Allâh’ın Sevgili Kulları

Hamd Allâh’adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekanı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muhammed ﷺ O’nun rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muhammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Mü’min kardeşlerim, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.

Allâh’u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmuştur:

﴿وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّ‍ۧنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَٱلصَّٰلِحِينَۚ وَحَسُنَ أُوْلَٰٓئِكَ رَفِيقا ٦٩﴾

(En-Nisâ‘ suresi, 69. ayet)

Anlamı: Kim Allâh’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allâh’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.

Ne mutlu Allâh’ın sevgili kulu olabilene, ne mutlu Allâh’ın sevgili kullarına tabi olanlara ve ne mutlu Allâh’ın bu ayetin çerçevesine girenlere.

Allâh’u Teâlâ  Kur’ân-i Kerîm’de şöyle buyurmuştur;

﴿أَلَآ إِنَّ أَوۡلِيَآءَ ٱللَّهِ لَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ٦٢ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ ٦٣ لَهُمُ ٱلۡبُشۡرَىٰ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِۚ ﴾

(Yûnus suresi, 62.-64. ayet)

Anlamı: Muhakkak ki Allâh’ın evliya kullarına ne bir korku ne de üzüntü vardır. Onlar, iman edip de takvaya ermiş olanlardır. Onlara dünya hayatında da, ahiret hayatında da müjdeler vardır.”

Ne mutlu peygamber efendimizin bu kutsi hadisini kapsayan kişilere.

Peygamber efendimiz ﷺ kutsi hadisi şerifinde şöyle buyurmaktadır;

أعددتُ لعبادِيَ الصالحينَ ما لا عينٌ رأت ولا أذنٌ سمعت ولا خطرَ على قلبِ بشرٍ

Anlamı: Allâh,  salih kulları için hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir beşerin kalbine (aklına) gelmemiş güzellikler hazırlamıştır.”(İmam Buhari ve Muslim)

Ne mutlu Adem’e Musa’ya tabi olanlara. Ne mutlu Davud’a, Suleyman’a,  Eyyub’a ve Yunus’a tabi olanlara. Ne mutlu tam olarak Muḥammed’e  ﷺtabi olanlara.

Kişinin Allâh nezdinde yüksek bir makama ulaşması onun dış görüşüne veya insanlar ona baktığında mutlu olmasına  bağlı değil, onun itikadının sağlam olmasına ve salih ameller yapmasına bağlıdır. Ne mutlu kendini ölümden sonraki hayata hazırlayıp Allâh rızası için çalışana. Ne mutlu insanlara yardımcı olup, onlara zarar vermeyene. Ne mutlu peygamberlerin, sadıkların, şehitlerin, salihlerin yolunda olanlara, onlar  ki onlarla birlikte cennetin yüksek mertebelerinde olacaktır.

Allâh rızası için hayırlı amel yapmak şereftir, Allâh rızası için salih amel işleyenin derecesi yükselir.

Allâh’u Teâlâ  Kur’ân-i Kerîm’de peygamber efendimiz hakkında şöyle buyurmuştur;

﴿وَرَفَعْنا لَكَ ذِكْرَك﴾

(Eş-Şerḥ suresi, 4. ayet)

Anlamı: Senin (ey Muḥammed) şânını yücelttik. 

Allâh’ın sevdiği kulları, razı olduğu kulları;  dini hükümlere tabi olup, farzları eda edip ve haramlardan sakınanlardır. Herkim  bu hal üzere ölürse ne kabirde nede ahirette azaba uğrayacaktır. Allâh nezdinde en yüksek derecede olan peygamberlerdir. Ne melekler ne de çokça salih amel işleyen evliyalar peygamberlerin mertebesine ulaşırlar. Ebubekir, Ömer İbnul Hattab, Osman ve Ali bunlar en büyük evliyalardandır ama ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar peygamberlik mertebesine ulaşamazlar çünkü peygamberlik çalışmakla ulaşılacak bir mertebe degildir. Allâh’u Teâlâ  ezelde takdir ettiği kuluna peygamberlik verir ve onu uyarıcı ve müjdeleyici kılar.

Allâh’u Teâlâ  Kur‘ân-i Kerîm’de  Mûsâ  efendimizin derecesi hakkında şöyle buyurmuştur;

﴿وَكَانَ عِندَ ٱللَّهِ وَجِيها ٦٩﴾

(El-Eḥzêb suresi, 69. ayet)

Anlamı: O, Allah katında büyük şeref ve itibar sahibidir.

Bazı insanlar kendilerine tasavvuf ehli diyorlar ama Mûsâ peygambere şu iftirayı atıyorlar, diyorlar ki Allâh’u Teâlâ  Mûsâ peygambere dedi ki ‘sen kendini uyuz köpekten daha hayırlı mı görüyorsun?’ Oda ‘yok’ dedi ve diyorlar ki Allâh’u Teâlâ  Mûsâ peygambere dedi ki ‘eğer evet deseydin seni peygamberlikten silerdim’. Sizce akıl sahibi olan bir insan böyle yalan ,iftira ve uydurma olan bir kıssayı aktarırmı, hemde Allâh’u Teâlâ’nin  Kur’ân-i Kerîm’de methettiği peygamberi hakkında!?

Allâh’ın sevgili kulları Allâh’a ve Allâh’ın peygamberlerine  iftira atmazlar. Allâh’ın sevgili kulları  Allâh’ın kitabını değiştirmezler. Kişi nasıl Allâh’ın sevgili kulu olabilir? Kişinin Allâh nezdinde derecesinin yüksek olması Allâh’ın emirlerini yerine getirmesi ile olur. Kişinin Allâh nezdinde derecesinin yüksek olması onun güzelliğine,  karnının tok olmasına, boynunun kalın olmasına, cebinin farklı farklı para ile dolu olmasına bağlı değildir. Allâh nezdinde kişinin derecesinin yüksek olması Allâh’ın dinine tabi olması ile olur. Allâh nezdinde kişinin derecesinin yüksek olması imanının sağlam olmasından sonra müslümanların maslahatına faydalı olacak şeyleri yapmakla  zayıflara, sıkıntılı olanlara, dullara, miskinlere yardım etmekle olur.

Allâh’ın sevgili kulları;  peygamberleri ve peygamberlerine tam olarak tabi olanlardır. Kişinin Allâh nezdinde derecesinin yüksek olması mal ile değildir.

İmam müslim’in rivayetinde varid oldu ki Mûsâ peygambere tabi olan müslüman ama zinakar bir bayan bir gün su kuyusunun etrafında dolaşan ve nerdeyse susuzluktan ölen bir köpek gördü ve ayakkabısıyla kuyudan su alıp o köpeğe içirtti bu yapmış olduğu fiilden dolayı Allâh’u Teâlâ onun günahlarını affetti. Malesef bu zamanda bazı insanlar köpek gibi necis olmayan tahir olan insanlara, ağlayan çocuklara, yas tutan dul bayanlara, sıkıntılardan ve musibetlerden dolayı nerdeyse ağlamak üzere olan erkeklere yardım etmemektedirler.

Allâh’u Teâlâ  Kur’ân-i Kerîm’de İbrâhîm efendimizin derecesi hakkında şöyle buyurmuştur

﴿وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَآ إِبۡرَٰهِيمَ رُشۡدَهُۥ مِن قَبۡلُ وَكُنَّا بِهِۦ عَٰلِمِينَ ٥١﴾

(El- Enbiyâ‘ suresi, 51. ayet)

Anlamı: Andolsun, daha önce de İbrâhîm’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.

İbrâhîm peygamber kavmini putlara ibadet etmeyi terkedip Allâh’u Teâlâ’ya ibadete davet etmistir. İbrâhîm peygamber onları imana tevhide davet etmesi onların hoşuna gitmedi ve kendilerince İbrâhîm peygamberi yakmaya karar verdiler, ancak  Allâh’u Teâlâ  Kur’ân-i Kerîm’de şöyle buyurdu;

﴿قُلۡنَا يَٰنَارُ كُونِي بَرۡدا وَسَلَٰمًا عَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ ٦٩﴾

(El-Enbiyê’ suresi, 69. ayet)

Anlamı: Ey ateş İbrâhîm için serinlik ve esenlik ol.

Nûḥ peygamberin Allâh nezdinde derecesi yüksektir, kavmini 950 sene islama davet etmiştir. Allâh’u Teâlâ’nın emri ile gemi inşa ederken günlerden birgün birileri oradan geçerken ona öyle bir vurdular ki o vurmanın şiddetinden dolayı bayıldı.

Allâh’u Teâlâ  Kur’ân-i Kerîm’de onun hakkında şöyle buyurdu;

﴿وَنُوحًا إِذۡ نَادَىٰ مِن قَبۡلُ فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ ٧٦﴾

(El-Enbiye‘ suresi, 76. ayet)

Anlamı: Daha önce Nûḥ da dua etmiş, biz onun duasını kabul etmiştik. Böylece, kendisini ve (iman eden) yakınlarını büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

Dünya bela yurdudur. En fazla belalar peygamberlere inmiştir ve bu belalara sabrettiklerinden dolayı onların dereceleri yükselmiştir. Aynı şekilde müslümanlara da belalar iner onlara sabrederlerse ya günahlarına keffaret olur yada mertebeleri yükselir.

Allâh’u Teâlâ  Kur’ân-i Kerîm’de Dâvûd ve Suleymân peygamber hakkında şöyle buyurdu:

﴿وَكُلًّا ءَاتَيۡنَا حُكۡما وَعِلۡماۚ وَسَخَّرۡنَا مَعَ دَاوُۥدَ ٱلۡجِبَالَ يُسَبِّحۡنَ وَٱلطَّيۡرَۚ﴾

﴿وَلِسُلَيۡمَٰنَ ٱلرِّيحَ عَاصِفَة تَجۡرِي بِأَمۡرِهِۦٓ﴾

﴿وَمِنَ ٱلشَّيَٰطِينِ مَن يَغُوصُونَ لَهُۥ وَيَعۡمَلُونَ عَمَلا دُونَ ذَٰلِكَۖ ﴾

(El-Enbiyê‘ suresi, 79.81. ve 82. ayet)

Anlamı: Biz, onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud’a boyun eğdirdik. Süleyman’ın hizmetine de güçlü esen rüzgârı verdik. Bir de şeytanlardan, Süleyman için dalgıçlık eden ve daha bundan başka işler yapanları da onun emrine verdik

Yani Suleymân peygambere Allâh’u Teâlâ  öyle bir mal mülk vermişti ki kimsede öyle mal mülk yoktu hiçbir zaman bu nimetin Allâh’u Teâlâ’dan olduğunu unutmuyordu. Ucub (kendini beğenmiş) olan insanlardan olmuyordu bilakis güzel, hayırlı amelleri ihlaslı bir şekilde yapardı. Suleymân peygamberin Allâh nezdinde derecesi yüksektir.

Allâh’u Teâlâ  nezdinde bütün insanların derecesi eşit değildir.

Allâh’a ibadet edenle Allâh’a iman etmeyen eşit değildir.

Peygamberlere iman edenle peygamberlere iman etmeyen eşit değildir.

İyilik yapanla kötülük yapan eşit değildir.

Allâh’u TeâKur’ân-i Kerîm’de Nûḥ peygamberin sözü hakkında   şöyle buyurmaktadır:

﴿رَّبِّ ٱغۡفِرۡ لِي وَلِوَٰلِدَيَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيۡتِيَ مُؤۡمِنا وَلِلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِۖ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا تَبَارَۢا ٢٨﴾

(Nûḥ suresi, 28. ayet)

Anlamı: Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helakını arttır.

İkinci Hutbe

Hamd Allâh’adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muhammed’eﷺ  ve diğer peygamberlere olsun. Allâh müminlerin vâlidelerinden, âl’den ve raşit halifeler Ebûbekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebû Hanîfe, Mâlik, eş-Şafiî ve Ahmet ve sâlih evliyalardan razı olsun.

Sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.

Şunu da bilin ki Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun peygamberine ﷺ  salât ve selâm getirmek ile emretmiştir.

اللهُمَّ صَلِّ على سيّدِنا محمَّدٍ وعلَى ءالِ سَيِّدِنا محمدٍ كما صلَّيتَ على سيدِنا إبراهيمَ وعلى ءالِ سيِّدِنا إبراهيمَ وبَارِكْ عَلَى سيدِنا محمَّدٍ وعلَى ءالِ سيدِنا محمدٍ كمَا باركتَ على سيدِنا إبراهيمَ وعلَى ءالِ سيدِنا إبراهيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مجيدٌ

Allâhu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمۡۚ إِنَّ زَلۡزَلَةَ ٱلسَّاعَةِ شَيۡءٌ عَظِيم ١ يَوۡمَ تَرَوۡنَهَا تَذۡهَلُ كُلُّ مُرۡضِعَةٍ عَمَّآ أَرۡضَعَتۡ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمۡلٍ حَمۡلَهَا وَتَرَى ٱلنَّاسَ سُكَٰرَىٰ وَمَا هُم بِسُكَٰرَىٰ وَلَٰكِنَّ عَذَابَ ٱللَّهِ شَدِيد ٢﴾

(El-Hacc, 1. ve 2. ayet)

Manası: “Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. (1) Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir! (2)

Dua:

Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul et. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmin.

Allâh’ın kulları! Allâh şüphesiz adaleti, ihsanı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasaklar. Düşünesiniz diye size öğüt verir. Farzları eda edin ve günahlardan kaçının! Allâh’tan mağfiret dileyin ve O’na tevekkül edin! Muttaki olun, Allâh üzüntünüzü ve sıkıntınızı kaldırır. Kamet getir!