EŞARİLER VE MATURİDİLER YALAN VE BİR NİSAN ŞAKASI YALANINDAN UYARI

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatte bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâh’a karşı takvalı olun. Sizlere Rasûlullâh’ın ve mü’minlerin yoluna sımsıkı sarılmanızı tavsiye ederim. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَآءَتْ مَصِيرًا

Manası: Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Peygambere karşı çıkar ve mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, kötü bir yer olan cehennemde sonsuz olarak azap görür. (En-Nisâ’ suresi, 115. ayet)

İmam Tirmizi’nin ve başkalarının rivayetine göre Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur:

عَلَيْكُمْ بِالْجَمَاعَةِ وَإِيَّاكُمْ وَالفُرْقَةَ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ معَ الوَاحِدِ وَهُوَ مِنَ الاثنَيْنِ أَبْعَدُ فَمَنْ أَرَادَ بُحْبُوحَةَ الجنَّةِ فَلْيَلْزَمِ الْجَمَاعَةَ اﻫ

Manası: Cemaate bağlı kalın, ayrılıktan da sakının. Zira şeytan tek kişi ile beraberdir; iki kişiden ise daha uzaktır. Cennetin ortasını isteyen, cemaate bağlı kalsın.

Yine Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur:

وَإِنَّ هذهِ الْمِلَّةَ سَتَفْتَرِقُ عَلَى ثَلاثٍ وَسَبْعِينَ فِرْقَةً ثِنْتَانِ وَسَبْعُونَ فِي النّارِ ووَاحِدَةٌ فِي الجنَّةِ وَهِىَ الجمَاعَةُ اﻫ

Manası: Bu ümmet, yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan yetmiş ikisi cehennemde ve biri cennette olacaktır. O da cemaat’tir.

Cemaat’in manası, sevad-ı azam, yani ümmetin çoğunluğudur; zira başka bir rivayette sevad-ı azamdan hariç hepsinin cehennemde olacakları bildirilmektedir.

Mü’min kardeşlerim, sevgili Peygamberimiz ﷺ, bu ümmette görüş ayrılığı olacağını ve bu ümmetin gruplara ayrılacağını, bu gruplardan bir grup hariç diğer hepsinin cehennemde olacağını bildirmiştir. Yine Allâh Rasûlü ﷺ, o bir grubu diğerlerinden hangi apaçık belirtiyle ayırt edeceğimizi de bildirmiştir. Allâh’a ḥamd olsun. Bu belirti, sevad-ı azamdır, yani ümmetin çoğunluğudur. Allâh Rasûlü’nün ﷺ zamanından bu zamana kadar ümmet-i Muḥammed’in çoğunluğu İslâm dininin temeline ait olmayan bazı meselelerde görüş ayrılığına düşmüş olsa dahi inancın aslı bakımından doğru yoldadır. Onların hepsi Allâh’ın tek olduğuna inanırlar ve Allâh’ı yaratılmışlara benzemekten tenzih ederler. Onlar Allâh’ı hacimden, yönden, sınırdan ve mekândan tenzih ederler. Onlar, ister cisim ister amel olsun her şeyin yaratıcısının Allâh olduğuna; kulun amellerinin de kulun yaratması ile değil Allâh’ın yaratmasıyla olduğuna ve kulun ancak kesbi olduğuna inanırlar. Kulun kesbi ise, irâdesini ve kastını bir fiili yapmaya yönelttiğinde, Allâh’ın, bu fiili o an onda yaratmasıyla gerçekleşendir. Hepsinin inancı şudur: Hiçbir şey Allâh’ın dileği, ilmi ve kudreti olmaksızın varolmaz. Bir şeyin varolması, Allâh onun varlığını dilemediyse imkânsızdır. İyilik ve kötülük Allâh’ın dilemesi ve takdiri iledir. Allâh, müjdeleyici ve uyarıcı olarak Peygamberler göndermiştir. Onların ilki, Efendimiz Âdem aleyhisselâm, sonuncusu da Efendimiz Muḥammed’dir ﷺ. Peygamberler, Allâh’ın seçkin kullarıdır. Küfürden, büyük ve kıymet düşürücü küçük günahlardan; aynı şekilde alçaltıcı başka hususlardan ve insanları kendilerinden uzaklaştıracak hastalıklardan korunmuş olmak gibi Peygamberlerin kendilerine mahsus sıfatları vardır. Yine ümmetin çoğunluğu cennet ve cehenneme; her ikisinin şu an var olduklarına ve sonsuz olarak kalıcı olduklarına inanırlar. Ümmetin çoğunluğu; dirilişi, haşri, hesabı, azabı ve İslam dininde sabit olan diğer meseleleri kabul etmiştir. Bunları kabul etmeyenler ancak, sayıları ümmetin çoğunluğuna nazaran az olan ve ümmetin çoğunluğundan ayrılarak cehennem azabını hak edenlerdir. Ayrılığa düşmüş olan gruplardan biri, Allâh’ı cisimlerin sıfatları ile vasıflandıran mücessimelerdir. Onlar, Allâh’a hacim, yer, uzuv, hareket, değişiklik, duygulanmak, yukarı çıkmak, aşağı inmek ve yaratılmışların başka sıfatlarını da isnat ederler; böylece de tevhid dairesinden çıkar ve küfre düşerler. Mürci’e ve kaderiyye fırkaları da ayrılığa düşmüş olanlardandır. Allâh Rasûlü ﷺ onlar hakkında şöyle buyurmuştur:

صِنْفَانِ مِنْ أُمَّتِى لَيْسَ لَهُما فِي الإِسلامِ نَصيبٌ الْمُرْجِئَةُ والقَدَرِيَّةُ اﻫ

Manası: Ümmetimden iki sınıf vardır ki onların İslâm’dan bir nasibi yoktur: Mürci’e ve kaderiyye. (İmam Tirmizi)

Mürci’e, geçmiş zamanda ortaya çıkmış ve sonradan kaybolmuş olan bir gruptur. Onlar, İslâm dinine zıt bir söz söylerlerdi; “İmanlı olana günah zarar vermez.” derlerdi, yani ne kadar günah işlerse işlesin mü’minin ahirette bundan dolayı hesaba çekilmeyeceğini iddia ederlerdi. Böylece onlar dini yalanladılar ve İslâm dairesinden çıktılar. Kaderiyye’ye gelince, Ebu Davud, “Sunen” adlı kitabında Allâh Rasûlü’nün ﷺ onlar hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لِكُلِّ أُمَّةٍ مَجُوسٌ ومَجُوسُ هَذِهِ الأُمَّةِ الّذينَ يَقُولونَ لا قَدَرَ مَنْ مَاتَ مِنْهُمْ فَلا تَشْهَدُوا جَنازَتَهُ وَمَنْ مَرِضَ مِنْهُمْ فَلا تَعودُوهُمْ وَهُمْ شِيعَةُ الدَّجَّالِ ــ أي مُناصِرُوه ــ وَحَقٌّ علَى اللهِ أَنْ يُلْحِقَهُمْ بِالدَّجالِ اﻫ

Manası: Her ümmetin mecusi’si vardır. Bu ümmetin mecusileri ise ‘Kader yoktur.’ diyenlerdir. Onlardan biri ölürse, cenazesine katılmayın, hasta olursa ziyaretine gitmeyin. Onlar Deccal’in yardımcılarıdır. Allâh’ın onları Deccal’e ilhak ettirmesi hakkıdır.

Kaderiyyeler bazı konularda kaderi, yani Allâh’ın takdirini inkâr ederler. Âlimler “Herhangi bir şey Allâh dilemeden var oldu.” diyenin İslam dininden çıktığını söylemişlerdir. Cemaat-i Müslimin’den ayrılan başka bir grup da haricilerdir. Onlar, büyük günah işleyenin İslam dininden çıktığını söylerler; hatta tek bir meselede dahi olsa şeriate göre hüküm vermeyen hâkimleri -ki bu hâkimler buna helal demedikleri halde- kâfir sayarlar. Halkı da aynı şekilde ister onlara uysunlar ister uymasınlar –onlara karşı başkaldırıp savaşanlar hariç- kâfir sayarlar. Buna dayanarak da Müslümanların kanını ve malını helal kılarlar. Bu da asırlar boyunca çeşitli fitnelere sebep olmuştur.

Mü’min kardeşlerim, hicri üçüncü yüzyılda sapık fırkalar fazlalaştı. Allâh-u Teâlâ o asrın sonuna doğru biri Arap ve biri Arap olmayan iki imam gönderdi. Arap olan, Ebul-Hasan el-Eşari’dir. Arap olmayan ise, Ebu Mansur el-Maturidi’dir. Bu iki imam ve kendilerinden sonra gelen öğrencileri, deliller ve kanıtlarla sapık gruplara karşı çıkmışlardır. Böylece sapıklık ehli zayıflamış ve yenik düşmüştür. Bundan dolayı Ehl-i Sünnet bu iki imama isnat edilmiş ve “Ehl-i Sünnet, Eşariler ve Maturidilerdir.” denmiştir. Bu iki imam zamanından bu zamana kadar ümmetin çeşitli ilim dallarındaki âlimlerine baktığımızda -Allâh’a ḥamd olsun ki- ya Eşari ya da Maturidilerdir.

Sevgili kardeşlerim, Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿يَا أَيُّها الّذِينَ ءَامِنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِى اللهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى المؤمِنِينَ

Manası: Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allâh öyle bir kavim getirir ki, Allâh onları sever, onlar da Allâh’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllüdürler. (El-Mâ’ideh suresi, 54. ayet)

İmam Hâkim, “Mustedrak” adlı eserinde bu ayet-i kerime indiğinde Rasûlullâh’ın ﷺ elini Ebu Musa el-Eşari’ye uzatarak –mealen- “Bu senin kavmindir, ey Ebu Musa.” dediğini rivayet etmiştir. İmam Kuşeyri de şöyle demiştir: “Ebul-Hasan el-Eşari’nin tabileri, onun kavmidir.”

İmam Ahmed ve İmam Hâkim’in sahih bir senetle rivayet ettikleri bir hadiste Allâh Rasûlü ﷺ, Fatih Sultan Mehmed’i -Allâh ona rahmet eylesin- övmüştür. Fatih Sultan Mehmed -Allâh ona rahmet eylesin- bilindiği gibi Maturidi idi. Allâh Rasûlü ﷺ, doğru inanca karşı çıkan birini hiç över mi!?. Vallâhi hayır, övmez.

İşte bu iki haber, Eşarilerin ve Maturidilerin hak ve doğru olduklarına işaret eder. Bu iki yüce imama uyan yeryüzünün farklı bölgelerdeki milyonlarca Müslümanın şahitliği de yeterlidir. Zira Şafiilerin çoğunluğu, Malikilerin hepsi, Hanbelilerin fazilet sahibi olanları ve bazı Hanefiler Eşaridirler. Hanefilerin çoğunluğu ve bazı Şafiiler de Maturididirler. Hepsi İslâm dinin temelinde birbirine uygundurlar; ayrılığa düşmezler. Zira onların temeli; sahabelerin, tabiinin ve onlara doğruca uyanların temeline uygundur.

Allâh’tan dileriz ki, bizleri bu yüce iki âlimin, İmam Eşari ve İmam Maturidi’nin akidesi olan Ehl-i Sünnet vel-Cemaat’in akidesinde sabit kılsın ve bizlere bu inanç üzerinde ölmeyi nasip eylesin.

Sizler ve kendim için Allâh’tan mağfiret dilerim.