Category Archives: DİN İLMİ

Yaradan’a Sövmekten Uyarı

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Mü’min kardeşlerim! Sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.

Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿وَلتَكُن مِّنكُم أُمَّة يَدعُونَ إِلَى ٱلخَيرِ وَيَأمُرُونَ بِٱلمَعرُوفِ وَيَنهَونَ عَنِ ٱلمُنكَرِ وَأُوْلَٰئِكَ هُمُ ٱلمُفلِحُونَ﴾

Manası: İçinizde hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte bunlar kurtuluşa erenlerdir. (Âl-i İmrân suresi, 104. ayet)

Din kardeşlerim; bugünkü hutbemizin mevzusu, evlere gidip insanlar ile konuşulması gereken bir mesele ile alakalıdır. Yollarda, büyük küçük, kadın, erkek ayırt etmeksizin bu konu hakkında konuşmamız gerekir. Bu mesele, maalesef birçok insanın dilinde dolaşan çok açık ve büyük bir küfürdür. Mevzu bahis Allâh’a sövmektir. Bedenleri titreten ve kalpleri sarsıntıya uğratan ve Allâh korkusundan gözlerin yaşardığı bu kötü eylem ise O’nu kötülemek, O’na iftira atmak ve O’nun ile alay etmektir.

Değerli kardeşlerim; hangi birimizin kalbi, annesine veya babasına sövüldüğünde daralmaz, ki bu büyük bir günahtır. Peki bizi yaratan Allâh’a sövmenin hükmü nedir?

O anneye sövmüyorsun. Peki o anneyi ve çocuğu yaratan ve bizlere sayamayacağımız nimetler sunan Allâh’a sövenin durumu nasıldır? Bizlere sıhhatı, sabrı, işitmeyi, dili, yemeği ve içmeği, çiçekleri, meyveleri, davarları, tat alma, koklama ve dokunma gibi hisleri, nehirleri ve denizleri, din ilmini ve İslam’ı bahşetti. Hâl böyle iken bazı insanlar nasıl olur da bizlere bunca sayamayacağımız nimeti veren Allâh’a söver?! Her birimiz iş yerinde, üniversitede, okuldaki arkadaşlarıyla, ailesi ve komşularıyla bu konu hakkında konuşsun ve Allâh’a sövmekten uyarsın. Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿كُنتُم خَيرَ أُمَّةٍ أُخرِجَت لِلنَّاسِ تَأمُرُونَ بِٱلمَعرُوفِ وَتَنهَونَ عَنِ ٱلمُنكَرِ وَتُؤمِنُونَ بِٱللَّهِ﴾

Manası: Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz ve Allah’a iman edersiniz. (Âl-i İmrân suresi, 110. ayet)

Continue reading Yaradan’a Sövmekten Uyarı

Namaz

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekanı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammed ﷺ O’nun rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿إِنَّمَا يَعمُرُ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ مَن ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱليَومِ ٱلأخِرِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَلَم يَخشَ إِلَّا ٱللَّهَ فَعَسَىٰ أُوْلَٰئِكَ أَن يَكُونُواْ مِنَ ٱلمُهتَدِينَ ١٨﴾

Manası: Allâh’ın mescitlerini ancak Allâh’a ve ahiret gününe inanan, namaza devam eden, zekatı veren ve bunları ihlas ile yapanlar imar eder. Bunlar hidayete ermiş olanlardır. (Et-Tevbeh sûresi, 18. ayeti)

Din kardeşlerim, ey Müslüman gençler, Allâh-u Teâlâ El-Bakarah sûresinin 238. ayetinde şöyle buyuruyor:

﴿حَٰفِظُواْ عَلَى ٱلصَّلَوَٰتِ وَٱلصَّلَوٰةِ ٱلوُسطَىٰ وَقُومُواْ لِلَّهِ قَٰنِتِينَ ٢٣٨﴾

Manası: Farz namazlarının vakit ve rükünlerini gözeterek edasına devam edin, bilhassa ikindi namazına dikkat edin; ve Allâh’a itaat ederek namaza durun.

İmâm Beyhaki’nin rivayet ettiği bir Hadis-i Şerif’te Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:

“خَمْسُ صَلَوَاتٍ كتَبَهُنَّ اللهُ على العبادِ فمَنْ جاءَ بِهِنَّ لَمْ يُضَيِّعْ مِنْهُنَّ شَيْئًا اسْتِخْفَافًا بِحَقِّهِنَّ كانَ لَهُ عندَ اللهِ عهدٌ أَنْ يُدْخِلَهُ الجنَّةَ ومَنْ لَمْ يَأْتِ بِهِنَّ فليسَ لهُ عندَ اللهِ عهدٌ إِنْ شَاءَ عذَّبَهُ وَإِنْ شَاءَ أَدْخَلَهُ الجنَّةَ”

Manası: Allâh, kullarına beş vakit namazı farz kıldı. Kim onları şartlarını ve rukünlerini yerine getirerek ve onları bozacak şeylerden uzak durarak dosdoğru kılarsa, Allâh onlara cenneti vaad etmiştir ve her kim onları dosdoğru kılmazsa, Allâh’ın vaadini hak etmemiştir dilerse onları cezalandırır, dilerse cennetine koyar.

Continue reading Namaz

Abdest

Muhakkak ki hamd Allâh’adır. Ona hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur; O tektir, ortağı yoktur. Allâhu Subhânehu, mekânsız vardır; cisim değildir ve O’nun şekli yoktur. Rabbimiz cisimlerin ve yaratıkların sıfatlarından münezzehtir. Yine şehadet ederim ki Efendimiz Muhammed O’nun kulu ve rasûlüdür. Allâh, onu âlemlere rahmet, yol gösterici, müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndermiştir. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muhammed’e, âline, ashabına ve onlara doğruca tabi olanlara olsun.

Mü’min kardeşlerim, sizlere ve kendime her şeye kadîr yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.

Allâhu Teâlâ yüce kitabında şöyle buyuruyor:

﴿إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلمُتَطَهِّرِينَ ٢٢٢﴾

El-Bakarah Sûresi, 222. Âyet

Bu ayet-i kerime Allâh’ın, tevbe edenleri ve temizlenenleri sevdiğini bildiriyor.

Mümin kardeşlerim, Efendimiz Muhammed ﷺ Rasûlü’l-Hüdâ’dır. O’nun fiilleri istikametin fiilleridir. O’nun siyerine baktığınızda, hareketlerinde ve ibadetinde Müslümanın dini için yüce dersler ve faydalı öğütler görürsünüz. Allâhu Teâlâ yüce kitabında şöyle buyuruyor:

﴿لَّقَد كَانَ لَكُم فِي رَسُولِ ٱللَّهِ أُسوَةٌ حَسَنَة لِّمَن كَانَ يَرجُواْ ٱللَّهَ وَٱليَومَ ٱلأخِرَ وَذَكَرَ ٱللَّهَ كَثِيرا ٢١﴾

El-Ahzâb Sûresi, 21. Âyet

Bu ayet-i kerime, Allâh Rasûlü’nün ﷺ; Allâh’tan korkan, ahirette Allâh’tan mükafat bekleyen ve Allâh’ı çok zikredenler için güzel bir örnek olduğunu bildiriyor.

Continue reading Abdest

AŞURE GÜNÜ

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammed ﷺ O’nun rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları; sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Peygamberlerin yolundan gitmeyi tavsiye ederim. Allâh-u Tebârake ve TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿وَلَقَد أَرسَلنَا نُوحًا إِلَىٰ قَومِهِۦ فَلَبِثَ فِيهِم أَلفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمسِينَ عَاما فَأَخَذَهُمُ ٱلطُّوفَانُ وَهُم ظَٰلِمُونَ ١٤ فَأَنجَينَٰهُ وَأَصحَٰبَ ٱلسَّفِينَةِ وَجَعَلنَٰهَا ءَايَة لِّلعَٰلَمِينَ ١٥﴾

Manası: Andolsun, Allâh, Nûḥ’u kendi kavmine Peygamber olarak gönderdi. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi. Allâh da onu (Nûḥ’u) ve gemide bulunanları kurtardı ve bunu alemlere bir ibret kıldı. (El-Ankebût suresi, 14. ve 15. ayetleri)

Allâh-u Teâlâ başka bir ayette şöyle buyuruyor:

﴿فَأَوحَينَا إِلَىٰ مُوسَىٰ أَنِ ٱضرِب بِّعَصَاكَ ٱلبَحرَ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرق كَٱلطَّودِ ٱلعَظِيمِ ٦٣ وَأَزلَفنَا ثَمَّ ٱلأخَرِينَ ٦٤ وَأَنجَينَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجمَعِينَ ٦٥ ثُمَّ أَغرَقنَا ٱلأخَرِينَ ٦٦ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأيَة وَمَا كَانَ أَكثَرُهُم مُّؤمِنِينَ ٦٧ وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٦٨﴾

Manası: Bunun üzerine Allâh, Mûsâ’ya: “Değneğinle denize vur” diye vahyetti. Hemen deniz ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi. Allâh, ötekileri de oraya yaklaştırdı. Mûsâ ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardı. Öbürlerini suda boğdu. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. (Eş-Şuarâ’ suresi, 63.-68. ayetleri)
Continue reading AŞURE GÜNÜ