Category Archives: Cuma Hutbeleri

Allâh-u Teâlâ Mekândan Münezzehtir

Hamt Allâh’adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekanı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehb erimiz ve gözümüzün nûru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâh-u azze ve celle şöyle buyurmaktadır:

﴿وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلۡهُدَىٰ وَيَتَّبِعۡ غَيۡرَ سَبِيلِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصۡلِهِۦ جَهَنَّمَۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرًا ١١٥﴾

(En-Nisâ’, 115)

Manası: Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra Peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.

Müslüman kardeşlerim! Bu ayet-i kerîme kurtuluşu isteyen kişinin mü’minlerin yolunu, yani Müslüman ulemanın üzerinde icma etmiş oldukları hususları izlemesi gerektiğine ve bundan yüz çeviren kişinin, varılacak kötü bir yer olan cehennemde cezalandırılacağına işaret eder.

Kurân-ı Kerîm’le, hadislerle, akıl ve icma ile sabit olan İslam akidesinin (inancının) usulünden (temelinden) olan hususlardan bir tanesi Allâh-u Subḥânehû ve Teâlâ’nın zamandan ve mekândan münezzeh olması konusudur. Yüce Rabbimiz mekânları Yaratandır. O, mekânlar yok iken onlara muhtaç olmaksızın vardı ve mekânları yarattıktan sonra değişmemiştir, çünkü Müslümanların arasında meşhur olan bir sözde geçtiği gibi “Allâh her şeyi değiştirendir fakat değişikliğe uğramaz.” Şayet değişken olsaydı kendini değiştirene muhtaç olurdu ve başkasına muhtaç olan İlâh değildir.

Müslüman kardeşlerim! Mekân bir cismin doldurduğu bir boşluktur. Başka bir deyimle hacmin aldığı bir boşluktur mekân. Şayet Allâh’ın bir mekânı olmuş olsaydı uzunluğu, genişliği ve kalınlığı olan bir cisim olurdu nasıl ki güneş bir uzunluğu, genişliği, kalınlığı, hacmi ve şekli olan bir cisimse. Bu zikredilenler kimin için geçerli ise onun bir mahluk (yaratılmış) olmasında şek ve şüphe yoktur. O, diğer yaratılmışlar gibi kendisine bu ölçüleri tahsis edene (belirleyene) muhtaç olurdu ki ihtiyaç duymak ilâhlık ile bağdaşmaz. O hâlde Allâh’ın mekândan münezzeh olduğunu akıl gerektirir ve bu zikrettiklerimiz de Allâh’ın mekândan münezzeh olduğuna dair akli bir delildir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Allâh’ın mekândan münezzeh olduğunu kanıtlayan ayetler bulunmaktadır. Bunlardan birisi Allâh’ın şu kavlidir:

﴿لَيسَ كَمِثلِهِۦ شَيء وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلبَصِيرُ ١١﴾

(Eş-Şûrâ suresi, 11. ayet)

Manası: Allâh hiç kimseye ve hiçbir şeye benzemez.

Bu ayet-i kerîme Allâh’ın mekândan münezzeh olduğunu kanıtlar, çünkü şayet Allâh’ın bir mekânı olmuş olsaydı sayılamayacak kadar emsalleri (benzerleri) olurdu. Ayrıca bu muhkem ayet-i kerîme Allâh’ı sadece mekânlardan ve yönlerden tenzih etmek değil onu yaratılmışların bütün sıfatlarından tenzih etmektedir.

Bundan başka Allâh’ın mekândan münezzeh olduğunu ispat eden hadisler de vardır. İmam Buhari, İmam Beyhaki ve başka âlimler sahih bir isnat ile Rasûlullâh’ın ﷺ şöyle buyurduklarını rivayet ederler:

كانَ اللهُ وَلَمْ يَكُنْ شَىْءٌ غيرُه اﻫ

Manası: Allâh ezelde varken Ondan başka hiçbir şey yoktu.

Yani ezelde su, hava, arz (yeryüzü), sema (gök), kürsiyy, arş-ı âlâ, insan, cin, melek, zaman, mekân, yönler yoktu ama Allâh vardı. O hâlde Allâh mekânları yaratmadan önce mekânsız vardı ve O mekânlara muhtaç değildir. İmam Ebû Mansûr el-Bağdâdî “el-Farku beyne’l-Firak” adlı eserinde efendimiz Ali radiyallâhu anhu’dan şöyle rivayet eder:

كانَ اللهُ ولا مكان وهُوَ الآنَ علَى ما عليهِ كان اﻫ

Manası: “Allâh ezelde vardı ve mekân yoktu. O hâlde O, şimdi de mekânsız vardır.” Yani Allâh’ın bir mekânı yoktur daha önce zikri geçen hadis-i şeriften çok açık bir şekilde anlaşıldığı gibi.

Hadis hafızı İmam Beyhaki “el-Esmâ’u ves-Sifât” adlı eserinde şöyle demiştir:

“Bazı ashabımız (dostlarımız) Allâh’ın mekândan münezzeh olduğunu ispat etmek için Peygamberin şu kavlini (sözünü) delil olarak göstermişlerdir:

أنتَ الظّاهِرُ فليسَ فَوْقَكَ شَىْءٌ وأنتَ البَاطِنُ فليسَ دُونَكَ شَىء اﻫ

Manası: Sen (Allâh) Ez-Zâhirsin o hâlde senin üzerinde bir şey yoktur ve Sen El-Bâtinsin ve Senin altında bir şey yoktur.” Sonra İmam Beyhaki sözüne şu şekilde devam eder: “Eğer Allâh’ın üzerinde ve O’nun altında bir şey yok ise Allâh bir mekânda değildir.” İşte Allâh’ın mekândan münezzeh olması dinimizce sabit olan bir husustur.

Mü’min kardeşlerim! Allâh’ın mekândan münezzeh olduğuna, daha önce zikri geçtiği ve hepinizin bildiği gibi hem Kur’ân-ı Kerîm hem de Sünnet-i Nebevî delalet (işaret) etmektedir. Bu madde islam akidesinin usulünden olan ve hem selef hem de halef âlimlerinin üzerinde ittifak ettikleri bir maddedir. Ümmetin bu konudaki icmaını nakleden İmam Ebû Mansûr el-Bağdâdî, İmamu’l-Ḥarameyn lakabıyla tanınan İmam el-Cuveynî ve er-Râzî gibi âlimerdir. İmam Ebû Mansûr el-Bağdâdî ise bu icmaı “el-Farku beyne’l-Firak” adlı eserinde şu şekilde ifade etmiştir: “Ehl-i Sünnet, bir mekânın O’nu (yani Allâh’ı) ihtiva etmediğine (kapsamadığına) ve onun üzerinden zaman cereyan etmediğine (geçmediğine) icma etmişlerdir.”

Müslüman kardeşlerim! Bu meseleyi güzel anlamak ve meselenin delillerinde güçlenmek çok önemlidir. O hâlde bu konuyu anlamakta, ezberlemekte, beyan etmekte ve öğretmekte gayretli olun! İslam dini çok değerli ve Ehl-i Sünnetin inancından sapmak helak edicidir.

Ey Allâh’ım, ey merhamet edenlerin en merhametlisi, bizleri Peygamberlerin efendisi hürmetine hak olan islam dininde sabit kıl ve bizleri bu dine yardımcı olmakla rızıklandır. Sen her şeye kâdirsin.

Sizler ve kendim için Allâh’tan mağfiret dilerim.

İkinci Hutbe

Hamt Allâh’adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’eﷺ ve diğer Peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, âl’den ve raşit halifeler Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebû Ḥanîfe, Mâlik, eş-Şafiî ve Aḥmed ve sâlih evliyalardan razı olsun.

Sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.

Şunu da bilin ki Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun Peygamberine ﷺ salât ve selâm getirmek ile emretmiştir.

اللهُمَّ صَلِّ على سَيِّدِنا محمَّدٍ وعلَى ءالِ سَيِّدِنا محمدٍ كما صلَّيتَ على سَيِّدِنا إبراهيمَ وعلى ءالِ سَيِّدِنا إبراهيمَ وبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنا محمَّدٍ وعلَى ءالِ سَيِّدِنا محمدٍ كمَا باركتَ على سَيِّدِنا إبراهيمَ وعلَى ءالِ سَيِّدِنا إبراهيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مجيدٌ

Allâh-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿يَٰأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُم إِنَّ زَلزَلَةَ ٱلسَّاعَةِ شَيءٌ عَظِيم ١ يَومَ تَرَونَهَا تَذهَلُ كُلُّ مُرضِعَةٍ عَمَّا أَرضَعَت وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَملٍ حَملَهَا وَتَرَى ٱلنَّاسَ سُكَٰرَىٰ وَمَا هُم بِسُكَٰرَىٰ وَلَٰكِنَّ عَذَابَ ٱللَّهِ شَدِيد ٢﴾

El-Ḥacc, 1 ve 2

Manası: “Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. (1) Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir! (2)

Dua:

Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul et. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.

Kâmet getir!

ALLÂH’A VE RASÛLÜNE İMAN ETMEK

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatte bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâh-u TeâKur’an-ı Kerîm’de el-Fetḥ sûresinin 13. ayetinde şöyle buyuruyor:

﴿وَمَن لَّم يُؤمِن بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ فَإِنَّا أَعتَدنَا لِلكَٰفِرِينَ سَعِيرا﴾

Manası: Kim, Allâh’a ve Rasûlüne iman etmezse; muhakkak ki Biz; kâfirler için alevli bir ateş hazırlamışızdır.

Mü’min kardeşlerim! Allâh-u Teâlâ, her mükellefe Allâh’a ve Rasûlune ﷺ iman etmeyi farz kılmıştır. Allâh’a ve Rasûlune ﷺ iman etmek, farzların en yükseği ve en faziletlisi olup dinin esasıdır. Allâh’a iman demek; Allâh’ın var olduğuna ve O’nun hiç bir şeye benzemediğine kesinkes iman etmektir, çünkü Allâh’ın varlığında şüphe yoktur. Allâh keyfiyetsiz vardır. O parçalardan meydana gelmiş değildir. O mekânsız ve yönsüz vardır. Peygaber Efendimiz Muḥammed’e ﷺ iman ise; O’nun Abdullâh’ın oğlu olduğuna, insanlara ve cinlere elçi olarak gönderildiğine ve Allâh’tan getirdiği her şeyde doğru sözlü olduğuna iman etmek demektir.

Allâh’tan başka kimse ibadete layık değildir. Allâh’ı tanımak ve yalnız ona ibadet etmek, Allâh’ın kulları üzerindeki en büyük hakkıdır. İbadet ise huşunun en son derecesidir. Bizim Allâh’ı bilmemiz Allâh’ın zatını kapsamak yönünden değil, Allâh’ı kendisine yakışan noksansız olan sıfatlarla bilip O’na iman etmektir. Örneğin O’nun başlangıcının olmaması, O’nun tek olup her şeyi bilmesi, yaratılmışlara benzememesi, noksan sıfatlardan uzak olmasıdır. O ortağının olmasından, sınırlarının olmasından, cisim olmasından, şekli olmasından ve bir mekânda veya bir yönde olmaktan münezzehtir. O dilediğini yaratır.

İmam Ahmed er-Rifai şöyle buyurmuştur:

غايةُ المعرِفَةِ بِاللهِ الإِيقانُ بوُجودِه تعالَى بِلا كَيْفٍ وَلا مَكَان اﻫ

Manası: Allâh’ı tanımanın en üst derecesi; Allâh’ın, cisimsiz, şekilsiz ve mekânsız olarak mevcut olduğuna kesin bir şekilde inanmaktır.
Continue reading ALLÂH’A VE RASÛLÜNE İMAN ETMEK

İYİ MAL SALİH MÜSLÜMAN İÇİN NE DE İYİDİR

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.

Allâh-u Teâlâ yüce Kur’ân’da şöyle buyuruyor:

﴿زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ ٱلشَّهَوَٰتِ مِنَ ٱلنِّسَاءِ وَٱلبَنِينَ وَٱلقَنَٰطِيرِ ٱلمُقَنطَرَةِ مِنَ ٱلذَّهَبِ وَٱلفِضَّةِ وَٱلخَيلِ ٱلمُسَوَّمَةِ وَٱلأَنعَٰمِ وَٱلحَرثِ ذَٰلِكَ مَتَٰعُ ٱلحَيَوٰةِ ٱلدُّنيَا وَٱللَّهُ عِندَهُۥ حُسنُ ٱلمَ‍َابِ﴾

Manası: İnsanlara, kadınlar, oğullar, altın ve gümüşten istiflenmiş yığınlar, yaylıma salınmış (güzel) atlar, davarlar ve ekinlerden yana nefsin isteklerine muhabbet, süslenip bezendi. Fakat bunlar, dünya hayatının geçici menfaatıdır. Halbuki sonuç güzelliği Allâh katındadır. (Âl İmrân suresi, 14. ayet)

Allâh’a karşı takvalı olun. Dünya, dünyevi şehvet, dünya malı veya dünyevi eșyalar sizi taatlerden alıkoymasın, ki ahiret dünyadan daha hayırlıdır. Peygamber efendimiz bir hadis-i șerif’inde şöyle buyurmuştur:

إِنَّ هذَا المالَ خَضِرَةٌ حُلْوَةٌ فَمَنْ أَخَذَهُ بِحَقِّهِ وَوَضَعَهُ فِي حَقِّهِ فَنِعْمَ الْمَعُونَةُ هُوَ ومَنْ أخَذَهُ بِغَيْرِ حَقِّهِ كانَ كالذِي يَأْكُلُ وَلَا يَشْبَعُ اهـ

Manası: Şüphesiz ki bu dünya malı, olgunlaşmış, tatlı meyve (gibi)dir. Her kim onu helal yoldan elde edip helal yolda harcarsa, kendine ve ehline faydalı olmuş olur. Lakin her kim onu haram olan yoldan elde ederse işte o, yiyip de doymayan kişi gibidir. (Muslim)

Continue reading İYİ MAL SALİH MÜSLÜMAN İÇİN NE DE İYİDİR

KABİR AZABI

Hamd Allâh’adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekanı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muhammed ﷺ O’nun rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muhammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kadîr yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿يَا أيُّها الّذين ءامنُوا اتَّقُوا اللهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللهَ إِنَّ اللهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ وَلا تَكونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللهَ فَأَنْسَاهُمْ أَنْفُسَهُمْ أُولئِكَ هُمُ الفَاسِقُونَ لا يَسْتَوِى أَصْحَابُ النّارِ وَأَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الفَائِزُون﴾

Manası: Ey imân edenler! Allâh’a karşı takvalı olun. Ve her nefis yarın için ne hazırladığına baksın. Allâh’a karşı takvalı olun. Şüphesiz ki Allâh yaptıklarınızı bilendir. Allâh’ın emirlerini terkedip böylece O’nun rahmetinden mahrum kalanlardan olmayın! İşte onlar, fâsıkların ta kendileridir! Cehennem ehli, cennet ehli ile bir olmaz! Cennet ehli ki, onlar kurtuluşa erenlerdir.

Sevgili kardeşlerim, bugünkü kelamımız berzah hayatı ve berzah hayatında olan şeyler hakkındadır. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

﴿وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِى فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا﴾

Manası: Her kim zikrimden kaçınırsa şüphesiz ki onun için dar bir maişet vardır.

Continue reading KABİR AZABI