Die goldene Reihe 36 TV_tr-min


Muhkem Ve Muteşâbih Âyetler

Allâhu Teâlâ Âl İmrân suresinin 7. ayetinde şöyle buyuruyor:

﴿ هُوَ ٱلَّذِي أَنزَلَ عَلَيكَ ٱلكِتَٰبَ مِنهُ ءَايَٰت مُّحكَمَٰتٌ هُنَّ أُمُّ ٱلكِتَٰبِ وَأُخَرُ مُتَشَٰبِهَٰت فَأَمَّا ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم زَيغ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَٰبَهَ مِنهُ ٱبتِغَاءَ ٱلفِتنَةِ وَٱبتِغَاءَ تَأوِيلِهِۦۖ وَمَا يَعلَمُ تَأوِيلَهُۥ إِلَّا ٱللَّهُ وَٱلرَّٰسِخُونَ فِي ٱلعِلمِ يَقُولُونَ ءَامَنَّا بِهِۦ كُلّ مِّن عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُوْلُواْ ٱلأَلبَٰبِ ٧

Manası: Sana (ey Muhammed) Kur’ân’ı indiren O’dur (Allâh’tır). Onun bir kısmı anlamları kesin olup kitabın temelini oluşturan âyetlerdir. Diğer kısmı da birden fazla anlamı olanlardır. Ama kalplerinde doğru inançtan sapmaya meyli olanlar, fitne aramak ve keyiflerince yorumlamak için sadece birden fazla anlamı olanların ardına düşerler. Halbuki, onun gerçek yorumunu ancak Allâh ve ilimde derinleşmiş olanlar bilir. Onlar derler ki: “Bizler Kur’ân’a inanıyoruz, -muhkem olsun, muteşâbih olsun- hepsi Allâh’tandır.” Bunlar da yanlızca kendileri uyarılabilen kavrayışlı insanlardır.

Din kardeşlerim, Kur’ân-ı Kerîm’den anlaşıldığı üzere muhkem ve muteşâbih ayetler vardır. Muhkem ayetler, anlamı açık olan ayetlerdir, çünkü lugat bakımından muhkem ayetlerin yalnız bir anlamı olur. El-İĥlâs suresinin 4. ayeti gibi:

﴿ وَلَم يَكُن لَّهُۥ كُفُوًا أَحَدُ ٤

Manası: O’nun (Allâh’ın) eşi ve benzeri yoktur.

Yine bunlardan olan ayetlerden biri de Eş-Şûrâ suresinin 11. ayetidir:

﴿ لَيسَ كَمِثلِهِۦ شَيء ﴾

Manası: Allâh hiçbir şeye benzemez.
Allâhu Teâlâ muhkem ayetleri temel ayetler olarak bildirmiştir, çünkü bu ayetler muteşâbih ayetlerin yorumlanmasının temelidir. Ayetlerin çoğu muhkemdir.

Muteşâbih ayetlerine gelince onların anlamları açık olmayan ayetlerdir ve arapça lugatına göre ayetteki bu kelimelerin birden fazla manası vardır. O halde onların doğru manalarını bilmek için dinin naslarını bilen, anlamlarını bilen ve arapça lugatında bilgin olan alimlere muhtacız. Bu alimler, bu ayetlerin manaları hakkında bilgi sahibidirler, çünkü her Kur’ân okuyanın te’vil yapma izni yoktur. Bu ayetlerden birisi de Tâhâ suresinin 5. ayetidir.

﴿ٱلرَّحمَٰنُ عَلَى ٱلعَرشِ ٱستَوَىٰ ٥﴾

ANNE İLE BABAYA İYİ DAVRANMAYA TEŞVİK VE UKÛK’TAN UYARI

Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿وَقَضَى رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلّآ إِيَّاهُ وبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الكِبَرَ أَحَدُهُما أَوْ كِلاهُما فَلا تَقُل لَّهُمَا أُفٍّ وَلا تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَولًا كَريمًا (23) وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا 24﴾

Manası: Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anne ve babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet et ve “Rabbim! Küçüklüğümde onlar bana nasıl merhamet etmişlerse, şimdi de Sen onlara rahmet et!” diyerek dua et. (El-İsrâ‘ suresi, 23. ve 24. ayetler)

﴿وقضَى ربُّكَ أَلّا تُعبُدوا إِلّا إِيَّاه:

yani Allâhu Subhânehu ve Teâlâ kullarına kesin bir şekilde Kendisinden bir başkasına ibadet etmemeyi emrediyor.

﴿وَبِالوالدَيْنِ إِحْسَانًا:

yani Allâh, anne ve babaya ihsanda bulunmayı emrediyor ve ihsandan maksat iyilik ve hürmette bulunmaktır. İmam Muslim, Abdullâh bin Mes’ûd’un bir seferinde Rasûlullâh‘a ﷺ “Allâh ve rasulüne iman etmekten sonra hangi amel en faziletli ameldir?” diye sorduğunu rivayet eder. Rasûlullâh ﷺ mealen şöyle cevap vermiştir: “Vaktinde kılınan namaz.” Abdullâh bin Mes’ûd devam sormuştur: “Ondan sonra?” Rasûlullâh ﷺ mealen: “Anne ve babaya iyi davranmak.” diye cevap vermiştir.

Ayrıca İmam Muslim peygamber efendimizin ﷺ şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

رَغِمَ أَنْفُ مَنْ أَدْرَكَ أَبَوَيْهِ عِنْدَ الكِبَرِ أَحَدَهُما أَوْ كِلَيْهِمَا فَلَمْ يَدْخُلِ الجنَّة اﻫ

Manası: Anne ve babaya yaşlılık ve zayıflıklarında hizmet ederek, nafaka vererek vs. iyi davranmak cennete girmek ve ahirette kazançlı olmak için bir sebeptir ve bunda geri kalmak büyük bir kayıptır.

NEBİYY VE RASULLER

Allâh-u Teâlâ yüce Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿وَإِن تَعُدُّواْ نِعمَةَ ٱللَّهِ لَا تُحصُوهَا إِنَّ ٱللَّهَ لَغَفُور رَّحِيم ١٨

En-Neḥl suresi, 18

Manası: Halbuki Allah’ın nimetlerini teker teker saymaya kalkışsanız, onları sayamazsınız. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.

Muhakkak ki, Allâh insana sayamayacağımız birçok nimet vermiştir. İnsanı en güzel surette, düzgün ve dengeli bir şekilde takdir edip yaratmıştır.. Allâh, insanlara akıl vermiştir ki yaratıcısını bilsin. Ve kendisini ve bütün yaratıkları yoktan var eden Yaratıcının şeriki (ortağı), başlangıcı ve sonu olmadığını bilebilsin. İnsan aklı ile O’nun hayat, kudret, irade, işitme, görme, kelâm sıfatı ile vasıflandığını ve hiçbir şeye benzemediğini bilebilir. Insana akıl verilmiştir ki, Allâh’ın emirlerini öğrensin, O’na ibadet etsin ve Allâh’ın verdiği nimetlerin değerini bilip O’na şükretsin. İnsan zevkleri aldatıcı ve belaların bol olduğu bu dünyada hayatını sürmektedir. Ayrıca, Allâh-u Teâlâ insana şeytanı öyle bir yük olarak vermiştir ki, o şeytanın hedefi insanı hak yoldan (dinden) saptırıp ayartmaya çalışmasıdır. Hileleriyle zengini de fakiri de ayartmaya çalışır. Kalbine şüphe ve yasak olan şehvetler sokmaya çalışır, ta ki kalbine öldürücü hastalıklar işleyene kadar. Şeytan bununla insanın onu yoktan var eden Rabbine itiraz etmesini amaçlar.

Din kardeşlerim, bu tür hastalıkların devasını kişi ancak Allâh’ın onu hidayete ulaştırmasıyla olur. Selamete ve afiyete ulaşmanın yolu ise peygamberlere uymakla olur (Allâh’ın Salât’ı ve Selam’ı üzerlerine olsun).Kalbin kurtuluşa ermesi Rabbinin sıfatlarını, emir ve yasaklarını doğru bilip Allâh’ın rızasını kazanmaya çalışıp O’nun gazabına uğratacak şeylerden sakınmasıyla olur. Bunu ise ancak peygamberler aracılığıyla öğrenir. Allâh’ın razı olduğu ve üzerinde gazabı olan şeyleri, ahirette kurtuluşa sürükleyen veya helaka uğratan hususları, peygamberler vasıtasıyla bilir. Kişi sadece akıl yoluyla dini hükümleri bilemez. Dolasıyla peygamberlere ve Rasûllere duyulan ihtiyaç zaruri bir ihtiyaçtır. Allâh insanlara vermiş olduğu nimetleri onlara peygamberleri ve Rasûlleri göndermesiyle tamamlar. Peygamberler insanlara hem dünyada hem de ahirette afiyet, selamet, saadet ve kurtuluş yolunu beyan etmişlerdir. …

Ramadân’dan sonra taatlerde, tövbede, ilim ve hayır meclislerinde sabit kalmak

Müslüman kardeşlerim; henüz bir kaç gün önce hayırlar, bereketler, taatler ve tövbe ayı olan Ramadân ayını uğurlamamıza rağmen yine tövbe etmekte ve taatler işlemekte sabit kalınız.

İmam Ṡâbit, ne kadar güzel senin sabit kalman. Ṡâbit el-Bunâniy tabiinden bir imam ve ilim ile amelde önde gelenlerdendi. Kur’ân-ı Kerîm‘i gece gündüz hatmeder ve sene boyu oruç tutardı. İmam Ṡâbit şöyle derdi: “Kırk yıl boyunca namaz kılmaya sabrettim ve onun lezzetini kırk yıl boyunca tattım.“ İmam Ṡâbit’i defneden yemin ederek diyor ki: “İmam Ṡâbit’i kabre koydum ve kabrinden çıktığımızda kerpiçlerden biri düştü. Onu yerine koymak için aşağı indiğimde kabrinde namaz kıldığını gördüm. Yanımdakine ‘Benim gördüğümü sende görüyor musun?‘ dedim. Bana ‘sus‘ dedi. Sonra üzerine toprağı atıp kabrini kapattık ve İmam Ṡâbit’in kızının yanına gittik. Kızına ‘Baban bu dünyada ne yapardı?‘ diye sorduğumuzda ne gördüğümüzü bilmek istedi. Ona şahit olduklarımızı haber verdik ve kızı bize dedi ki ‘Elli sene boyunca gece namazına kalkar ve seher vaktinde şu şekilde dua ederdi: ‘Allâh’ım eğer birini kabirde namaz kılmak ile nimetlendirdiysen bu nimeti bana da ver.‘ Allâh-u Teâlâ onun duasını kabul etti.“ Bunu Ebû Nuaym “Ḥilyetu‘l Evliyâ“ adlı kitabında rivayet etmiştir.

Cebrâ‘îl aleyhisselâm bunların, namazlarını kılmakta tembellik edenler olduǧunu bildirdi.

Değerli Müslüman kardeşlerim; unutmayınız ki hayatlarınızın bitmesine ve kabre girmenize bir saat, bir dakika veya daha az bir vakit kalmış olabilir. ….