Category Archives: Cuma Hutbeleri

Kibir, Hakkı Kabul Etmemek ve İnsanları Küçük Görmektir

Ḥamd Allâh’a dır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları; nefsime ve sizlere Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ediyorum.
Allâh-u Teâlâ, El-Kasas suresinin 83. ayetinde şöyle buyuruyor:

﴿تِلكَ ٱلدَّارُ ٱلأخِرَةُ نَجعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوّا فِي ٱلأَرضِ وَلَا فَسَادا وَٱلعَٰقِبَةُ لِلمُتَّقِينَ﴾

Manası: Şu ahiret yurdunu (cenneti) Allâh, (Allâh’a ve Rasûlü’ne iman edip) yeryüzünde ne bir zulüm, ne de bir fesad istemeyen kimselere verir. İyi akıbet müttakilerindir.

 

Allâh-u Teâlâ, Lukmân suresinin 18. ayetinde şöyle buyuruyor:

﴿ وَلَا تُصَعِّر خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمشِ فِي ٱلأَرضِ مَرَحًا إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُختَال فَخُور﴾

Manası: Kibirlice insanlara yüzünün yanını çevirme ve yeryüzünde kibirli yürüme. Allâh kibirlileri sevmez.

Din kardeşlerim; Allâh size merhamet eylesin. Bilin ki, kalbin günahlarından birisi kibirdir. Kibir kötü bir sıfattır ve Allâh, ondan Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinde nehyetmiştir. Zikrettiğimiz ayetler bunlardan bazılarıdır.

Ayette geçen ﴿وَلَا تُصَعِّر خَدَّكَ لِلنَّاسِ﴾ şu manaya geliyor: İnsanlardan kibirlice yüz çevirme. Bilakis onlara mutevazı bir şekilde karşıla. Allâh bizleri ayrıca kibirli ve böbürlenerek yürümekten nehyetti, zira zikredilen ayette meâlen “ve yeryüzünde kibirli yürüme” geçmektedir. Yüce peygamber efendimiz Muḥammed bizlere, kibrin ne manaya geldiğini ve kibir sahibi için – kibirden ötürü ahiretteki azaba sürüklenmesinden ziyade – birçok durumda dünyevî hususlarda çokça sorunlara sebep olduğunu beyan etmiştir.

Continue reading Kibir, Hakkı Kabul Etmemek ve İnsanları Küçük Görmektir

ALLÂH-U TEÂLÂ’NIN BELİRLİ ON ÜÇ SIFATI

Muhakkak ki hamd Allâh’adır. Ona hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur; O tektir, ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz Muhammed O’nun kulu ve rasûlüdür. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muhammed’e ve gönderilmiş olan bütün rasûllere olsun.

Mümin kardeşlerim, sizlere ve kendime her şeye kadîr yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Bugün sizlere Rasûlullâh’ın ﷺ sadık Müslümanlara vermiş olduğu nebevî bir müjdeyi hatırlatmak istiyorum. İmam Buhari, Sahihinde Rasûlullâh’ın ﷺ şöyle dediğini rivayet etmektedir:

فَإنَّ اللهَ حَرَّمَ عَلى النَّارِ مَنْ قالَ لا إلهَ إلا اللهُ يَبْتَغِي بِذلِكِ وِجْهَ الله

Bu hadis-i şerîf, münafık olmayıp kalbiyle inanarak ve Allâh’ın rızasını isteyerek لا إلهَ إلا اللهُ (Lâ ilâhe illallâh) diyen kimseye Allâh’ın cehennemi, yani cehennemde ebediyyen kalmayı haram kıldığını bildiriyor.

Dolayısıyla bu ve benzeri hadisler şuna delalet ederler: Kelime-i şahadeti manalarına inanarak söyleyen ve bu hal üzere ölen kişi -daha önce Allâh günahlarını affetmediği için azap görse dahi sonra- muhakkak ki cennete girecektir. Bu, Allâh’ın kullarına kereminden ve fazlındandır. Yine bu, Allâh’ı tevhîd etmenin, yani O’na hiçbir şeyi ortak koşmamanın ve Rasûlünü ﷺ tasdik etmenin, farzların en yücesi olduğunun beyanıdır.

Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur:

يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قالَ لا إلهَ إلا اللهُ وَفي قَلْبِهِ وَزْنُ ذَرَّةٍ مِنْ إيمانٍ

İmam Buhari rivayet etmiştir.

Manası: Kalbinde zerre miktarı iman bulunup لا إلهَ إلا اللهُ ‘Lâilâhe illellâh.’ diyen cehennemden çıkacaktır.

Bu hadis-i şerîfte kastolunan “imanın en azı”dır. Nimetlerden iman nimeti ne yücedir! Kelimelerden tevhîd kelimesi ne de mühimdir! Bu kelime, kâfirin İslâm dinine girmesi için manasına inanarak söylemesi farz olan kelimedir. Nedir bu kelimenin manası ey Mümin kardeşlerim!?. Alimler dediler ki: Allâh’tan başka ilâh olmadığına şehadet etmenin manası, icmalen Allâh’tan başka hakkıyla ibadet edilecek olmadığını, yani Allâh’tan başka hiçkimsenin ibadet edilmeye, yani tezellülün son derecesine müstehak olmadığını dil ile itiraf edip buna kalp ile itikat etmektir. İşte bu güzel kelimenin manası budur. Rasûlullâh ﷺ bu kelime hakkında şöyle buyurmuştur:

أَفْضَلُ ما قُلْتُ أنا والنَّبِيُّونَ مِنْ قَبْلِي لا إلهَ إلا اللهُ

İmâm Mâlik el-Muvatta adlı kitabında rivayet etmiştir.

Continue reading ALLÂH-U TEÂLÂ’NIN BELİRLİ ON ÜÇ SIFATI

ALLÂH’TAN BAŞKASINDAN SADECE YARDIM DİLEMEK ŞİRK DEĞİLDİR

Hamd Allâh’adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekanı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muhammed ﷺ O’nun kulu, rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muhammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Mü’min kardeşlerim, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Ey Allâh’ın kulları, peygamberin şeriatına tabi olmak, peygamberin getirdikleri şeyler ile amel etmek ve hayırlı amellerde çabuk davranmak ile Allâh’a karşı takvalı olun. Ömür sona ermeden haseneler elde edin ki kıyamet gününde mizanda haseneleri günahlarından daha ağır basan insanlardan olasınız. Allâhu Tebârake ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿فَأَمَّا مَن ثَقُلَت مَوَٰزِينُهُۥ ٦ فَهُوَ فِي عِيشَة رَّاضِيَة ٧ وَأَمَّا مَن خَفَّت مَوَٰزِينُهُۥ ٨ فَأُمُّهُۥ هَاوِيَة ٩﴾.

Manası: “İşte o vakit tartıda amelleri ağır basan kimse. O artık hoşnut bir hayattadır. Fakat kimin de amelleri hafif gelirse. Onun varacağı yer Hâviyeh’dir.” (el-Kâri’ah suresi, 6.-9. ayetler)

İmam Tirmizî, “Sünen”inde Ebû Hureyre’den Rasûlullâh’ın ﷺ şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

إِذَا ماتَ ابْنُ ءادَمَ انْقَطَعَ عَمَلُهُ إِلا مِنْ ثَلاثٍ صَدَقَةٍ جَارِيَةٍ وعِلْمٍ يُنْتَفَعُ بهِ وَوَلَدٍ صَالِحٍ يَدْعُو لَهُ اﻫ

Manası: “Ademoğlu ölünce ameli üç şey hariç kesilir: Sadaka-i câriye, faydalanılan ilim ve onun için dua eden sâlih bir evlat.”

Continue reading ALLÂH’TAN BAŞKASINDAN SADECE YARDIM DİLEMEK ŞİRK DEĞİLDİR

Din İlmini Öğrenmeye Teşvik ve Farz-ı Ayn İlminin Beyanı

Hamd Allâh’adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Allâh-u Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm‘de şöyle buyuruyor:

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ ءامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ 18﴾

Manası: Ey iman edenler; Allâh’tan korkun ve herkes, yarın (Kıyamet Günü) için ne hazırlamış olduğuna baksın. (El-Ḥaşr suresi, 18. ayet)

Ey Allâh‘ın kulları, Allâh’a karşı takvalı olun. El-Azîz, El-Ḥakîm, El-Kaviyy ve El-Metîn olan Allâh’a karşı takvalı olun ve Kur’ân-ı Kerîm‘e sımsıkı sarılın. Kur’ân-ı Kerîm‘de şöyle geçmektedir:

﴿يرْفَعِ اللهُ الَّذِينَ ءامَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ﴾

Manası: Allâh aranızda din ilmini öğrenmiş olan mü’minlerin derecelerini yükseltir. Allâh, yaptıklarınızdan haberdardır. (El-Mucâdeleh suresi, 11. ayet)

Değerli kardeşler; Allâh, ilmiyle amel eden âlimlerin derecelerini yükseltmiştir. Bu da ilmin faziletinden ve şerefindendir. Din ilmi, İslam’ın hayatıdır. Din ilmi, iki kısım üzeredir. Bir kısım, her mükellefin üzerine, öğrenmesi farz olan ilimdir (farz-ı ayn ilmi). İlmin diğer kısmını ise bazılarının öğrenmesi durumunda, farz diğerlerinin üzerinden düşer. Bu ikinci kısma, din ilminden olan farz-ı kifaye ilmi denilir. Birinci kısım ise farz-ı ayn ilmi ve peygamber efendimizin şu hadisindeki muradıdır:

طلب العلم فريضة على كل مسلم

Manası: Din ilmini (farz-ı ayn ilmini) öğrenmek her (mükellef erkek ve kadın) Müslümanın üzerine farzdır. (Beyhaki)

Continue reading Din İlmini Öğrenmeye Teşvik ve Farz-ı Ayn İlminin Beyanı