RAŞİT HALİFELERİN ÜÇÜNCÜSÜ OSMAN İBN-İ AFFÂN EFENDİMİZ (RADİYALLÂHU ANHU)

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا﴾

Manası: Mü´minlerden öyle adamlar var ki, Allâh´a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir, bir kısmı da beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir. (El-Aḥzâb suresi, 23. ayet)

Başka bir ayette ise şöyle buyuruyor:

﴿يَٰأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَكُونُواْ مَعَ ٱلصَّٰدِقِينَ﴾

Manası: Ey iman edenler! Allâh’tan korkun ve sadıklardan (doğrulardan) olun. (Et-Tevbeh suresi, 119. ayet)

Rasûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) mealen şöyle buyurmuştur:

Sizlere sünnetimi ve hak yolda olan raşit halifelerimi tavsiye ederim. Onlara sımsıkı tutununuz. (Ebu Davud “Sunen”inde ve başkaları)

Muhakkak ki Hulefâ-i Raşidinin hepsi, peygamberlerin varisleri olan ilim ehlindendi. Onlardan en faziletlileri ise ilk dört halife olan Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali´dir. Allâh hepsinden razı olsun. Onların toplam hilafet dönemi yaklaşık 30 sene sürmüştür. Bugün hakkında konuşacagımız kişi ise, mü´minlerin Emîri olan Osman bin Affân’dır (radiyallâhu anhu).

O Ebu Abdillâh, Kureyş kabilesinden olup Kusay’ın oğlu Abdu Menâf’ın oğlu Abdu Şems’in oğlu Umeyye’nin oğlu Ebu’l Âs’ın oğlu Affân’ın oğlu Osman’dır. Annesi, Kurayz´ın kızı Ervâ´dır. Osman (radiyallâhu anhu) “Zinnûrayn“ (iki nur sahibi) diye lakablandırılmıştır çünkü o, kâinatın efendisi Muḥammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) iki kızı, önce Rukiye ve onun vefatı üzerine onun kız kardeşi olan Ümmü Gülsüm ile evlenmiştir. Osman (radiyallâhu anhu) orta boylu idi. Ne çok kısa ne de çok uzun idi. Yüzü güzel ve kırmızı ile karışık beyaz, sakalı sık, kolları uzun, saçları omuzlarına kadar uzundu ve dişlerini altın ile sağlamlaştırmıştı.

Fil yılından altı sene sonra doğdu. Ebu Bekir’in (radiyallâhu anhu) sebebiyetiyle İslamı kabul etmiş ve bu ümmetin ilk iman edenlerinden (sabikun evvelun) olmuştur. İki hicrete de katılmıştır, birincisinde Mekke´den Habeşistan´a, ikincisinde de Mekke´den Medine´ye. Bedir savaşı hariç Rasûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile beraber bütün savaşlara katılmıştır. Bedir savaşına ise hanımı Rukiye´nin hastalığı sebebiyle katılamamıştır. Peygamber efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) efendimiz Osman´a hastası olduğu için Medine´de kalıp hastasına bakmasını emretmiştir. Yine de Rasûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem), onu Bedir ehlinden saymıştır. Efendimiz Ömer İbnu’l Hattâb (radiyallâhu anhu) defnolunduktan üç gece sonra insanlar ona biat etti. Ḥamd Allâh´adır ki, onun hilafet döneminde birçok insan İslam´a girmiştir.

Onun faziletine ve bıraktığı hayırlı eserlere gelince bunlar, gerçekten çoktur. Osman (radiyallâhu anhu) hicri 30 senesinde insanların Mushaf hakkında farklı görüşlerinin olmasından ve ihtilafın doğmasından korkması üzere sahabeleri toplayarak onlara Ebu Bekir efendimizin (radiyallâhu anhu) ayetleri biraraya getirerek toplamış olduğu mushaftan 4 veya 5 nüsha yazdırdı. Herkesin itimad ederek başvurabilecekleri bu nüshaları dört bir yana gönderdi. Böylece Kur’ân hakkında asla ihtilaf olmamıştır. Ḥamd Allâh’adır.

Osman’ın (radiyallâhu anhu) zühtüne yani dünyaya züht edişine ve malını Allâh yolunda harcamasına gelince, Tirmizi “Sunen”inde rivayet ettiği bir hadiste peygamber efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) insanlara hitab ederek Allâh yolunda sadaka vermeye teşvik etti. Bunun üzerine Osman (radiyallâhu anhu) şöyle dedi: “Ben, tam teçhizatlı 100 deveyi Allâh yolunda vereceğim.” Rasûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) sahabeleri tekrar Allâh yolunda sadaka vermeleri için teşvik etti. Osman (radiyallâhu anhu) dedi ki: “Ben, tam teçhizatlı 200 deveyi Allâh yolunda vereceğim.” Sonra Rasûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) insanları tekrar teşvik etti ve Osman (radiyallâhu anhu) şöyle dedi “Ben, tam teçhizatlı 300 deveyi Allâh yolunda vereceğim.” Rivayeteden der ki, sonra gördüm ki Rasûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) minberden indi ve Osman’ı övdü.

Şurahbîl İbn-i Muslim Osman hakkında şöyle demiştir: O (radiyallâhu anhu) insanlara emîrlerin yediği yemeklerden yedirirdi, sonra evine gider ve kendisi sirke ve zeytinyağı yerdi. (Ebu Nuaym “El-Hilye”)

Onun (radiyallâhu anhu) erdemlerinden biri de Rasûlullâh’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) onu, büyük haya sahibidir diye vasıflandırmasıdır. Mü’minlerin validesi Ayşe (radiyallâhu anhâ) peygamber efendimize şöyle dedi: “Ey Allâh’ın Rasûlü, Ebu Bekir ve Ömer, içeriye girmek için senden müsade istediklerinde girmelerine izin verdin ve oturuşunda bir değişiklik yapmadın. Ancak Osman müsade istediğinde düz oturdun ve elbiseni düzelttin.” Bunun üzerine Rasûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

أَلَا أَسْتَحِي مِنْ رَجُلٍ تَسْتَحِي مِنْهُ الْمَلَائِكَة اهـ

Manası: Osman çok büyük haya sahibi. Şayet benim uyluğumu açık görecek olsaydı, hayasından dolayı bana hacetini söylemekten çekinirdi. (Muslim “Sahih”inde)

Osman (radiyallâhu anhu) öyle bir şahsiyet ki Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını bir rekatta hatmetmişti. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿أَمَّن هُوَ قَٰنِتٌ ءَانَاءَ ٱلَّيلِ سَاجِدا وَقَائِما يَحذَرُ ٱلأخِرَةَ وَيَرجُواْ رَحمَةَ رَبِّهِۦۗ﴾

Manası: Yoksa o Allâh’a itaatkâr olup geceleri secdede ve kıyamda geçiren, âhiret azabından korkup Allâh’ın rahmetini uman… (Ez-Zumer suresi, 9. ayet)

İbn-i Ömer’den (radiyallâhu anhumâ) rivayet edildiğine göre bu ayette geçen şahıs hakkında “O, Osman İbn-i Affân’dır.” demiştir. (Ebu Nuaym “El-Hilye”)

Efendimiz Osman´ın (radiyallâhu anhu) ölümü ise, evinde bir müddet mahsur kaldıktan ve hizmetçilerinin kendisini müdafaa etmelerine mani olduktan ve sahabelerden, kendisi için kan dökülmemesini talep ettikten sonra gerçekleşmiştir. Lakin bazı sahabeler, onun için endişelenmiş ve onun kapısını kollamaları için oğullarını göndermişlerdir ki ona zarar vermek isteyen içeriye giremesinler. Ali (radiyallâhu anhu) dahi Hasan ve Hüseyin’i gönderdi ki kapısında bekleyip efendimiz Osman’ı korusunlar.

Efendimiz Osman ise şöyle buyurmuştu: “Dün rüyamda Rasûlullâh’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ebu Bekir’i ve Ömer’i gördüm. Bana ‘Sabret. Muhakkak ki sen önümüzdeki gece bizimle beraber yiyeceksin.’ dediler.” (Ahmed “Musned”inde)

Birileri Osman’ın evine, bitişiğinde bulunan evlerden tırmandı. Böylece bazı sefihler, efendimiz Osman’ın evine girdi ve içlerinden biri onu kılıçla yaraladı. O esnada hanımı Nâile, Osman’ın (radiyallâhu anhu) önüne atlayarak onu korumak istedi ve kılıç darbesiyle el parmakları kesildi. Sonra Osman’ı (radiyallâhu anhu) şehit ettiler. Hicri 35 senesinde Zulhicce ayının onsekizinde, bir cuma gününde şehit oldu efendimiz Osman. O gün, oruçlu hâlde Kur’ân okuyor iken şehit edildi. Vefat ettiğinde 82 yaşındaydı ve kendisini müdafaa etmedi çünkü katilleri Müslümanlardı. Efendimiz Osman (radiyallâhu anhu) Bâki mezarlığına defnedildi. Onun hilafet dönemi on iki yıl eksi on iki gün sürdü.

Rivayet edildiğine göre Ayşe validemiz mealen şöyle buyurdu: “Bir keresinde peygamberle (sallallâhu aleyhi ve sellem) beraber iken bana şöyle dedi ‘Ey Ayşe, keşke yanımızda kendisiyle konuşabileceğimiz biri olsaydı.’ Kendisine şöyle dedim ‘Ey Allâh’ın Rasûlü, Ebu Bekir’i çağırtayım mi?’ Rasûlullâh suskun kaldı. Sonra ‘Keşke yanımızda kendisiyle konuşabileceğimiz biri olsaydı.’ dedi. ‘Ömer’i çağırtayım mı?’ dedim, suskun kaldı. Sonra Rasûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem), yanına genç bir hizmetçiyi çağır ve ona bir şey fısıldadı. Arından o genç gitti ve kısa zaman sonra Osman içeri girmek için izin istedi. Rasûlullâh ona izin verdi ve Osman içeri girdi. Rasûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) onunla uzun konuştu ve iki veya üç defa şöyle buyurdu:

يَا عُثْمَانُ إِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ مُقَمِّصُكَ قَمِيصًا فَإِذا أَرَادَكَ الْمُنَافِقُونَ عَلَى أَنْ تَخْلَعَهُ فَلَا تَخْلَعْهُ لَهُمْ وَلَا كَرَامَة

Manası: Ey Osman, Allâh-u Azze ve Celle sana hilafeti nasip edecek. Münafıklar senden hilafeti bırakmanı istediğinde onu bırakma. (Ahmed “Musned”inde ve başkaları)

Allâh’tan dilerim ki o salih ve doğru insanların siyerlerini zikretmemizle bizim yolumuz aydınlansın, eğriliklerimiz düzelsin, hâllerimiz, amellerimiz ve ahlakımız daha iyi olsun. Allâh, onları örnek almaktaki azmimizi kuvvetlendirsin.

Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.

İkinci Hutbe

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ﷺ ve diğer peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebu Hanife, Malik, Eş-Şafii ve Ahmed ve evliyalardan ve salihlerden razı olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.

Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun peygamberine ﷺ salât ve selâm getirmeyi emretmiştir.

Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’in ve İbrâhîm’in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’in ve Muḥammed’in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.

Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’e ve İbrâhîm’in Âl’ine bereket verdiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’e ve Muḥammed’in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.

Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿يا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُـوا رَبَّكُـمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌ (1)يَوْمَ تَرَوْنَها تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وتَرَى النَّاسَ سُكارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلكنَّ عَذَابَ اللهِ شَدِيدٌ(2) ﴾

Manası: Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir! (El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetler)

Dua:

Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.

Kâmet getir!