Müslümanlardan değildir.“ demişlerdir.

Bu mucizenin başlangıcı, İmam Muslim’in Enes bin Mâlik’ten radiyallâhu anhu rivayet ettiğine göre, Umm Hânî’ bint Ebî Tâlib’in evinde gerçekleşmiştir. Enes bin Mâlik dedi ki: Ebû Zerr, Rasûlullâh‘ın ﷺ şöyle buyurduğunu bildirmiştir:

“فُرِجَ سَقْفُ بَيْتِي وَأَنَا بِمَكَّةَ فَنَزَلَ جِبْرِيلُ فَفَرَجَ صدرِي ثُمَّ غسَلَهُ مِنْ ماءِ زَمْزَمَ ثُمَّ جاءَ بِطَسْتٍ مِنْ ذَهَبٍ مُمْتَلِئٍ حِكْمَةً وَإِيمانًا فَأَفْرَغَها فِي صَدْرِي ثُمَّ أَطْبَقَه” اﻫ

Manası: Ben Mekke’de iken evimin çatısı yarıldı. Cebrail (aleyhisselâm) oradan indi ve göğsümü açtı sonra zemzem ile yıkadı. Sonra altın tas dolusu hikmet ve imanı göğsüme boşalttı. Sonra göğsümü kapadı.

İSLAMÎ TERBİYE VE AİLE VE EĞİTİCİNİN ROLÜ

Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿يَٰأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ قُواْ أَنفُسَكُم وَأَهلِيكُم نَارا وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلحِجَارَةُ﴾

Manası: Ey iman edenler, kendinizi ve ehlinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz. (Et-Teḥrîm suresi, 6. ayet)

Efendimiz Ali (radiyallâhu anhu) bu ayetinde tefsirinde şöyle buyurmuştur: “Kendinize ve ehlinize hayrı (yani din ilmini) öğretin.”.

Müslüman kardeşlerim; dinimizin hükümlerini öğrenmemiz ve çocuklarımıza onların ihtiyaç duydukları dini hususları öğretmemiz lazım. Kişi, ancak din ilmiyle kendini, ehlini ve çocuklarını kıyamet gününde Allâh’ın azabını görmekten korur. Peygamber efendimiz ﷺ, aileye, öğretmene ve eğiticiye çocuğun terbiyesiyle alakalı düşen görevlerin önemini ve bir çocuk veya bir aile için sorumlu olanın bu sorumluluğunun büyüklüğünü beyan etmiştir. Rasûlullâh şöyle buyurmuştur:

كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِه اهـ

Manası: Her biriniz çobansınız ve her biriniz sürüsünden sorumludur! (Buhari “Sahih”inde)

Değerli kardeşlerim; çocuklara islamî ve iyi bir eğitim vermek ve onları bu doğrultuda yetiştirmek, bize pak dinimizin teşvik ettiği en önemli ve en büyük hususlardan biridir. Böylece o evlatlar, iyi ve başarılı insanlar olurlar ve adaletin ve takvanın hakim olduğu sağlam ve başarılı bir toplum için uğraşırlar. Bu ise ancak, onlara İslam’ı, İslam dininin ilkelerini, akaidini, hükümlerini, edep ve ahlakını öğretmekle gerçekleştirilebilir. Çocuk, ana babasına bir emanettir. Öyleyse insan, çocuğunu terbiyelendirmek istediği zaman ona güzel ahlakı ve sözünde dürüst olmayı öğretsin ve onu yalandan sakındırsın. Ona, dilini korumasını ve gıybet, nemime, sövme, lanet okuma ve Müslümanların ırzına girmek ile kirletmemesini öğretsin. Çocuk ana babasından etkilenir. Onlardan hayır görürse, hayır üzerinde olur ve hayrı sever. Onlardan şer görürse, bir çok durumda kötü ameller üzerinde olur ve hatta büyüdüğünde kötülüklerden uzak durmak ona zor gelir. Bundan dolayı onu, güzel ahlak ve söz ve fiillerde en iyi adetler üzerinde yetişmesini sağlamak gerekir. Çocuğa ilk öğretilmesi gereken, İslamî akait ve Allâh’ı ve Rasûlünü bilmekle alakalı olan hususlardır. Ebu Zerr şöyle buyurmuştur: “Biz henüz buluğa yakın yaşta çocuk iken Rasûlullâh’ın yanındaydık ve Kur’ân’dan önce imanı öğrendik. Sonra Kur’ân’ı öğrendik ve imanımız arttı.” (İbn-i Mâce “Sunen”inde). İmam Hafız Abdurraḥmân İbni’l Cevzi şöyle buyurmuştur: “Allâh’ı tanımanın nasıl olacağını içeren akaidi ve akaitle alakalı zikredilmesi gereken konulara öncelik tanımak en uygunudur. Sonra farzları bilmek gelir. Ardından Kur’ân-ı ezberlemek ve daha sonra hadis öğrenmek.” (El-Hassu alâ Hıfzı’l İlm). …

Allâh’ın, Kulları Üzerine Fazileti Çoktur Ve O’nun Üzerine hiçbir Şey Farz Değildir

Değerli kardeşlerim; bilin ki hak ehli, Allâh’ın üzerine hiçbir şeyin farz olmadığı hususunda ittifak etmiştir. Bütün noksanlıklardan münezzeh olan Allâh, dilediğini yapandır. O’na emreden veya O’nu nehyeden yoktur. O, yaratılmışlar için dilediği şeyi hükmeder ve onlara dilediğini yapandır. Allâh, dilediğine verir ve dilediğini men eder. Nitekim nice rızkı az olan ve çokça belalara uğrayan salihler görülür; ki onlar Allâh’a karşı itaatte sabittir. Ve nice dünyada fesada sebep olan bozuk insan vardır ki, rızıkları geniştir ve nice nimetler içinde yaşamaktalar, dünyanın geçici lezzetlerine aldanmışlar ve şeytan da onları aldatmıştır. Yine nice zalim hükümdarlar insanlara zulmetmişlerdir. Muhakkak ki Allâh’ın bu takdirinde O’nun bildiği bir hikmet vardır. Dolayısıyla bir kimse buna benzer şeyleri gördüğünde Allâh’a itiraz edemez. Yine aynı şekilde, hiç kimse çocukların acı çekmesini veya Allâh’ın bizlere etlerinden faydalanmamızı caiz kıldığı hayvanların kesilmesini görmesinden dolayı Allâh’a itiraz edemez. Allâh hakkında sevap umma veya azaptan korkma söz konusu değildir ve yaratılmışlar itaat ederlerse, Allâh’a bir fayda gelmez ve Allâh bununla Kendisini zarara uğramaktan da korumaz. Bizler ise, amellerimize göre, fayda veya zarar görürüz. Kim Allâh’a itaat ederse, fayda görür ve kim dinin sınırlarını aşıp günah işlerse kendisine zulmetmiş ve Allâh’ın şiddetli azabını hak etmiş olur.

Yukarıda zikredilen ayet ve hadis bu manaya işaret etmektedir. Ebu Hayyân ’El-Baḥru’l Muḥît’ adlı kitabında şöyle demiştir:

‘Allâh, takdirinden dolayı sorulmaz, ancak (mükellef) yaratılmışlar yaptıklarından sorulurlar.’

Dolayısıyla insanlar hesaba çekilecekler ve sorulacaklardır. Zira onlar, Allâh’ın onlara farz kılmış olduğu şeyler ile emrolunmuşlardır. Hiç kimse Allâh’a itiraz edemez ki Allâh, yaratılmışları yaratandır ve hakikatte O’nların Mâlikidir. Allâh, onları yaptıkları amellere göre mükâfatlandırır ve onlara zulmetmez. Zulüm, emretmeye veya nehyetmeye layık olanın emrine veya nehyine muhalefet etmek veya birisinin mülkünü izni olmadan kullanmaktır. Allâh bütün yaratılmışların Mâlikidir ve O, mülküyle dilediğini yapandır. Kayıtsız emreden ve nehyeden Allâh’tır. Dolayısıyla O’nun hakkında zulüm imkansızdır. Allâh-u Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyur:

﴿وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّٰم لِّلعَبِيدِ ٤٦

Manası: Rabbin kullarına zulmetmez.

FİTNENİN BEYANI

Değerli Müslüman kardeşlerim, sizlere ve kendime Allâh’tan korkmayı, emrettiklerini yerine getirmeyi ve yasakladıklarından da uzak durmayı tavsiye ediyorum. Peygamber Efendimiz ﷺ bizi gelecek olan fitneden haberdar edip kalplerimizi gelecek olan fitne ile meşgul etmekten ise salih olan amelleri yapmamızı teşvik etmiştir.

Peygamber Efendimiz ﷺ İmam Muslim’in rivayet ettiği hadiste şöyle buyurmaktadır:

بَادِرُوا بِالأَعْمَالِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللّيلِ الْمُظْلِمِ يُصْبِحُ الرَّجُلُ مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا أَوْ يُمْسِي مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا يَبِيعُ دِينَهُ بِعَرَضٍ مِنَ الدُّنيا اﻫ

Anlamı: Karanlık gecenin parçaları gibi fitneler gelmeden önce salih amelleri yapmada acele ediniz. Kişi mümin olarak sabahlayacak, gayrimüslim olarak akşamlayacak veya kişi mümin olarak akşamlayacak gayrimüslim olarak sabahlayacaktır. Dinini dünya menfaati için satacaktır.

Bu hadîs-i şerîf’te Peygamber Efendimizin ﷺ ayın olmadığı kapkaranlık bir gece gibi olan fitnelerin bizi meşgul etmeden salih olan amelleri yapmaya teşviki vardır. Muhakkak ki Allâh’ın Rasûlü ﷺ o fitnelerin şiddetlilerinden bir çeşidini bize vasfetmiştir. Bu fitne ise kişinin mümin olarak akşamlaması ve gayrimüslim olarak sabahlaması ve tersidir.

Değerli Müslüman kardeşlerim, işte bu öyle büyük bir fitnedir ki insanı bir gün içinde bu kadar değiştirmektedir. Allâhu Teâlâ bizi korusun. …