Category Archives: DİN İLMİ

Mevlid-i Şerif‘i Neden Kutluyoruz

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka ilâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammed ﷺ  O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Allâh Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.

Allâh-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَقُولُواْ قَوۡلا سَدِيدا ٧٠ يُصۡلِحۡ لَكُمۡ أَعۡمَٰلَكُمۡ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡ ذُنُوبَكُمۡۗ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَقَدۡ فَازَ فَوۡزًا عَظِيمًا ٧١

Manası: Ey iman edenler! Allâh’tan korkun ve doğruyu söyleyin ki, Allâh sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allâh’a ve Rasûlüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır. (El-Aḥzâb suresi; 70. ve 71. ayetler)

Muhterem Müslüman kardeşlerim; Peygamber efendimiz Muḥammed’in doğumu ile ilgili yeterince ne söyleyebiliriz? Ey Allâh’ın Rasûlü, ey yaratılmışların en üstünü, ey yüce peygamber, ey mükerrem habibimiz, ey ümmeti üzerinde fazilet sahibi olan! Sen buyurdun ki:

لِكُلِّ نَبِيٍّ دَعْوَةٌ مُسْتَجَابَةٌ فَتَعَجَّلَ كُلُّ نبِيٍّ دَعْوَتَه اﻫ

Manası: Her peygamberin kabul olunan bir duası vardır ve her peygamber o duayı etti. (İmam Muslim)

Continue reading Mevlid-i Şerif‘i Neden Kutluyoruz

Nasihat Dindendir

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammed ﷺ O’nun rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.

Şüphesiz ki en hayırlı azık takvadır. Kim Allâh’a güvenirse Allâh ona bir cıkış yolu gösterir. Kim taat yerine masiyeti seçerse zarara uğrar, kaybeder ve fani olanı kalıcı olana tercih etmiş olur. Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿وَٱلعَصرِ ١ إِنَّ ٱلإِنسَٰنَ لَفِي خُسرٍ ٢ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَتَوَاصَواْ بِٱلحَقِّ وَتَوَاصَواْ بِٱلصَّبرِ ٣﴾

Manası: Asr“a yemin olsun. Gerçekten insan hüsrandadır. Ancak, iman edip de salih ameller işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır. (El-Asr suresi)

Ey Allâh’ın kulları; biliniz ki Allâh, dilediǧi şey üzerine yemin eder. Bu surede ise „Asr“e yemin ediyor. İbnu Abbâs, bu surede gecen „Asr“ın manasının yüzyıl olduğunu söylemiştir. Allâh-u Teâlâ, bu surede salih kullar hariç bütün insanların hüsranda olduklarına yemin etmektedir. Salih kullar, Rasûlullâh ﷺ‘in nasihatlerine uyarlar. Rasûlullâh ﷺ’in emirlerini yerine getirirler. Öğrenip öğrendiklerine göre amel ederler. Özellikle Sâbikûn-ı Evvelûn bu konuda calışkan idiler. Allâh-u Teâlâ, onları Kur’ân-ı Kerîm’de överek söyle buyurmustur:

﴿وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلأَوَّلُونَ مِنَ ٱلمُهَٰجِرِينَ وَٱلأَنصَارِ وَٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُم بِإِحسَٰن رَّضِيَ ٱللَّهُ عَنهُم وَرَضُواْ عَنهُ﴾

Manasi: Muhacir ve ensardan olmak üzere Müslüman olmakta diğerlerini geçen ilkler ve onlara güzelce tabi olanlardan Allâh razı olmuştur onlar da Allâh’a teslim olmuşlardır. (Et-Tevbeh suresi, 100. ayet)

Onlar, tasdik ve iman ettiler; dîni ögrendiler, öğrendiklerine göre amel ve verilen nasihatleri kabul ettiler. Bunlardan dolayı Allâh-u Teâlâ, onlardan razı olduğunu bildirmektedir. Müslüman kardeşlerim; bize yakışan, Rasûlullâh ﷺ‘e tabi olmamızdır. Sahabeleri, birbirlerine nasihatkâr olmalarında taklit etmemiz gerekir. Kardeşin kardeşine; arkadaşın ise arkadaşına nasihat etmesi gerekir. Allâh-u Teâlâ’nin övdügü o sahabelerin ilkleri, din kardeşlerine birer ayna gibiydiler. Kendileri için sevdikleri hayrı, kardeşleri için de severlerdi. Din kardeşinin bir aybına tanık olduklarında ona nasihat etmekte acele ederlerdi. Bütün bu hayırlı amelleri Allâh rızası için yaparlardı. Kendine nasihat verilen ise, verilen nasihatin ardından kibirlenmezdi. Çünkü onlar biliyorlardi ki nasihati verene teşekkür edip o nasihate göre amel ettikleri zaman bunun menfaati çok büyük olacaktı. Ehli Selef’den olan biri mealen şöyle buyurmuştur: „Senin işlediğin hataya dikkatini çeken bir kişi bulduysan ona sımsıkı sarıl.“ Ömer radiyallâhu anhu’nun, şöyle söylediği rivayet edilmiştir: „Benim hatamı düzeltene Allâh rahmet etsin.“ Değerli sahabeler, birbirleriyle karşılaşıp tokalaştıkları zaman gülümser ve el-Asr suresini okurlardı. Bu sure, yüce ve güzel manalar içermektedir. Birbirlerine merhametten dolayı, salih ameller işlemeyi, Allâh’a itaatkâr olmayı ve Allâh’ın emirlerine bağlı kalmayı nasihat ederlerdi. Allâh-u Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de onlar hakkında şöyle buyurmuştur :

﴿رُحَمَاءُ بَينَهُم﴾

Manasi: (Sahabeler) kendi aralarında gayet merhametlidirler. (El-Fetḥ suresi, 29. ayet)

Continue reading Nasihat Dindendir

İLİMSİZ FETVA VERMEKTEN UYARI

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün ﷺ yolundan gitmeyi tavsiye ederim.

Din kardeşlerim; bilin ki Allâh-u Teâlâ, kulunu dili, kulağı, gözü ve kalbiyle ne yaptığından kıyamet gününde hesaba çekecek. Allâh, kulunu bu dünyada hangi durum için caizdir ve hangi durum için caiz değildir dediğinden hesaba çekecek. Allâh-u Teâlâ yüce Kur’ân’da şöyle buyuruyor:

﴿وَلَا تَقفُ مَا لَيسَ لَكَ بِهِۦ عِلمٌ إِنَّ ٱلسَّمعَ وَٱلبَصَرَ وَٱلفُؤَادَ كُلُّ أُوْلَٰئِكَ كَانَ عَنهُ مَسْؤُلاً ٣٦﴾

Manası: Kesin bilgi sahibi olmadığın şey hakkında konuşma. (Kişi) kulak, göz ve kalp, bunların hepsinden sorumludur. (El-İsrâ’ suresi, 36. ayet)

Yani ilimsiz konuşma. İlimsiz fetva vermek büyük günahlardandır. Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur:

مَن أَفْتَى بِغَيْرِ عِلْمٍ لَعَنَتْهُ ملائكَةُ السَّمَاءِ والأَرْضِ اهـ

Manası: Kim ilimsiz fetva verirse, onu göklerde ve dünyada bulunan melekler lanetlerler. (Hafız İbn-i Asakir “Mucem Şuyuh İbn-i Asakir”de)

Din kardeşlerim; madem durum böyle, peki ilimli fetva vermek ne manaya gelir? İyi dinleyin; fetva veren ya müçtehittir, ya bir müçtehidi fetvasında taklit eden (yani onun fetvasını aktaran), ya da ilimsiz fetva vermeye cürret eden biridir. Müçtehit olan kişinin içtihat verme izni var. Yani kendisinde bulunan belirli sıfatlara ve mutlak şartlara binaen, içtihat etmesi caiz olan kişidir. Bu sıfat ve şartlar ise asrımızdaki insanların çoğunda yoktur. İmam Şafii (Allâh ona rahmet etsin) şöyle buyurmuştur: Kişi kendinden önce hasıl olmuş yöntemleri, Selef âlimlerinin sözlerini, insanların icmaını ve âlimlerin ihtilaflarını bilmedikçe, içtihat ehlinden değildir. Ki böylece icmaya karşı gelmesin. Ve kişi arapça dilinde âlim olması gerekir ve şer-i naslarda varit olan sözlerin manalarını arapçaya uygun bir şekilde bilmesi gerekir. Müçtehit ayrıca, hükümlerle alakalı ayetleri ve hükümlerle alakalı hadisleri senetleriyle ve rivayet edenlerin hâllerini bilmesiyle birlikte ezbere bilmesi gerekir. Ve El-Nasih ve El-Mensuhu, El-Âm ve El-Mahsûsu, El-Mutlak ve El-Mukayyed’i, bilmesi gerekir. Müçtehidin, bundan ötürü kuvvetli bir anlayışa sahip ve adaletli olması gerekir. İste böylesi, bir fetva verirse içtihadına göre fetva vermiş olur. Zamanımızda bütün bu sıfatları kendisinde bulunduran kişi nerede?! Şayet kişi, bu sıfatlar üzerinde değilse o zaman bir müçtehit imamın fetvasına itimat eder, yani herhangi bir meselede, müçtehidin sözünü nakleder. Lakin kim kendini, ehli olmadığı mertebelere yükseltirse, insanlara ilimsiz fetva vermeye başlar. Öyle biri, insanlara kendi hevasına uygun fetvalar vermeye başlar ve o kişi, kötü ve haindir. Allâh-u Tebârake ve Teâlâ, o kişinin daha dünyadayken rezaletini ortaya çıkarır. İmamımız, imam Şafii, bu husus hakkında şöyle buyurmuştur: Kim kendini, değerinden daha fazla yükseltirse, Allâh da onu asıl kıymetine geri düşürür. (El-Mecmu’u Şerhi’l Mehazib, 1/13)

Continue reading İLİMSİZ FETVA VERMEKTEN UYARI

Din İlmini Öğrenmeye Teşvik ve Farz-ı Ayn İlminin Beyanı

Hamd Allâh’adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Allâh-u Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm‘de şöyle buyuruyor:

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ ءامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ 18﴾

Manası: Ey iman edenler; Allâh’tan korkun ve herkes, yarın (Kıyamet Günü) için ne hazırlamış olduğuna baksın. (El-Ḥaşr suresi, 18. ayet)

Ey Allâh‘ın kulları, Allâh’a karşı takvalı olun. El-Azîz, El-Ḥakîm, El-Kaviyy ve El-Metîn olan Allâh’a karşı takvalı olun ve Kur’ân-ı Kerîm‘e sımsıkı sarılın. Kur’ân-ı Kerîm‘de şöyle geçmektedir:

﴿يرْفَعِ اللهُ الَّذِينَ ءامَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ﴾

Manası: Allâh aranızda din ilmini öğrenmiş olan mü’minlerin derecelerini yükseltir. Allâh, yaptıklarınızdan haberdardır. (El-Mucâdeleh suresi, 11. ayet)

Değerli kardeşler; Allâh, ilmiyle amel eden âlimlerin derecelerini yükseltmiştir. Bu da ilmin faziletinden ve şerefindendir. Din ilmi, İslam’ın hayatıdır. Din ilmi, iki kısım üzeredir. Bir kısım, her mükellefin üzerine, öğrenmesi farz olan ilimdir (farz-ı ayn ilmi). İlmin diğer kısmını ise bazılarının öğrenmesi durumunda, farz diğerlerinin üzerinden düşer. Bu ikinci kısma, din ilminden olan farz-ı kifaye ilmi denilir. Birinci kısım ise farz-ı ayn ilmi ve peygamber efendimizin şu hadisindeki muradıdır:

طلب العلم فريضة على كل مسلم

Manası: Din ilmini (farz-ı ayn ilmini) öğrenmek her (mükellef erkek ve kadın) Müslümanın üzerine farzdır. (Beyhaki)

Continue reading Din İlmini Öğrenmeye Teşvik ve Farz-ı Ayn İlminin Beyanı