Category Archives: Genel

Zekât

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları; kendime ve sizlere Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ediyorum.
Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ 34 يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ 35﴾

Manası: Altını ve gümüşü biriktirerek saklayıp onları Allâh için harcamayan kimseler! İşte bunları acıklı bir azap ile müjdele. Kıyamette, o biriktirilen altın ve gümüşlerin üzerleri cehennem ateşinde kızdırılacak da bu mal toplayanların alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak ve onlara şöyle denecektir; “- İşte bu, nefisleriniz için sakladıklarınız! Artık topladıklarınızın acısını tadın.”

(Et-Tevbeh suresi, 34 ve 35. ayetleri)

Sevgili kardeşlerim; Allâh üzerimize bazı şeyleri farz kılmıştır. Öyleyse bunları ihmal etmeyin. Ve bizlere sınırlar koymuştur. Öyleyse bu sınırları aşmayın. Ve bizlere bazı şeyleri yasaklamıştır. Bunları ise işlemeyin. Allâh’ın üzerimize farz kılmış olduğu hususlardan birisi ise zekât’tır. Zekât hicrî ikinci yılında farz kılınmıştır. Zekât en büyük farzlardandır. Peygamber efendimiz bir hadiste şöyle buyuruyor:

بني الإسلام على خمس شهادة أن لا إله إلا الله وأن محمدًا رسول الله وإقام الصلاة وإيتاء الزكاة وحج البيت وصوم رمضان اﻫ

Manası:  İslam dîni beş şey üzere bina edilmiştir; (Yani İslam dininin önde gelen beş farzı)

Allâh’tan başka İlah olmadığına ve Muḥammed’in O’nun Râsulü olduğuna şehâdet etmek, (beş vakit) namazı kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramadân ayı orucunu tutmak. (Buhârî ve Muslim)

Continue reading Zekât

ALLÂH-U TEÂLÂ’YI CİSİM OLMAKTAN VE YARATIKLARIN DİĞER SIFATLARINDAN TENZİH ETMEK

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı, peygamberlerin inancı üzerinde ve peygamber efendimiz Muḥammed’in ﷺ yolunda sebat etmeyi tavsiye ederim. Sevgili peygamberimiz – Rabbimin salât ve selâmı onun üzerine olsun – bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

وَاللهِ إِنِّي لأَعْلَمُكُمْ بِاللهِ عَزَّ وَجَلَّ وَأَخْشاكُمْ لَهُ اهـ

Manası: Vallâhi ben, aranızda Allâh’ı en çok bileniniz ve O’ndan en çok korkanınızım. (İmam Ahmed “Musned”inde)

Peygamberimiz ﷺ bu ilimde, yani Allâh ve sıfatları hakkındaki ilimde en bilgili olmakla kendini methetmiştir; zira bu ilim, ilimlerin en celîli, en yücesi, en gerekli ve en evlâ olanıdır. Allâh-u Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerîm’deki şu kavli de buna işaret etmektedir. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿فَٱعلَم أَنَّهُۥ لَا إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ وَٱستَغفِر لِذَنبِكَ وَلِلمُؤمِنِينَ وَٱلمُؤمِنَٰتِ﴾

Manası: Bil ki Allâh’tan başka İlâh yoktur ve kendin ve erkek ve kadın mü’minler için istiğfâr et. (Muḥammed suresi, 19. ayet)

Allâh-u Subḥânehû ve Teâlâ bu ayet-i kerîmede tevḥîdi bilmeyi istiğfâr etmekten önde tutmaktadır; çünkü tevḥîd, usûl (akaid ilmi) ve istiğfar ise furû (fıkıh ilmi) ile alakalıdır. İşte bundan dolayıdır ki, İmam Ebu Hanife El-Fıkhul-Ebsat adlı kitabında “Bil ki, dindeki fıkıh, ahkâmdaki fıkıhtan daha üstündür.” buyurmuştur. İmam Ebu Hanife’nin “dindeki fıkıh”tan muradı; usûl ilmi, akîde ilmi ve tevhîd ilmidir.

Sevgili kardeşlerim; tevḥîd ilmi içerdiği hususlardan dolayı ilimlerin en şereflisidir; zira bu ilim, Allâh-u Teâlâ’yı layıkıyla bilmeyi içerir. Ehl-i Sünnete göre tevḥîd; teşbih ve tatîli nefyetmektir; İbn-i Hacer el-Askalani’nin “Sahih-i Buhari”nin şerhinde zikrettiği gibi: Tevḥîd ilmi, Allâh hakkında vacip olan, ilim, kudret, irade sıfatların isbâtı ve O’nu mahlukatın sıfatlarına benzemekten tenzih etmektir. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿لَيسَ كَمِثلِهِۦ شَيء وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلبَصِيرُ ١١﴾

Manası: Allâh hiçbir şeye benzemez. O, her şeyi işiten ve her şeyi görendir. (Eş-Şûrâ suresi, 11. ayet)

Başka bir ayette ise şöyle buyuruyor:

﴿وَلَم يَكُن لَّهُۥ كُفُوًا أَحَدُ ٤﴾

Manası: Hiçbir şey O’nun dengi değildir. (El-İhs suresi, 4. ayet)

Continue reading ALLÂH-U TEÂLÂ’YI CİSİM OLMAKTAN VE YARATIKLARIN DİĞER SIFATLARINDAN TENZİH ETMEK

HACC’IN HÜKÜMLERİ

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.

Allâh’tan hakkıyla korkun ve bilin ki Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا﴾

Manası: Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allâh’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. (Âl İmrân suresi, 97. ayet)

Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿الحجُّ أَشْهُرٌ مَعلومَاتٌ فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلا رَفَثَ وَلا فُسُوقَ وَلا جِدَالَ فِي الحجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللهُ وتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَا أُولِي الأَلْبَابِ﴾

Manası: Hacc (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona haccda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allâh onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (farzları eda edip haramlardan sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı takva sahibi olun. (el-Bakarah suresi, 197. ayet)

Değerli mü´min kardeşlerim; Allâh-u Teâlâ gücü yetene haccetemeyi farz kılmıştır. Hacc da icma ile hür, bâliğ, akıl sahibi ve gücü yeten kişiye farzdır.

Ey Müslüman kardeşim; hacc ibadetini yerine getirebilmek için oraya gidip daha sonra vatanına geri dönmeye, borcun varsa onu kapatmaya, bu ibadet esnasında yiyecek içecek ve sana layık olan mesken ve giysin için, ayrıyeten eşin ve küçük çocukların gibi, nafakalarını vermekle yükümlü olduklarının nafakalarını vermeye gücün yetiyorsa, hacc’a gücün yetiyor demektir. Yani o zaman haccetmen farz olur. Bütün bunlara gücü yetmeyene haccetmesi farz değildir lâkin haccedecek olursa hacc’ı sahih (geçerli) olur.

Müslüman kardeşim; şayet haccetmeye niyetlendiysen bilmelisin ki haccın şartları, rükünleri, vacipleri ve hacc esnasında yapılması haram olan durumlar vardır. Haccetmeden önce bunları öğrenmen gerekir yoksa olur ki hacc’ını bozacak bir duruma düşersin ve haberin bile olmaz. Bu nedendendir ki İslam alimleri, kişi her bir işe kalkışmadan önce kendisine o konuda ne caizdir ne haramdır öğrenmesi gerekir. Allâh’tan niyaz ederiz ki bizleri dinde bilgili kılsın.

Dini, ehlinden öğrenmek gerekir yoksa birçok insanda şahit olunduğu gibi, kitaplardan öğrenmeye çalışan, olur ki hem dalalete uğrar hem de kendinden başkalarının dalalete uğramasına sebep olur. Bu, kitapta bulunan bir hatadan da olabilir o kitabı okuyanın, yazılmış olanları yanlış anladığından dolayı da olabilir. Tıpkı şu kıssada bildirilen insanda olduğu gibi: günün birinde bir insan bir elinde bıçak diğer elinde ölü bir fare ile Kâbeyi tavaf ederken ona neden öyle yaptığı sorulur. Buna cevaben bazı kitaplarda öyle okuduğunu söyler. Sonrasında o insanın, kitaplardan doğru sözü okuyup yanlış anladığı ortaya çıkar.

Şu günlerde kalplerin Kabe‘yi ve Peygamber Efendimz´in kabrini ziyaret etmeye iştiyak duyduğu mübarek hacc mevsiminde bulunmaktayız. Bundan dolayı bu haftaki hutbemizde hacc’ın bazı hükümlerinden bahsedeceğiz.

Değerli kardeşlerim; haccın altı rüknü vardır. Kim bunlardan bir tanesini dahi terkederse haccı geçerli olmaz. Haccın rükünlerinden birincisi ihrâmdır. İhrâm, niyet etmek demektir. Niyet, kişinin örneğin kalbinde şöyle söylemesidir: “Ben hacc ibadetimi yerine getirmeye başlıyorum”, ya da “Allâh rızası için hacc ibadetini yapmaya niyet ettim”. İhrâm, ancak hacc aylarında geçerlilik bulur. Hacc ayları ise Şevvâl ve Żul-Kadeh aylarıdır ve Żul-Ḥicceh ayının ilk on gecesi de buna dahildir. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿الحجُّ أَشْهُرٌ مَعلومَاتٌ﴾

Manası: Hacc (ayları), bilinen aylardır. (el-Bakarah suresi, 197. ayet)

Her kim bu aylardan önce hacc’a niyet ederse niyeti Umre niyetine dönüşür.

Haccın ikinci rüknü Zul-Ḥiccenin 9. Gününün (arefe gününün) öğlen vaktinden itibaren 10. Gününün (Bayram gününün) fecir vaktine kadar olan müddet içersinde Arafat’ta bir an bile olsa vakfeye durmak yani Arafat’ta bulunmaktır. Bunda dikkat edilmesi gereken şey vakfe esnasında kişinin Arafat sınırları içerisinde bulunması gerekir. Aksi takdirde geçerli değildir. Bu, uyku halinde, binek üzerinde veya hiç durmamak üzere Arafat’a girip çıkmakla olsa bile geçerlidir.

Haccın üçüncü rüknü ise Kabe’yi yedi şavt ile tavaf etmektir. Bunun da şartları vardır. Sol omuzunla Kabe’ye dönük olup öne doğru yürümen ve Hacerul Esved’den başlaman bu şartlardandır. Ayrıyeten avret yerlerinin kapalı olması gerekir. İki hadesten ve necasetten taharet de tavaf’ın şartlarındandır; çünkü Peygamber Efendimizin ﷺ bildirdiği gibi tavafın şartları namazın şartları gibidir ancak tavaf esnasında insanların kelamını konuşmak caizdir.

Haccın dördüncü rüknü Safa ve Merve tepeleri arasında yedi kere say yapmaktır. Ey kardeşim; say yapmaya Safa tepesinden başla. Merve tepesine vardığında bir kere yapmış sayılırsın. Sonra tekrar Safa tepesine dön ve böylece iki kere say yapmış sayılırsın. Böyle devam et ta ki yedinci defasında Merve tepesine varıncaya kadar. Ey kardeşim; bu noktada önemli bir hususa değinmek isterim. Bu yedi sayı muhakkak ki -kudûm tavaf’ı dahi olsa- tavaf’tan sonra yapman gerekir. Ayrıca bu yedi say muhakkak Allâh Rasûlünün bildirdiği icma ile doğru sınırların içersinde yapılması gerekmektedir. Çünkü şu zamanda bazı insanların kullandığı, fakat öngürülen bölgenin dışında bulunan yeni yapılmış olan genişletilmiş yol, onların sayının kabûl olmaması manasına gelmektedir. O bölge, Rasûlullâh’ın (Sallallâhu aleyhi ve sellem) bildirmiş olduğu bölgenin dışındadır. Bunun için kardeşim, say yaparken dikkatli ol sayını Safa ve Merve’nin üst ve taban kattaki eski sınırlarında yap.

Haccın beşinci rüknü saçı tıraş etmek (el-Ḥalk) veya kısaltmak (et-Teksîr). Erkek için daha efdali traş etmesidir. Allâh Rasûlü, saçını traş edenler için üç defa dua ederken kısaltan için bir defa etmiştir. Kadınlara gelince onlar başlarındaki saçları ancak kısalttırırlar, traş ettirmezler. Bu ise (yani saçları traş ettirmek veya kısalttırmak) muhakkak bayram günü gecesinin ilk yarısından sonra yapılmalıdır. Çünkü bu vakitten önce hacının vücudundan bir tek kılını bile kesmesi, kısaltması ve koparması yasaktır.

Haccın rükünlerinin altıncısı bu rükünleri yerine getiriyorken çoğunda sıralamaya riayet etmektir. Niyet etmek muhakkak diğer rükünleri yerine getirmeden önce gerekir. Farz olan Kabe’yi tavaf etme olsun, saçı tıraş etme ya da saçı kısaltma olsun bunların hepsi Arafat’ta vakfeye durduktan sonra yapılması gerekir.

Ey din kardeşim; haccın, rüknü olmayıp vacip olan hükümleri de vardır. Bunları terk edenin haccı bozulmaz lâkin fidye vermesi gerekir. Hacca gitmek isteyen kişi bu konuyu geniş bir şekilde öğrenmesi gerekir. Bu vaciplerden biri, kişinin geldiği beldeye göre Allâh Rasûlünün bildirdiği mikâtta ihrâma girmektir. Hacca gitmek isteyenin, gitmeden önce bunu sorup öğrenmesi gerekir ki ihrâma girmeksizin o sınırı aşmasın.

Muzdelifede gecelemek ve Minede gecenin büyük kısmını geçirmek de haccın vaciplerindendir. Bazı alimler ise bu iki bölgedeki gecelemenin vacip değil sünnet olduğunu söylemiştir.

Bayram gecesinin ilk yarısı geçtikten sonra büyük cemreye taş atmak ve bayram gününden sonraki üç günde üç cemreye taş atmak vaciptir. Bu vakitten önce atılması geçerli değildir. Ayrıyeten haccı yapan, bu yedi taşı birbiri ardınca atmak zorundadır. Yedisini birden atarsa geçerli olmaz.

Değerli din kardeşlerim; hacc ve umre için ihrâm halinde olan kişiye haram olan bazı hususlar vardır. Bunlardan biri, kişinin ihrâmdayken bedenine veya üzerinde bulunan giysiye koku sürmesidir. Kafaya veya sakala yağ veya benzeri bazı şeyleri sürmek, tırnak veya tüy kesmek ve koparmak da caiz değildir kişi ihrâmda iken. Kendi eşi dahi olsa ihrâmda bulunan kişinin öpmesi, bakması, dokunması, sarılması şehvetle olursa caiz değildir, haramdır. İhrâmda bulunan erkek ayrıyeten gömlek veya pantolon gibi dikişli olan elbiseleri giymemeye dikkat etmesi lazım. Kadın ise dikişli elbiseler giyebilir lâkin yüzünü, üzerine birşey serip örtmesi ve eldiven giymesi caiz değildir.

Ey Müslüman kardeşim; dikkatini çekerim ihrâmda bulunan kişiye farz tavafı yapmadan, cemre-i akabeye taş atmadan ve saçlarını traş ettirmeden veya kısalttırmadan önce cima yapması haramdır. Kim ihrâmdayken bu zikrettiğimiz üç şeyden ikisini yapmadan önce cima ederse günaha düşmüş olur, haccı bozulur, bozulmuş olmasına rağmen eksik kalanları tamamlaması gerekir, gelecek sene haccı kaza etmesi gerekir ve dişi bir deve kesip ḥaram bölgesinin fakirlerine dağıtması gerekir.

İhrâmda bulunana yenilen vahşi hayvanları avlamak da haramdır. Kim bu günahlardan birine düşerse tövbe etmesi ve fidye vermesi gerekir. Fidyenin hangi durumda ne olduğunu alimler zikretmiştir.

Kim haccın rükünleri ve vaciplerini yerine getirir, ihrâmdayken cima etmek ve büyük günahlardan sakınır ise ve haccı için kullandığı malı helalden idiyse haccı kabul olur. Bu kişi için, şu hadis-i şerîfte bildirilen vuku bulur. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“مَنْ حَجَّ فلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ خَرَجَ مِنْ ذُنوبِه كَيَوْمَ ولَدَتْهُ أُمُّه” اﻫ

Bu hadis-i şerîf bizlere, cinsel ilişkiye girmeden ve büyük günah işlemeden hacceden kişinin annesinin onu doğurduğu gündeki gibi olacağını, yani günahsız olacağını bildiriyor.

Ey Allâh’ım, bizlere günahlarımıza kefaret olacak hacc ve umre nasip et. Bizlere Senin habîb’in olan Muḥammed Mustafâ’yı ziyaret etmemizi ve onun şefaatine nail olmamızı nasip et.

Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.

İkinci Hutbe

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’eﷺ ve diğer Peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebû Ḥanîfe, Mâlik, eş-Şafiî ve Aḥmed ve sâlih evliyalardan razı olsun.

Sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.

Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun Peygamberine ﷺ salât ve selâm getirmeyi emretmiştir.

Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’in ve İbrâhîm’in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi Peygamber Efendimiz Muḥammed’in ve Muḥammed’in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.

Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’e ve İbrâhîm’in Âl’ine bereket verdiğin gibi Peygamber Efendimiz Muḥammed’e ve Muḥammed’in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.

Allâh-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿يا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُـوا رَبَّكُـمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌ (1)يَوْمَ تَرَوْنَها تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وتَرَى النَّاسَ سُكارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلكنَّ عَذَابَ اللهِ شَدِيدٌ(2) ﴾

El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetleri

Manası: Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir!

Dua:

Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.

Kâmet getir!

Zekât

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kadîr olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿وَمَا أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا اللهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ﴾

Bu âyet-i kerîmeden anlaşıldığı üzere bizlere; Allâh’a ihlâsla ibadet etmek, bütün Peygamberlere inanmak, batıl dinlerden yüz çevirmek, namaz kılmak ve zekât vermek emredilmiştir. (El-Beyyineh suresi, 5. ayet)
Continue reading Zekât