Mirâc Mucizesi

Müslüman kardeşlerim; henüz İsrâ’ ve Mirâc’ın gerçekleştiği receb ayında bulunmaktayız. Geçen haftaki hutbemizde Peygamber Efendimizin ﷺ Beyt-i Makdis’e olan gece yolculuğu ve bu yolculuğu esnasında görmüş olduğu bazı hâdiseler hakkında konuşmuştuk. Son hutbemizde Efendimizin ﷺ gece yolculuğu hakkında yüce Kur’ân-ı Kerîm’de açık nass mevcut olduğunu ve bundan dolayı Efendimizin ﷺ Beyt-i Makdis’e olan gece yolculuğunu inkâr eden insanın Kur’ân’ı yalanladığını da bildirmiştik. Mirâc mucizesi hakkında ise Kur’ân’da açık bir nass bulunmamaktadır, lakin bu konu hakkında açık olmasa da neredeyse açık nass varit olmuştur. Allâh-u Tebêrake ve Teâlâ yüce Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmuştur:

﴿مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى 11 أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى 12 وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى 13 عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى 14

Manası: Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı. Ey inkârcılar! Onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mısınız? Andolsun ki, Cebrail’i, bir başka inişte daha Sidretul-Muntehâ’nın yanında görmüştü. (en-Necm suresi, 11.-14. ayetler)

Böylece âlimler, şeriatta varit olduğundan cahil olan insanın Mirâc’ı inkâr etmesi ile kâfir olmadığını ama günah işlediğini söylemişlerdir, çünkü Efendimizin ﷺ gece yolculuğunun aksine Mirâc hakkında Kur’ân’da açık nass bulunmamaktadır. Şüphesiz ki İslam’a inat etmek kastıyla Mirâc’ı inkâr eden kişi Müslüman değildir. Allâh’ın şeriatını ve hükümlerini yalanlamaktan sakınınız! …

İsrâ‘ Mucizesi

Mü’min kardeşlerim, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâh’tan hakkıyla korkun ve ancak Müslüman olarak ölün. Bilin ki! Allâh, takva sahibi olan kullarına yardım eder. Müslüman kardeşlerim; bize yüce bir münasebet yaklaştı, o da İsrâ’ ve Miraç gecesidir. İnşâ’allâh kelâmımız bugün İsrâ’ mucizesi hakkında olacaktır.

Allâh-u Teâlâ yüce Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmuştur:

﴿سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَىٰ بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

Manası: Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muḥammed‘i) Mescid-i Ḥarâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allâh noksan sıfatlardan münezzehtir; O, herşeyi işiten ve görendir. (El-İsrâ‘ sûresi, 1. ayet)

Müslüman kardeşlerim! İsrâ‘, Kur’ân, Sünnet ve Müslümanların icmaı ile sabittir ve bundan dolayı İsrâ‘ mucizesine iman etmek farzdır. Peygamber Efendimizin ﷺ Mescid-i Ḥarâm’dan Mescid-i Aksâ‘ya gece yolculuğu, Efendimiz uyanık iken hem ruhen hem de bedenen gerçekleşmiştir. Bunu yaratmak, Allâh için zor bir şey değildir, şüphesiz O Tebârake ve Teâlâ her şeye kâdirdir. Bundan dolayı âlimler: „İsrâ‘ mucizesini inkâr eden kişi, Kur‘ân’ı yalanlamıştır ve Kur‘ân’ı yalanlayan kişi, Müslümanlardan değildir.“ demişlerdir. …

EŞARİLER VE MATURİDİLER YALAN VE BİR NİSAN ŞAKASI YALANINDAN UYARI

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâh’a karşı takvalı olun. Sizlere Rasûlullâh’ın ve mü’minlerin yoluna sımsıkı sarılmanızı tavsiye ederim. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَآءَتْ مَصِيرًا

Manası: Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Peygambere karşı çıkar ve mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, kötü bir yer olan cehennemde sonsuz olarak azap görür. (En-Nisâ’ suresi, 115. ayet)

İmam Tirmizi’nin ve başkalarının rivayetine göre Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur:

عَلَيْكُمْ بِالْجَمَاعَةِ وَإِيَّاكُمْ وَالفُرْقَةَ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ معَ الوَاحِدِ وَهُوَ مِنَ الاثنَيْنِ أَبْعَدُ فَمَنْ أَرَادَ بُحْبُوحَةَ الجنَّةِ فَلْيَلْزَمِ الْجَمَاعَةَ اﻫ

Manası: Cemaate bağlı kalın, ayrılıktan da sakının. Zira şeytan tek kişi ile beraberdir; iki kişiden ise daha uzaktır. Cennetin ortasını isteyen, cemaate bağlı kalsın.

Yine Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur:

وَإِنَّ هذهِ الْمِلَّةَ سَتَفْتَرِقُ عَلَى ثَلاثٍ وَسَبْعِينَ فِرْقَةً ثِنْتَانِ وَسَبْعُونَ فِي النّارِ ووَاحِدَةٌ فِي الجنَّةِ وَهِىَ الجمَاعَةُ اﻫ

Manası: Bu ümmet, yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan yetmiş ikisi cehennemde ve biri cennette olacaktır. O da cemaat’tir.

Cemaat’in manası, sevad-ı azam, yani ümmetin çoğunluğudur; zira başka bir rivayette sevad-ı azamdan hariç hepsinin cehennemde olacakları bildirilmektedir. …

SUSKUNLUK VE DİLİ KORUMA

Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿مَا يَلفِظُ مِن قَولٍ إِلَّا لَدَيهِ رَقِيبٌ عَتِيد﴾

Manası: Rakîb ve Atîd melekleri, konuşulan her şeyi yazar. (Kâf suresi, 18. ayet)

Din kardeşlerim; bilin ki bizler konuştuklarımızdan, yaptıklarımızdan ve itikat ettiklerimizden sorumluyuz ve kıyamet gününde hesabe çekileceğiz. Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿يَومَ تَشهَدُ عَلَيهِم أَلسِنَتُهُم وَأَيدِيهِم وَأَرجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَعمَلُونَ﴾

Manası: Dilleri, elleri ve ayakları, neler yaptıkalarına kıyamet gününde onlara karşı şahitlik edecek. (Nûr suresi, 24. ayet) …