Din İlmi İslamın Hayatıdır – 2. Bölüm

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.

Değerli kardeşlerim; son hutbede din ilmi ve alimlerin faziletinden bahsetmiştik. Allâh’ın izniyle bugün din ilmini öğrenme ve bunun nasıl olacağı hakkında konuşacağız. Allâh Kur’ân-ı Kerîm’de, peygamberine din ilmi hariç hiçbir şey için artmasını talep etmesini emretmiyor. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿وَقُل رَّبِّ زِدنِي عِلما

Manası: De ki (ey Muḥammed) Rabb’im, ilmimi arttır. (Tâhâ suresi, 114. ayet)

Allâh-u Teâlâ Başka bir ayette ise şöyle buyuruyor:

﴿وَمَا كَانَ ٱلمُؤمِنُونَ لِيَنفِرُواْ كَافَّة فَلَولَا نَفَرَ مِن كُلِّ فِرقَة مِّنهُم طَائِفَة لِّيَتَفَقَّهُواْ فِي ٱلدِّينِ وَلِيُنذِرُواْ قَومَهُم إِذَا رَجَعُواْ إِلَيهِم لَعَلَّهُم يَحذَرُونَ

Bu ayetten Müslümanlar arasında iki fırkanın olduğu, bir fırkanın, Müslümanları koruduğu diğerinin ise Müslümanlar arasında ilmi yaydığı anlaşılır. (Et-Tevbeh suresi, 122. ayet)

Müslümanlar arasında itikat ilmini ve şer-i hükümleri yaynlar ise, alimlerdir.

Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur:

مَنْ خرجَ في طلبِ العِلْمِ فهو في سبيلِ اللهِ حتَّى يرجِع اﻫ

Manası: Din ilmi öğrenmek için evden çıkan, geri dönene kadar Allâh yolundadır. (Tirmizi)

Yani büyük sevaba nail olur, çünkü din ilmi, kişinin kendisini şeytana, şeytani insanlara ve kendi nefsine ve hevasına karşı müdafaa edebileceği silahıdır. Ancak din ilmiyle ahiret için fayda verecek şeylerle zarar verecek şeyler ayırt edilebilir. Ancak din ilmiyle Allâh’ın razı olduğu amelle Allâh’ın azabını hakettirecek amel ayırt edilebilir. Müslüman kardeşim; din ilmi sayesinde küfür ile iman, tevhid ile şirk arasında ayırt edebilirsin. Bir insanın Allâh’ı ne zaman tenzih ettiğini ne zaman ise yaratıklara benzettiğini ancak din ilmiyle bilirsin. Din ilmiyle Allâh’ın hiçbir şeye benzemediğini, hiçbir şeyin de O’na benzemediğini ve O’nun – insan gibi – kesif bir cisim olmadığını ve – ışık gibi – latif bir cisim olmadığını bilirsin. Din ilmiyle Allâh’ın varlığının başka varlıklara benzemediğini bilirsin; O mekansız ve yönsüz olarak vardır. Din ilmiyle neyi ve neden konuşacağını ve ne zaman ve neden susacağını bilirsin. Din ilmiyle helalı haramdan, hakkı batıldan ve iyiyi çirkinden (kötüden) ayırt edebilirsin. Din ilmi İslam’ın hayatıdır. Öyleyse din ilmini öğrenme ve öğretmeye özen göstermen gerekir. Değerli vaktini kullanalabileceğin en iyi şey, din ilmini öğrenmektir. Bu nasıl olmasın ki, peygamber efendimiz ﷺ meleklerin ilim talebesine karşı onun amelini sevdiklerinden ötürü tevazu gösterdiğini bildirmiştir. Bu nasıl olmasın ki, peygamber efendimiz ﷺ sahabesi Ebu Zerr’e şöyle buyurmuştur:

يا أبا ذَرّ لَأَنْ تغدُوَ فتَتَعَلَّمَ ءايةً مِنْ كِتابِ اللهِ خيرٌ لكَ مِنْ أَنْ تُصَلِّي مائةَ رَكْعَة ولأَنْ تغدُوَ فتَتَعَلَّمَ بَابًا مِنَ العِلْمِ خيرٌ لكَ مِنْ أَنْ تُصَلِّيَ ألفَ رَكْعَة اﻫ

Manası: Ey Ebu Zerr, Kur’ân’dan bir ayet öğrenmen senin için yüz rekat nafile namazdan daha hayırlıdır. Ve din ilminden bir bölüm öğrenmen, senin için bin rekat nafile namazdan daha hayırlıdır.

Müslüman kardeşim; eğer sende çokça himmet bulunmuyorsa da en azından Allâh‘ın sana öğrenmeni farz kılmış olduğu ilmi öğren. Çünkü din ilminden bir kısım vardır ki, onu öğrenmek her akıl sahibi ve baliğ olanın üzerine farzdır. Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:

طلبُ العِلمِ فريضَةٌ علَى كلِّ مسلِم اﻫ

Manası: Din ilmini (farzı ayn kısmı) öğrenmek her (mükellef) Müslüman‘ın üzerine farzdır. (Beyhaki)

Bu kısım ise tevhid ilmini içerir. Tevhid ile amel eden ise mü’mindir. Tevhidi öğrenmek her Müslüman‘ın üzerine farzdır. Bu konuda birisinin cahil kalması caiz değildir. Bu farziyet ise umumun (genelin) üzerinedir, sadece alimlerin üzerine farz olan bir şey değildir. Farz-ı ayn ilmi (öğrenilmesi her mükellefin üzerine farz olan ilim) ayrıca İbni’l Mubarek’in insanların neyi öğrenmesi farz olduğu konusu hakkında sorulduğunda zikrettiklerini içerir. İbni’l Mubarek şöyle buyurmuştur: Bir meseleye girişmeden önce onun ile ilgili ilmi sorup öğrenmek. Öğrenilmesi farz olan ilim budur.

İmam Ahmed bin Hanbel ise şöyle buyurmuştur: Kişinin, namaz kılabilmesi için gerekli olan ilmi, oruç ve – üzerine farz ise – zekat gibi dinî konuları öğrenmesi gerekir.

Bunun üzerine İslam‘ın hükümlerini zikredip bunları bilmesinin gerektiğini demiştir. Bu alimden hariç hadis hafızları ise şöyle buyurmuştur: Erkek kadın, her baliğ ve akıl sahibi Müslüman‘ın üzerine taharet, namaz ve oruç ve bunlarla ilgili hususları bilmek farzdır. Her Müslüman’ın üzerine yiyeceklerden, içeceklerden, kıyafetlerden, cimadan (cinsel ilişkiden) ve mallardan neyin helal neyin haram olduğunu öğrenmesi farzdır. Tüm bu hususlarda hiç kimsenin cahil kalması caiz değildir. Bu husularla ilgili ilmi almaları farzdır.

Müslüman kardeşim; alim veya (en azından) öğrenen ol, bu iki durumdan hariç bir halde olma. Ali ibni Ebi Talib Kumeyl ibni Ziyad’de şöyle demiştir: Sana diyeceklerimi ezberle. Kalpler birer kap’tır, kalplerin hayırlısı ise anlayan ve iman edenidir. İnsanlar üç sınıfa ayrılır: Alim, kendisini kurtaracak kadar öğrenen kimse ve her çağrıya tabi olan ve her rüzgara meyleden, ilmin nuruyla nurlanmayan sefil ahmak.

Ey Müslüman kardeşim; dikkat et. İnsan bu dünyaya alim olarak gelmiyor. Peygamber efendimizin bir hadisinde buyurduğu gibi kişinin mutlaka din ilmini öğrenmesi gerekir. Peygamber efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:

إنَّمَا العلمُ بالتَّعَلُّم اﻫ

Manası: İlim öğrenmek, telakki yoluyla olur.

İlim talep etmek, telakki ile olur. İlmi, güvenilir bir alimden alınır. Bu alim ise, verdiği ilmi başka güvenilir alimlerden almıştır ve onlarda başka alimlerden almışlardır. Böylece senedi, ilmi Rasûlullâh’tan telakki eden sahabelere dayanır. Dinimizin ise kesintisiz bir senedi vardır. Herhangi bir insanın uydurduğu bir şey değildir. Ancak bir takım insan, alim olduğu iddiasında bulunur ve insanlara bunu zannettirir. Halbuki onlar, kendi hevalarına ve şeytanın onlara süslediği şeylere tabi olur. Dinde kendi görüşlerince konuşurlar, kendileri sapkınlığa uğrar ve başkalarını da saptırırlar. Aralarında öylesi vardır ki, Kur’ân‘dan bir ayet okuyup o ayeti yanlış anlar. Şeytan da ona bunu süsler ve böylece Kur’ân’dan başka bir ayete zıt düşen bir şeye itikat eder. Kur’ân‘ı yalanlıyor ve bunun farkında bile değil. Ayrıca öylesi vardır ki, Allâh‘ın hükmü onun düşünceleri ile bağdaşmadığı için onu, kendi hevası ile uyuşması veya başkalarına yağcılık yapmak için tahrif eder. Böylece küfre düşmüş olur. Allâh’a sığınırız. Dikkatli olun, din kardeşlerim. Bu tür insanlardan kaçının ve onlardan din ilmini almayın, çünkü bu apaçık bir helaktır. Televizyon ekranlarına çıktıklarına ve toplumlara konuştuklarına aldanmayın. Din ilmini ancak kendisi hakkında, ilmi güvenilir bir alimden almış olan başka güvenilir bir alimden almış olan güvenilir bir alim diye bildiğin kişidenden al. Böylece senedin, kesintisiz bir şekilde Rasûlullâh’a ﷺ dayanır. Hafız En-Nevevi şöyle demiştir: Güvenilir bir alim olmayan kişiden fetva istemek caiz değildir.

Din kardeşlerim; ilim sahibi olanlardan telakki yoluyla öğrenmeyip de sadece kitap okuyarak ilim talep edilmez. Selef alimleri, ilmi bu şekilde almaktan ve ilmi bu durumda olan insanlardan almaktan şu sözleriyle uyarmıştır: Kur’ân’ı Mushafiler’den öğrenmeyin, din ilmini ise Sahafiler’den almayın.

Sahafiler, ilmi bir hocadan telakki ile almadan sadece kitaplardan alanlardır. Mushafiler ise, Kur’ân‘ı senedi Rasûlullâh’a kadar dayanan bir Kâri’den telakki yoluyla almayıp okuyanlardır.

Müslüman kardeşim; kendine karşı şefkatlı ol ve bil ki, İbni Sirin’in buyurduğu gibi, bu ilim dindendir. Öyleyse dinini (din ilmini) kimden aldığına dikkat et. Müslüman kardeşim; bunu anla ve kavra. Kendini helak etme. İlmi ehlinden al ve sabırlı ol ve ilim sahibi olmadıkları halde bu iddiada bulunan insanlardan sakın. Olur ki Allâh, işlerini rast getirir.

Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.

İkinci Hutbe

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ﷺ ve diğer peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebu Hanife, Malik, Eş-Şafii ve Ahmed ve evliyalardan ve salihlerden razı olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.

Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun peygamberine ﷺ salât ve selâm getirmeyi emretmiştir.

Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’in ve İbrâhîm’in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’in ve Muḥammed’in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.

Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’e ve İbrâhîm’in Âl’ine bereket verdiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’e ve Muḥammed’in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.

Allâh-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿يا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُـوا رَبَّكُـمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌ (1) يَوْمَ تَرَوْنَها تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وتَرَى النَّاسَ سُكارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلكنَّ عَذَابَ اللهِ شَدِيدٌ (2) ﴾

Manası: Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir! (El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetler)

Dua:

Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.

Kâmet getir!