Category Archives: Cuma Hutbeleri

Din İlmini Öğrenmeye Teşvik ve Farz-ı Ayn İlminin Beyanı

Hamd Allâh’adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ  O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Allâh-u Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm‘de şöyle buyuruyor:

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ ءامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ 18﴾

Manası: Ey iman edenler; Allâh’tan korkun ve herkes, yarın (Kıyamet Günü) için ne hazırlamış olduğuna baksın. (El-Ḥaşr suresi, 18. ayet)

Ey Allâh‘ın kulları, Allâh’a karşı takvalı olun. El-Azîz, El-Ḥakîm, El-Kaviyy ve El-Metîn olan Allâh’a karşı takvalı olun ve Kur’ân-ı Kerîm‘e sımsıkı sarılın. Kur’ân-ı Kerîm‘de şöyle geçmektedir:

﴿يرْفَعِ اللهُ الَّذِينَ ءامَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ﴾

Manası: Allâh aranızda din ilmini öğrenmiş olan mü’minlerin derecelerini yükseltir. Allâh, yaptıklarınızdan haberdardır. (El-Mucâdeleh suresi, 11. ayet)

Değerli kardeşler; Allâh, ilmiyle amel eden âlimlerin derecelerini yükseltmiştir. Bu da ilmin faziletinden ve şerefindendir. Din ilmi, İslam’ın hayatıdır. Din ilmi, iki kısım üzeredir. Bir kısım, her mükellefin üzerine, öğrenmesi farz olan ilimdir (farz-ı ayn ilmi). İlmin diğer kısmını ise bazılarının öğrenmesi durumunda, farz diğerlerinin üzerinden düşer. Bu ikinci kısma, din ilminden olan farz-ı kifaye ilmi denilir. Birinci kısım ise farz-ı ayn ilmi ve peygamber efendimizin şu hadisindeki muradıdır:

طلب العلم فريضة على كل مسلم

Manası: Din ilmini (farz-ı ayn ilmini) öğrenmek her (mükellef erkek ve kadın) Müslümanın üzerine farzdır. (Beyhaki)

Continue reading Din İlmini Öğrenmeye Teşvik ve Farz-ı Ayn İlminin Beyanı

DİLİN AFETLERİ

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ  O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kadîr olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı, İslâm dininin hükümlerine göre amel etmeyi ve Peygamber Efendimiz Muḥammed’in ﷺ  sünnetine bağlı kalmayı tavsiye ederim.

Ey mümin kardeşlerim, Allâh’ın bize vermiş olduğu nimetlerin sayısı belirleyemeyeceğimiz kadar çoktur. Ve Allâh bizim ve bize vermiş olduğu nimetlerin Mâliki’dir. Allâh bizlere bu nimetler için şükretmemizi farz kılmıştır. Bu farz olan şükür ise o nimetleri haramlarda kullanmamaktır. Öyleyse senin malın Allâh’ın sana vermiş olduğu nimetlerdendir. Bu nimeti Allâh’ın yasak kıldığı şeylerde harcama. Bedenin de Allâh’ın sana vermiş olduğu nimetlerdendir. Öyleyse bedenini Allâh’a asi olmakta kullanma. Ellerin de Allâh’ın sana vermiş olduğu nimetlerdendir. Öyleyse ellerini Allâh’ın razı olmadığı şeylerde kullanma. Ayakların da Allâh’ın sana vermiş olduğu nimetlerdendir. Öyleyse onlarla seni Allâh’ın gazabına uğratacak yerlere yürüme. Gözlerin de Allâh’ın sana vermiş olduğu nimetlerdendir. Öyleyse onlarla Allâh’ın sana bakmanı nehyettiği şeylere bakma. Kulakların da Allâh’ın sana vermiş olduğu nimetlerdendir. Öyleyse onlarla Allâh’ın sana dinlemeni yasakladığı şeyleri dinleme. Dilin de Allâh’ın sana vermiş olduğu nimetlerdendir. Öyleyse onunla Allâh’ın sana konuşmanı yasakladığı şeyleri konuşma. Allâh’a karşı takvalı ol ve O’nun sana vermiş olduğu nimetlerle O’na karşı asi olma, ey Müslüman kardeşim. Allâh’a karşı asi olman kendisine itaatkâr olmanı emredene karşı asi olduğun ve kendi nefsine zulmettiğin manasına gelir. Şüphesiz ki Allâh, günah ișleyip kendi nefsine zulmedenleri sevmez.

Continue reading DİLİN AFETLERİ

Mirâç Mucizesi

Hamd Allâh’adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekanı yoktur. O’ndan başka yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muhammed ﷺ O’nun kulu, rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muhammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Mü’min kardeşlerim, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.

Rasûlullâh ﷺ, Beyt-i Makdis’de peygamberlerle onlara imam olarak namaz kıldıktan sonra göğe yükseldi. Orada Cebrail kapının açılmasını istedi, ona: “Kimsin?” denildi. O da: “Cebrail” dedi. “Yanında kim var?” denildi. O: “Muhammed” dedi. “Ona gelsin diye haber gönderildi mi?” denildi. Cebrail: Evet gönderildi. dedi. Cebrail: “Evet gönderildi.” dedi. Peygamber efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:

فَفُتِحَ لنَا فَإِذَا أَنَا بِآدَمَ فَرَحَّبَ بي ودعَا لِي بِخَيْرٍ ثُمَّ عُرِجَ بِنَا إلَى السّماءِ الثانيةِ فَاسْتَفْتَحَ جبريلُ فقيلَ مَنْ أَنْتَ قالَ جبريلُ قيلَ وَمَنْ مَعَكَ قالَ مُحمَّدٌ قيلَ وَقَدْ بُعِثَ إليهِ قالَ وقَدْ بُعِثَ إليهِ فَفُتِحَ لنا فإذَا أنَا بِابْنَيِ الخالَةِ عيسَى ابنِ مريمَ ويحيَى بنِ زَكَرِيَّاءَ فَرَحَّبا وَدَعَوَا لِي بِخَيْر اﻫ

Manası: “Böylece bize kapı açıldı ve Âdem´le karşılaştım! Beni hoş karşıladı ve bana hayırlı dualar etti. Sonra ikinci semaya çıkarıldık. Cebrail kapının açılmasını istedi, ona: “Kimsin?” denildi. O da: “Cebrail” dedi. “Yanında kim var?” denildi. O: “Muhammed” dedi. “Ona gelsin diye haber gönderildi mi?” denildi. O da: “Evet” dedi. Bize kapı açıldı ve teyze oğlulları olan Îsa bin Meryem ile Yahyâ bin Zekeriyyâ‘ ile karşılaştım. Beni hoşça karşıladılar ve benim için hayırlı duada bulundular. ”

Continue reading Mirâç Mucizesi

İsrâ‘ Mucizesi

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammed ﷺ  O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.

Mü’min kardeşlerim, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâh’tan hakkıyla korkun ve ancak Müslüman olarak ölün. Bilin ki! Allâh, takva sahibi olan kullarına yardım eder. Müslüman kardeşlerim; bize yüce bir münasebet yaklaştı, o da İsrâ’ ve Miraç gecesidir. İnşâ’allâh kelâmımız bugün İsrâ’ mucizesi hakkında olacaktır.

Allâh-u Teâlâ yüce Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmuştur:

﴿سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَىٰ بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ﴾

Manası: Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muḥammed‘i) Mescid-i Ḥarâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allâh noksan sıfatlardan münezzehtir; O, herşeyi işiten ve görendir. (El-İsrâ‘ sûresi, 1. ayet)

Continue reading İsrâ‘ Mucizesi