KADERE İMAN

Mü’min kardeşlerim! Sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.

Hadis hafızı Ebu Nuaym “Tarîhu Esbehân” adlı kitabında Ebu Hureyre’nin radiyallâhu anhu şöyle dediğini rivayet eder: “Kureyş müşrikleri Rasûlullâh’ın ﷺ yanına gelerek onunla kader konusunda tartıştılar ve bunun üzerine şu ayetler inmiştir:

﴿إِنَّ ٱلۡمُجۡرِمِينَ فِي ضَلَٰل وَسُعُر ٤٧ يَوۡمَ يُسۡحَبُونَ فِي ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ ذُوقُواْ مَسَّ سَقَرَ ٤٨ إِنَّا كُلَّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَٰهُ بِقَدَر ٤٩

Manası: Doğrusu suçlular sapıklık ve ahirette cehennemin içindedirler. O gün yüzüstü ateşe sürüklendiklerinde “Cehennemin elemini tadın!” denir. Biz, her şeyi bir kadere göre yarattık. (el-Kamer suresi, 47.- 49. ayet-i kerimeler)

Müslüman kardeşlerim! Kadere iman etmek, Müslümanların inancının temelinden olan bir husustur. İmam Muslim, Rasûlullâh Muḥammed ﷺ iman hakkında sorulduğunda onun şöyle buyurduğunu rivayet eder:

الإيمانُ أَنْ تُؤْمِنَ بِاللهِ وملائكتِه وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ واليَوْمِ الآخِرِ وتُؤْمِنَ بِالقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ اﻫ

Manası: İman; Allâh’a, O’nun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kıyamet gününe, kadere ve hayır ile şerrin Allâh’ın takdiri ile meydana geldiğine iman etmendir.

Kibir ve Övünmekten Uyarı

Müslüman kardeşlerim, takvalı olmak iki yüce hususa bağlıdır: Farzları eda etmek ve haramlardan sakınmak.

Allâh’ın izniyle bugünkü kelamımız, kibir hakkında olacaktır. Allâh bizleri kibirden korusun. Alimler, kibri, kalbin günahlarından olan bir günah olarak saymışlardır. Kibir iki çeşittir. Birincisi, hakkı bilip kabul etmemektir. İkincisi de insanları küçük görmektir. Kibir, uzuvların amellerinde görünmüş olsa da sebebi kalptedir. Kibir kalpte hissedilir, belirtisi ise insanın uzuvlarında görülür. Kibirli kimse; fakire alçaltıcı bir bakışla bakar ve büyüklenerek ondan sırt çevirir veya bir kişinin hakkı söylediğini bildiği halde örneğin yaşı küçük olduğu için ondan o hakkı kabul etmez ya da kibirli kibirli yürür. Bunların hepsi büyük günahlardandır. Efendimiz Muhammed ﷺ şöyle buyurmuştur:

إن الْمُتَكَبِّرِينَ يُحْشَرُونَ يَوْمَ القِيَامَةِ كَأَمْثَالِ الذَّرِّ يطؤُهمُ النَّاسُ بأَقْدَامِهِمْ”

Bu hadis-i şerif, kibirlenenlerin kıyamet gününde kırmızı karıncalar büyüklüğünce haşrolunacaklarını ve insanların onlara ayakları ile basacaklarını bildiriyor.

Ey Mü’min kardeşim, mütevazı ol. Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur:

”إِنَّكُمْ لَتَغْفُلُونَ عَنْ أَفْضَلِ الْعِبَادَةِ التَّوَاضُع“

İmâm Beyhaki rivayet etmiştir.

Manası: Sizler, ibadetin en faziletlilerinden olan tevazudan gafilsiniz.“

EN-NASR SURESİNİN TEFSİRİ

Rabbimiz Subhânehû ve Teâlâ habibi Muhammed’in ﷺ kalbine en-Nasr suresini indirmiştir. Bu sure üç ayettir ve el-Habîbi el-Mustafâ’ya ﷺ Medîne’de iken nuzul olmuştur. Allâhu Tebârake ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿إِذَا جَاءَ نَصرُ ٱللَّهِ وَٱلفَتحُ ١ وَرَأَيتَ ٱلنَّاسَ يَدخُلُونَ فِي دِينِ ٱللَّهِ أَفوَاجا ٢ فَسَبِّح بِحَمدِ رَبِّكَ وَٱستَغفِرۡهُۚ إِنَّهُۥ كَانَ تَوَّابَا ٣﴾

Bu sureye veda suresi denir ve o ibnu Abbâs’ten “Sahih Muslim”de rivayet edildiği gibi bu sure bir bütün olarak inen surelerin sonuncusudur. İmam el-Buhari ve daha başkaları ibn Abbâs’ten naklettikleri gibi nuzul olan en son ayet el-Bekârah suresinin 281. ayetidir:

﴿وَٱتَّقُواْ يَوما تُرجَعُونَ فِيهِ إِلَى ٱللَّهِ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفس مَّا كَسَبَت وَهُم لَا يُظلَمُونَ ٢٨١

Manası: “Allâh’tan hesaba çekildiğiniz , sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının.”

﴿إِذَا جَاءَ نَصرُ ٱللَّهِ وَٱلفَتحُ ١﴾

(النَّصرُ) yardımdır. (الفَتْحُ) ise Mekke’nin fethidir. Rasûlullâh ﷺ mübarek Mekke şehrini feth ettiğinde araplar kendi aralarında şöyle söylemeye başladılar:

Allâh fil ordusuna karşı harem bölgesini koruduktan sonra efendimiz Muhammed ﷺ o bölgeyi fethetti ise ona karşı artık kimsenin gücü yetmez. …

Allâh’ın Sevgili Kulları

Ne mutlu Allâh’ın sevgili kulu olabilene, ne mutlu Allâh’ın sevgili kullarına tabi olanlara ve ne mutlu Allâh’ın bu ayetin çerçevesine girenlere.

Allâh’u Teâlâ  Kur’ân-i Kerîm’de şöyle buyurmuştur;

﴿أَلَآ إِنَّ أَوۡلِيَآءَ ٱللَّهِ لَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ٦٢ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ ٦٣ لَهُمُ ٱلۡبُشۡرَىٰ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِۚ ﴾

(Yûnus suresi, 62.-64. ayet)

Anlamı: Muhakkak ki Allâh’ın evliya kullarına ne bir korku ne de üzüntü vardır. Onlar, iman edip de takvaya ermiş olanlardır. Onlara dünya hayatında da, ahiret hayatında da müjdeler vardır.”

Ne mutlu peygamber efendimizin bu kutsi hadisini kapsayan kişilere.

Peygamber efendimiz ﷺ kutsi hadisi şerifinde şöyle buyurmaktadır;

أعددتُ لعبادِيَ الصالحينَ ما لا عينٌ رأت ولا أذنٌ سمعت ولا خطرَ على قلبِ بشرٍ

Anlamı: Allâh,  salih kulları için hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir beşerin kalbine (aklına) gelmemiş güzellikler hazırlamıştır.”(İmam Buhari ve Muslim)

Ne mutlu Adem’e Musa’ya tabi olanlara. Ne mutlu Davud’a, Suleyman’a,  Eyyub’a ve Yunus’a tabi olanlara. Ne mutlu tam olarak Muḥammed’e  ﷺtabi olanlara.

Kişinin Allâh nezdinde yüksek bir makama ulaşması onun dış görüşüne veya insanlar ona baktığında mutlu olmasına  bağlı değil, onun itikadının sağlam olmasına ve salih ameller yapmasına bağlıdır. Ne mutlu kendini ölümden sonraki hayata hazırlayıp Allâh rızası için çalışana. Ne mutlu insanlara yardımcı olup, onlara zarar vermeyene. Ne mutlu peygamberlerin, sadıkların, şehitlerin, salihlerin yolunda olanlara, onlar  ki onlarla birlikte cennetin yüksek mertebelerinde olacaktır.

Allâh rızası için hayırlı amel yapmak şereftir, Allâh rızası için salih amel işleyenin derecesi yükselir. …