Category Archives: Cuma Hutbeleri

Mucize

Hamd Allâh’adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekanı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muhammed ﷺ O’nun rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muhammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kadîr olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿وَقَالَ ٱلَّذِينَ فِي ٱلنَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ٱدعُواْ رَبَّكُم يُخَفِّف عَنَّا يَوما مِّنَ ٱلعَذَابِ ٤٩ قَالُواْ أَوَ لَم تَكُ تَأتِيكُم رُسُلُكُم بِٱلبَيِّنَٰتِ قَالُواْ بَلَىٰ قَالُواْ فَٱدعُواْ وَمَا دُعَٰؤُاْ ٱلكَٰفِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَٰلٍ ٥٠﴾

Ğafir suresi, 49-50. ayetler

Bu âyet-i kerîme bize bildiriyor ki: Ateşte olanlar, cehennem bekçilerine «Rabbinize dua edin, bizden bir gün azabı hafifletsin.» derler. Cehennem bekçileri, “Size peygamberleriniz apaçık delillerle gelmemişler miydi!?.” derler. Onlar, “Evet.” derler. Cehennem bekçileri de derler ki: “Öyleyse kendiniz yalvarın. Şüphesiz iman etmeyenlerin duası boşunadır.” Şüphe yok ki, Allâh, rasûllerine ve imân edenlere dünya hayatında ve şahitlerin kâim olacakları günde yardım edecektir. O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır ve yurdun kötüsü onlarındır.

Mü’min kardeşlerim, Allâhu Teâlâ peygamberlerinden her peygamberi, peygamberliğine ve doğruluğuna kesin olarak açıkça delalet mucizeler ile desteklemiştir. Mucize, peygamberlerin peygamberlik davasında doğru sözlü olduklarında dair bir alamet ve delildir. Her peygamberin mucizesi vardır. Mucize, peygamberliği iddia edenin davasına muvafık gelen olağanüstü, yani adete zıt olan olaydır. Mucize, kendisine aynısı ile karşı konulmaktan beridir ve meydan okumaya uygundur. Peygamberlik davasına muvafık olmayana mucize denmez. Peygamberliği iddia eden Müseylimet’ul-Kezzab’ın başına gelen olay bunun için bir örnektir. O, bir gözü kör olan bir insanın yüzüne elini sürünce diğer gözü de kör olmuştur. Onun başına gelen bu olay, onun davasına zıt olup, onun davasında yalancı olduğuna delalet eder ve onu desteklemez.

Sihir gibi, aynısı ile kendisine karşı konulan olay mucize değildir. Mûsâ peygamber (aleyhisselâm) zamanındaki firavun, Mûsâ peygambere (aleyhisselâm) meydan okuyarak büyük sihirbazlardan yetmiş sihirbazı topladı. Onlar ellerinde bulunan ipleri attıklarında insanlara o iplerin sürünen yılanlar olduğunu hayal ettiriyorlardı. Mûsâ peygamber (aleyhisselâm) asasını attı ve bu asa gerçek büyük bir yılana dönüşüp o sihirbazlar tarafından atılan ipleri yuttu. Böylece sihirbazlar bunun sihir olmadığını; olağanüstü, yani adete zıt bir olay olduğunu ve aynısı ile ona karşı koyamayacaklarını anladılar. Bunu, Mûsâ peygambere (aleyhisselâm) bir destek olarak veren, eşi ve benzeri olmayan âlemlerin Rabbi’dir. Bunun üzerine o sihirbazlar “Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine iman ettik.” dediler. Firavun onların üzerinde bulundukları şeyi terkettikleri ve kendisinden izin almadan iman ettikleri için onlara öfkelendi; onları tehdit etti ve onlar için büyük bir ateş yaktı. Onlar ise Mûsâ ve Hârûn’un Rabbi’ne iman etmekten geri dönmediler ve firavun onları öldürdü.

Continue reading Mucize

NAMAZ KILMANIN VE CEMAATİN EHEMMİYETİ

Hamt Allâh’adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekanı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâhu Teâlâ aziz kitabında şöyle buyurmaktadır:

﴿وَأمُر أَهلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصطَبِر عَلَيهَا لَا نَس‍َلُكَ رِزقا نَّحنُ نَرزُقُكَ وَٱلعَٰقِبَةُ لِلتَّقوَىٰ ١٣٢﴾

Manası: (Ey Rasûlüm), ailene ve ümmetine namazı emret. Kendin de ona devam eyle. Biz senden bir rızık (ailenin geçimini temin için çalışmanı) istemiyoruz. Seni, biz rızıklandırırız. Güzel akıbet takva sahiplerinindir. (Tâhâ sûresi, 132. ayet)

Değerli Müslümanlar bugünkü hutbemizin konusu, yüce Rabbimizin İslam’ın en yüce beş emirden biri olan namaz olacaktır. Efendimiz ﷺ mana olarak İslam’ın beş emir üzerine bina edildiğini buyurmuştur. Hadis-i Şerif’in devamında Kelime-i Şehadetten sonra Efendimiz Muḥammed’in zikrettiği ilk emir, namazın olması ve onun ehemmiyetine işaret edilmiştir.

Yanısıra İmam Nesâ’i’nin “Sünen-i Kübrâ” adlı eserinde rivayet ettiğine göre Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur:

رأسُ الأَمْرِ الإِسلامُ وعَمُودُهُ الصَّلاة اهـ

Manası: İşin başı İslam’dır, direği namazdır.

Dolayısıyla namaz en zahir alametlerden, en yüce şiarlardan, en faydalı hazinelerden, Kelime-i Şehadetten sonra en büyük farz ve sevap kazandırıcı taatlerdendir. O, itaat ile huşu, luzüm ile zarurettir. Namaz, dua ile sena, şükür ile övgü ve Allâh’ı son derece yüceltmektir.

Namaz, gecenin koyu karanlığını aydınlatan, yozlaşanı kötü huyundan, bedbaht olanı perişanlığından, bezgini derin ümitsizliğinden kurtarıp necat yoluna kavuşturan ibadettir ve bundan dolayı İslam dininde namaza itina gösterilir. Allâhu Teâlâ namazı eda etmek hakkında muhkem kitabında şöyle buyurmaktadır:

﴿حَٰفِظُواْ عَلَى ٱلصَّلَوَٰتِ وَٱلصَّلَوٰةِ ٱلوُسطَىٰ وَقُومُواْ لِلَّهِ قَٰنِتِينَ ٢٣٨﴾

Manası: Farz namazlarının vakit ve erkânlarını gözeterek edasına devam edin, bilhassa orta (ikindi) namazına dikkat edin; ve Allâh’a itaat ederek namaza durun. (El-Bakarah suresi, 238. ayet)

Continue reading NAMAZ KILMANIN VE CEMAATİN EHEMMİYETİ

AŞURE GÜNÜ

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammed ﷺ O’nun rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları; sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Peygamberlerin yolundan gitmeyi tavsiye ederim. Allâh-u Tebârake ve TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿وَلَقَد أَرسَلنَا نُوحًا إِلَىٰ قَومِهِۦ فَلَبِثَ فِيهِم أَلفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمسِينَ عَاما فَأَخَذَهُمُ ٱلطُّوفَانُ وَهُم ظَٰلِمُونَ ١٤ فَأَنجَينَٰهُ وَأَصحَٰبَ ٱلسَّفِينَةِ وَجَعَلنَٰهَا ءَايَة لِّلعَٰلَمِينَ ١٥﴾

Manası: Andolsun, Allâh, Nûḥ’u kendi kavmine Peygamber olarak gönderdi. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi. Allâh da onu (Nûḥ’u) ve gemide bulunanları kurtardı ve bunu alemlere bir ibret kıldı. (El-Ankebût suresi, 14. ve 15. ayetleri)

Allâh-u Teâlâ başka bir ayette şöyle buyuruyor:

﴿فَأَوحَينَا إِلَىٰ مُوسَىٰ أَنِ ٱضرِب بِّعَصَاكَ ٱلبَحرَ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرق كَٱلطَّودِ ٱلعَظِيمِ ٦٣ وَأَزلَفنَا ثَمَّ ٱلأخَرِينَ ٦٤ وَأَنجَينَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجمَعِينَ ٦٥ ثُمَّ أَغرَقنَا ٱلأخَرِينَ ٦٦ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأيَة وَمَا كَانَ أَكثَرُهُم مُّؤمِنِينَ ٦٧ وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٦٨﴾

Manası: Bunun üzerine Allâh, Mûsâ’ya: “Değneğinle denize vur” diye vahyetti. Hemen deniz ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi. Allâh, ötekileri de oraya yaklaştırdı. Mûsâ ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardı. Öbürlerini suda boğdu. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. (Eş-Şuarâ’ suresi, 63.-68. ayetleri)

Continue reading AŞURE GÜNÜ

Melekler Allâh’ın Mükerrem Kullarıdır

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Allâh Rasûlü’nün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.

Allâh-u Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ ءامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

Manası: Ey mü’minler! Allâh’tan hakkıyla korkun ve her halde Müslüman olarak can verin. (Âl-i İmrân suresi, 102. ayet)

Allâh’ın emirlerini yerine getirin, yasakladıklarından ise uzak durun.

Mü’min kardeşlerim; Allâh-u Teâlâ, melekler hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللَّهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرِينَ﴾

Manası: Kim, Allâh’a, meleklerine, peygamberlerine, Cibrîl’e Mikâl’e düşman olursa bilsin ki, Allâh kâfirleri azaplandırır. (El-Bakarah suresi, 98. ayet)

Ve şöyle buyuruyor:

﴿وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا﴾

Manası: Kim Allâh’ı, meleklerini, kitaplarını, Peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr ederse, muhakkak hidayetten uzak bir sapıklığa düşmüştür. (En-Nisâ’ suresi, 136. ayet)

Continue reading Melekler Allâh’ın Mükerrem Kullarıdır