EN-NASR SURESİNİN TEFSİRİ

Hamd Allâh’adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekanı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muhammed ﷺ O’nun kulu, rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muhammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Mü’min kardeşlerim, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.

Rabbimiz Subhânehû ve Teâlâ habibi Muhammed’in ﷺ kalbine en-Nasr suresini indirmiştir. Bu sure üç ayettir ve el-Habîbi el-Mustafâ’ya ﷺ Medîne’de iken nuzul olmuştur. Allâhu Tebârake ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿إِذَا جَاءَ نَصرُ ٱللَّهِ وَٱلفَتحُ ١ وَرَأَيتَ ٱلنَّاسَ يَدخُلُونَ فِي دِينِ ٱللَّهِ أَفوَاجا ٢ فَسَبِّح بِحَمدِ رَبِّكَ وَٱستَغفِرۡهُۚ إِنَّهُۥ كَانَ تَوَّابَا ٣﴾

Bu sureye veda suresi denir ve o ibnu Abbâs’ten “Sahih Muslim”de rivayet edildiği gibi bu sure bir bütün olarak inen surelerin sonuncusudur. İmam el-Buhari ve daha başkaları ibn Abbâs’ten naklettikleri gibi nuzul olan en son ayet el-Bekârah suresinin 281. ayetidir:

﴿وَٱتَّقُواْ يَوما تُرجَعُونَ فِيهِ إِلَى ٱللَّهِ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفس مَّا كَسَبَت وَهُم لَا يُظلَمُونَ ٢٨١

Manası: “Allâh’tan hesaba çekildiğiniz , sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının.”

﴿إِذَا جَاءَ نَصرُ ٱللَّهِ وَٱلفَتحُ ١﴾

(النَّصرُ) yardımdır. (الفَتْحُ) ise Mekke’nin fethidir. Rasûlullâh ﷺ mübarek Mekke şehrini feth ettiğinde araplar kendi aralarında şöyle söylemeye başladılar:

Allâh fil ordusuna karşı harem bölgesini koruduktan sonra efendimiz Muhammed ﷺ o bölgeyi fethetti ise ona karşı artık kimsenin gücü yetmez.

Sonra en-Nasr suresinde de anlaşılacağı üzere insanlar bölük bölük İslam´a girdiler. Allâhu Teâlâ o ayette şöyle buyuruyor.

﴿وَرَأَيتَ ٱلنَّاسَ يَدخُلُونَ فِي دِينِ ٱللَّهِ أَفوَاجا ٢

Yani önceden insanlar tek tek islama giriyorlar iken artık grup grup, fevc fevc İslam’a girmeye başladılar. İmam Ahmed müsned kitabında Abdurrezzâk´ın Kur´an tefsirinde Ebu Hureyre’nin şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir. En-Nasr suresi nazil olduğunda Rasûlullâh ﷺ şöyle söyledi:

أتَاكُمْ أَهْلُ اليَمَنِ هُمْ أَرَقُّ أَفْئِدَةً وأَلْيَنُ قُلوبًا

Manası: “Yemen ehli size geldiler ve onların hassas ve yumuşak kalbleri vardır.” Ve onlar Allâhu Teâlâ´nın el-Mâ’ideh suresi 54. ayetinde haber verdiği şu kimselerdir:

﴿فَسَوفَ يَأتِي ٱللَّهُ بِقَوم يُحِبُّهُم وَيُحِبُّونَهُۥ

Manası: “Allâh öyle bir kavim gönderecek ki, Allâh onları sever, onlarda Allâh´ı severler.” En-Nasr suresinin3. ayetinin ilk kısmında şöyle geçer:

﴿فَسَبِّح بِحَمدِ رَبِّكَ

Bu ayetin açıklaması hakkında iki görüş vardır. İbn Abbâs’dan gelen görüşe göre o ayeti şöyle açıklamıştır: “Öyleyse namaz kıl!” Bazı müfessirlerin açıklamasına göre bu ayetin açıklaması: “O halde Rabbini hamd ile tesbih et“dir, (örneğin Subhânallâh) demek gibi.

Bu ayetin ikinci kısmında ise şöyle geçer:

﴿وَٱستَغفِرهُ إِنَّهُۥ كَانَ تَوَّابَا ٣

Manası: “Allâh’a istiğfâr et. Muhakkak ki Allâh tövbeleri çokça bağışlayandır.”

İmâm el-Buhârînin rivayet ettiğine göre Âişe radıyallâhu anhâ şöyle buyurmuştur: En-Nasr sûresi nâzil olduktan sonra Rasûlullâh ﷺ her namazında şöyle söylerdi:

سُبْحَانَكَ رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ اللهمَّ اغْفِرْ لِي اﻫ

İmam Buhari sahih adlı kitabında ibn Abbâs’ın şöyle söylediğini rivayet eder: “Ömer bin el-Hattâb beni bir seferinde Bedr’in büyükleri bulunduğu bir oturuma götürdü. Sanki benim orada olmam bazıların hoşuna gitmedi, çünkü dediler ki: Onu neden yanımıza getirdin, halbuki bizim de onun misli çocuklarımız var. Ömer “Bildiğiniz nedenlerden” diye cevap verdi. Günün birinde yine onları ve beni davet etti. Ömer onlara en-Nasr suresinin manasını sordu. Bazıları dedi ki: “Ayette yardım bulduğumuzda ve fethettiğimizde Allâh’a hamt etmemiz ve O’ndan mağfiret dilememiz emrolunmuştur.” Başkaları suskun kalmıştır. Ömer sonra bana sordu: “Ey ibn Abbâs, sen de mi böyle dersin?” Dedim: “Hayır” Sordu: “O hâlde ne dersin?” Dedim: “Ayet peygamberin ﷺ ömrünün sonu ile alakalıdır, yani bu ayet ﴿إذَا جاءَ نصرُ اللهِ والفَتح﴾ ömrünün sonuna bir alamettir (ey Muhammed) ﴿فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كانَ تَوَّابَا﴾ o hâlde Allâh’a hamt et ve mağfiret dile. Şüphesiz Allâh tövbeleri kabul edendir. Ömer bunu üzerine “Ben bunun için senin söylediğinden bir başka mana bilmem” dedi.”

Allâh âlimlerimizi bolca mükâfatlandırsın ve bizleri Kur’ân’ı okumakta ve onu anlamakta muvaffak kılsın. Şüphesiz Allâh el-Kadîr’dir.

Müslüman kardeşlerim. Kur’ân ayetleri ve peygamberin ﷺ siyeri ibretler ile doludur. Peygamberin ﷺ ve ashabın davetin başında ne zor zamanlar yaşadıklarını hepimiz biliriz. Onlar İslam dinini yaymak için meşakketlere ve eziyetlere dayanmışlardı. Onlar bu husus üzerinde sabit kaldılar başlarına gelen felaketlere ve düşmanlarının sayıca ve mal varlığınca daha güçlü olmalarına tahammül ettiler. Sonra yardım ve destek geldi ve insanlar gruplar hâlinde Müslüman oldular. Onlar sebat ettiler ve Allâh onları kurtardı, çünkü şüphesiz Allâh sabredenlerledir, yani onlara yardım eder ve onları korur. O hâlde bizden hiç kimse zorluklara karşı pes etmesin ve imana davette ve insanlar arasında iyiliği yaymakta geride kalmasın, öyle ki Allâh bizi mükafatlandırsın.

Allâh’ım, Sen’den bizi hak üzerinde sabit kılmanı, İslam dinine destek olabilmemizi, günahlarımızı affetmeni ve zor durumlarda bize bir çıkış yolu göstermeni niyaz ederiz.

Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.

İkinci Hutbe:

Hamd Allâh’adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muhammed’e ﷺ ve diğer peygamberlere olsun. Allâh müminlerin vâlidelerinden, âl’den ve raşit halifeler Ebûbekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamlar Ebû Hanîfeh, Mâlik, eş-Şafiî ve Ahmet ve sâlih evliyalardan razı olsun.

Sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.

Şunu da bilin ki Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun peygamberine ﷺ salât ve selâm getirmek ile emretmiştir.

Allâhu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿إِنَّ ٱللَّهَ وَمَلَٰئِكَتَهُۥ يُصَلُّونَ عَلَى ٱلنَّبِيِّ يَٰأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ صَلُّواْ عَلَيهِ وَسَلِّمُواْ تَسلِيمًا ٥٦﴾

Manası: “Allâh ve melekleri nebiy’ye salât ederler. Ey iman edenler siz de ona salât ve selâm edin!” (el-Ahzâb suresi, 56. ayet)

اللهُمَّ صَلِّ على سيّدِنا محمَّدٍ وعلَى ءالِ سَيِّدِنا محمدٍ كما صلَّيتَ على سيدِنا إبراهيمَ وعلى ءالِ سيِّدِنا إبراهيمَ وبَارِكْ عَلَى سيدِنا محمَّدٍ وعلَى ءالِ سيدِنا محمدٍ كمَا باركتَ على سيدِنا إبراهيمَ وعلَى ءالِ سيدِنا إبراهيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مجيدٌ

Allâhu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿يَٰأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُم إِنَّ زَلزَلَةَ ٱلسَّاعَةِ شَيءٌ عَظِيم ١ يَومَ تَرَونَهَا تَذهَلُ كُلُّ مُرضِعَةٍ عَمَّا أَرضَعَت وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَملٍ حَملَهَا وَتَرَى ٱلنَّاسَ سُكَٰرَىٰ وَمَا هُم بِسُكَٰرَىٰ وَلَٰكِنَّ عَذَابَ ٱللَّهِ شَدِيد ٢﴾

Manası: “Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. (1) Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir! (2) (el-Hacc, 1. ve 2. ayet)

Dua:

Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul et. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmin.

Allâh’ın kulları! Allâh şüphesiz adaleti, ihsanı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasaklar. Düşünesiniz diye size öğüt verir. Farzları eda edin ve günahlardan kaçının! Allâh’tan mağfiret dileyin ve O’na tevekkül edin! Müttaki olun, Allâh üzüntünüzü ve sıkıntınızı kaldırır. Kamet getir!