GR43-Tr


FİTNENİN BEYANI

Değerli Müslüman kardeşlerim, sizlere ve kendime Allâh’tan korkmayı, emrettiklerini yerine getirmeyi ve yasakladıklarından da uzak durmayı tavsiye ediyorum. Peygamber Efendimiz ﷺ bizi gelecek olan fitneden haberdar edip kalplerimizi gelecek olan fitne ile meşgul etmekten ise salih olan amelleri yapmamızı teşvik etmiştir.

Peygamber Efendimiz ﷺ İmam Muslim’in rivayet ettiği hadiste şöyle buyurmaktadır:

بَادِرُوا بِالأَعْمَالِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللّيلِ الْمُظْلِمِ يُصْبِحُ الرَّجُلُ مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا أَوْ يُمْسِي مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا يَبِيعُ دِينَهُ بِعَرَضٍ مِنَ الدُّنيا اﻫ

Anlamı: Karanlık gecenin parçaları gibi fitneler gelmeden önce salih amelleri yapmada acele ediniz. Kişi mümin olarak sabahlayacak, gayrimüslim olarak akşamlayacak veya kişi mümin olarak akşamlayacak gayrimüslim olarak sabahlayacaktır. Dinini dünya menfaati için satacaktır.

Bu hadîs-i şerîf’te Peygamber Efendimizin ﷺ ayın olmadığı kapkaranlık bir gece gibi olan fitnelerin bizi meşgul etmeden salih olan amelleri yapmaya teşviki vardır. Muhakkak ki Allâh’ın Rasûlü ﷺ o fitnelerin şiddetlilerinden bir çeşidini bize vasfetmiştir. Bu fitne ise kişinin mümin olarak akşamlaması ve gayrimüslim olarak sabahlaması ve tersidir.

Değerli Müslüman kardeşlerim, işte bu öyle büyük bir fitnedir ki insanı bir gün içinde bu kadar değiştirmektedir. Allâhu Teâlâ bizi korusun. …

„Kim bir müminin dünyalık sıkıntılarından birini giderirse …“ Hadis-i Şerîf’in Şerhi

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kadîr olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı peygamber efendimiz Muhammed’e ﷺ iltizam etmeyi, belalara sabretmeyi, hidayet ve Allâh’a tevekkül etmeyi tavsiye ederim.

Sabır ile dilediğin mertebeye ulaşırsın

Ve takva ile demiri yumuşatırsın

İmam Muslim Ebu Hureyre’den “Sahih”inde peygamber efendimiz Muhammed’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:

مَنْ نَفَّسَ عَنْ مُؤْمِنٍ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ الدُّنْيَا نَفَّسَ اللهُ عنهُ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ القِيَامَةِ وَمَنْ يَسَّرَ علَى مُعْسِرٍ يَسَّرَ اللهُ عليهِ في الدُّنيا والآخرَةِ ومَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سترَهُ اللهُ في الدُّنيا والآخرةِ واللهُ في عَوْنِ العبدِ ما كانَ العبدُ في عونِ أخيهِ وَمَنْ سَلَكَ طَرِيقًا يَلْتَمِسُ فيهِ عِلْمًا سَهَّلَ اللهُ لَهُ بهِ طَرِيقًا إلَى الجنّةِ

Manası: Kim bir müminin dünyalık sıkıntılarından birini giderirse Allâh da onun kıyamet günü sıkıntılarından birini giderir. Kim zor durumda olana kolaylık sağlarsa Allâh da ona dünyasında ve ahiretinde kolaylık sağlar. Kim Müslümanın ayıbını örterse Allâh da onun dünyada ve ahirette ayıplarını örter. Kul kardeşine yardım ettiği müddetçe Allâh da kula yardım eder. Kim din ilmini öğrenmek için yola çıkarsa, Allâh onun için cennetin yolunu kolaylaştırır.

Peygamber efendimizin “Kim bir müminin dünyalık sıkıntılarından birini giderirse Allâh da onun kıyamet günü sıkıntılarından birini giderir.“ kavli karşılığı amelin cinsine göre olduğuna döner. …

Allâh’ın Azabına Karşı Uyarı ve Münkeri Özellikle de Küfrü Reddetmeye Dair Teşvik

Ey akıl sahipleri, ey zeki insanlar, ey kalpleri anlayış ile dolu olanlar, ey kabre girmeden önce kabri gören ve kabirdeki azabın varlığını işitenler! Ey akrabalarını, ölümün nasıl da alıp götürdüğünü görenler! Ey kendilerinden önce yaşayanlardan bazılarının gördükleri azaplar hakkında bilgi sahibi olanlar ve kendilerine müttaki kulların hayat hikayeleri ulaşanlar! Yüce Allâh’ın, inatçı ve asi olanları neler ile tehdit ettiğini ve kendilerini, hayırlı amellerle ahiret gününe hazırlayanlara neler vaat ettiğini düşündünüz mü?

Sevgili kardeşlerim; Allâh-u Teâlâ geçmiş zamandaki kavimlere zulümlerinden ve sınırı aşmalarından dolayı şiddetli azaplar indirmiştir. Efendimiz Şuayb aleyhisselâm’ın kavmi bunun için bir örnektir. Onlar Efendimiz Şuayb aleyhisselâm’ı yalanlamışlar ve davetini reddetmişlerdir. Allâh onları cezalandırmış ve onların hepsini helak etmiştir. Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُم عَذَابُ يَومِ ٱلظُّلَّةِ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَومٍ عَظِيمٍ ١٨٩﴾

Manası: Böylece Şuayb’ı yalanladılar da, (güneşin bunaltıcı sıcaklığından gölgelenmek için bulutun altına sığındıkları zaman, yakılıp mahvedildikleri) o gölge gününün azabı kendilerini yakalayıverdi. Gerçekten o büyük bir günün azabı idi. (Eş-Şuarâ’ suresi, 189. ayet) …

Öfkenin Sonuçlarından Uzak Durun

Allâh-u Teâlâ yüce kitabında şöyle buyuruyor:

﴿وَٱلَّذِينَ يَجتَنِبُونَ كَبَٰئِرَ ٱلإِثمِ وَٱلفَوَٰحِشَ وَإِذَا مَا غَضِبُواْ هُم يَغفِرُونَ

Manası: O kimselerdir ki, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınırlar, öfkelendikleri zaman da onlar kusur bağışlarlar.

(Eş-Şûrâ suresi, 37. ayet)

 

Ebu Hureyra’dan, bir adamın Rasûlullâh’tan nasihat istediğinde, Rasûlullâh’ın kendisine şöyle dediği rivayet olunur:

لا تَغْضَبْ

Manası: Öfkelenme.

Adam birkaç kez daha nasihat istediğinde Rasûlullâh yine aynı şekilde karşılık vermiştir. (Buhari)

Öfkenin, vahim sonuçlara ve hattâ zaman zaman öldürmeye ve yıkmaya götüren en açık sebeplerden olduğu hususunda şüphe yoktur. Dolayısıyla öfke, kalpte tutuşan bir közdür ve öfke sahibi olan kişiye zarar verir. Öfkenin ateşi başkalarına kadar da uzanabilir ve böylece oluşan husumetler nefislerde buğza sebep olabilir. Bu durum, kardeşler veya amcaoğulları ve dayıoğulları arasında buğza da sebebiyet verir. Öfkenin ateşi senelerce sönmeyebilir ve netice olarak oğulları ve torunları da yakabilir. Peygamber efendimiz Muḥammedﷺ o adama öfkeyi terk etmeyi nasihat etti. Bundan maksat, sahibini hikmetin sınırları dışına götüren öfkedir, ki bu kötü bir şeydir. Peygamber efendimizin, o adamın çokça öfkelendiğini bilmiş olması ve bundan dolayı ona, hâline göre münasip bir nasihat vermiş olması da mümkündür. Böylece Rasûlullâh, kısa ancak derin bir cevap ile yetinmiştir. Bu cevabı, adamı öfkenin getirdiği zarar ve günahlardan uyarmak için öfkeyi terk etmesi emrini içermektedir. Zikredilen hadiste, yukarıda zikredilen Eş-Sûrâ suresinin 37. ayetinden alıntılar vardır. Bu ayet, öfkenin onların akıllarını gidermediğini ve böylece hikmetin sınırları dışına çıkarmadığını ifade etmektedir. Onlar kendi nefislerini hâkim olurlar ve öfkelerine göre hareket etmezler. Öfke, onları pişman olacakları bir şeye sürüklemez. Bu hadiste ayrıca Âl-i İmrân suresinin 134. ayetinden alıntı vardır:

﴿وَٱلكَٰظِمِينَ ٱلغَيظَ وَٱلعَافِينَ عَنِ ٱلنَّاسِ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلمُحسِنِينَ

Manası: Öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını bağışlayanlar. Allâh iyilik edenleri sever.