Category Archives: Genel

Kalplerin Hastalıklarından Olan Haset

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ O’nun rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim. Allâh-u Teâlâ muḥkem kitabında şöyle buyurmuştur:

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ ءامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ 18﴾

Manası: „Ey iman edenler! Allâh’tan korkun ve herkes, yarın için ne hazırladığına baksın. Allâh’tan korkun, çünkü Allâh, yaptıklarınızdan haberdardır.“ (el-Ḥaşr suresi, 18. ayet)

Müslüman kardeşlerim; Allâh-u Tebârake ve Teâlâ, bu ayet-i kerîme’de her birimizin kıyamet günü için ne takdim ettiğine bakarak Kendisine karşı takvalı olmamızı ve kendimizi hesaba çekmemizi emrediyor. Eğer iyilik yaptıysa Allâh’a lütfundan ötürü ḥamd etsin ve iyilik yapmaya devam etsin. Şayet kötülük yaptıysa ondan dönsün, istiğfar ve kalbini ıslah etsin. Muhakkak ki ahiret gününde kalbi selim olan kişiye hariç mal ve çocuklar fayda vermeyecektir. Müslüman kardeşler! Kalp, kötülenmiş sıfatlardan ve meşum hastalıklardan temizlenmesiyle selamette olur. Kötülenmiş sıfatlar ve meşum hastalıklar insanı helak eder. Muhakkak haset, kalplerin hastalıklarındandır. Haset, bir nimete sahip olan Müslümanın, o nimetin onda olmasını istemeyip, ondan gitmesini istemek ve bu doğrultuda amel etmektir. Dikkat et Müslüman kardeşim; şayet din kardeşinin nimetini görüp, onun onda bulunduğundan nefret edip, o nimetin ondan gitmesini temenni edersen ve kalbinde o nimetin ondan gitmesi için amel etmeye karar verir veya o nimetin ondan gitmesi için bir şey söyler veya amel edersen, bil ki günaha düşmüşsündür.

Continue reading Kalplerin Hastalıklarından Olan Haset

HACC’IN HİKMETLERİ VE FAYDALARI

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. O’na karşı takvalı olun ve O’ndan hakkıyla korkun ve ancak Müslüman olarak ölün.

Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿وَأَذِّن فِي ٱلنَّاسِ بِٱلحَجِّ يَأتُوكَ رِجَالا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِر يَأتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيق﴾

Manası: Ve hacc için insanlara açık bir çağrı yap ki onlar yürüyerek ve uzaklardan develer üstünde sana gelsinler.

Değerli Müslümanlar; Allâh, peygamberi İbrâhîm’in (aleyhisselâm) duasını kabul edip Kâbe’yi, yani Beyt-i Haram’ı, çeşitli ırk, dil ve renge sahip olmak üzere doğu ve batıdan büyük ve küçük, fakir ve zengin, arap ve acem, milyonlarca Müslümanın hedefi kılmıştır. Dolayısıyla her yıl o büyük ibadeti yerine getirmek için milyonlarca Müslüman oraya yönelir. Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿يَٰأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقنَٰكُم مِّن ذَكَر وَأُنثَىٰ وَجَعَلنَٰكُم شُعُوبا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُواْ إِنَّ أَكرَمَكُم عِندَ ٱللَّهِ أَتقَىٰكُم إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِير ١٣﴾

Manası: Ey insanlar! Şüphesiz ki Biz sizi bir erkek ve bir kadından (Adem ve Havvâdan) yarattık (Allâh yarattı) ve birbirinizle tanışasınız diye sizleri kavimler ve kabileler olarak kıldık. Muhakkak ki Allâh indinde en şerefliniz, Allâh’tan en fazla korkanınızdır. (En fazla farzları yerine getirip haramlardan sakınanızdır.) Şüphesiz ki Allâh, her şeyi bilendir. (El-Ḥucurât suresi, 13. ayet)

Continue reading HACC’IN HİKMETLERİ VE FAYDALARI

Zekât

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları; kendime ve sizlere Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ediyorum.
Allâh-u TeâKur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ 34 يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ 35﴾

Manası: Altını ve gümüşü biriktirerek saklayıp onları Allâh için harcamayan kimseler! İşte bunları acıklı bir azap ile müjdele. Kıyamette, o biriktirilen altın ve gümüşlerin üzerleri cehennem ateşinde kızdırılacak da bu mal toplayanların alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak ve onlara şöyle denecektir; “- İşte bu, nefisleriniz için sakladıklarınız! Artık topladıklarınızın acısını tadın.”

(Et-Tevbeh suresi, 34 ve 35. ayetleri)

Sevgili kardeşlerim; Allâh üzerimize bazı şeyleri farz kılmıştır. Öyleyse bunları ihmal etmeyin. Ve bizlere sınırlar koymuştur. Öyleyse bu sınırları aşmayın. Ve bizlere bazı şeyleri yasaklamıştır. Bunları ise işlemeyin. Allâh’ın üzerimize farz kılmış olduğu hususlardan birisi ise zekât’tır. Zekât hicrî ikinci yılında farz kılınmıştır. Zekât en büyük farzlardandır. Peygamber efendimiz bir hadiste şöyle buyuruyor:

بني الإسلام على خمس شهادة أن لا إله إلا الله وأن محمدًا رسول الله وإقام الصلاة وإيتاء الزكاة وحج البيت وصوم رمضان اﻫ

Manası:  İslam dîni beş şey üzere bina edilmiştir; (Yani İslam dininin önde gelen beş farzı)

Allâh’tan başka İlah olmadığına ve Muḥammed’in O’nun Râsulü olduğuna şehâdet etmek, (beş vakit) namazı kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramadân ayı orucunu tutmak. (Buhârî ve Muslim)

Continue reading Zekât

ALLÂH-U TEÂLÂ’YI CİSİM OLMAKTAN VE YARATIKLARIN DİĞER SIFATLARINDAN TENZİH ETMEK

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı, peygamberlerin inancı üzerinde ve peygamber efendimiz Muḥammed’in ﷺ yolunda sebat etmeyi tavsiye ederim. Sevgili peygamberimiz – Rabbimin salât ve selâmı onun üzerine olsun – bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

وَاللهِ إِنِّي لأَعْلَمُكُمْ بِاللهِ عَزَّ وَجَلَّ وَأَخْشاكُمْ لَهُ اهـ

Manası: Vallâhi ben, aranızda Allâh’ı en çok bileniniz ve O’ndan en çok korkanınızım. (İmam Ahmed “Musned”inde)

Peygamberimiz ﷺ bu ilimde, yani Allâh ve sıfatları hakkındaki ilimde en bilgili olmakla kendini methetmiştir; zira bu ilim, ilimlerin en celîli, en yücesi, en gerekli ve en evlâ olanıdır. Allâh-u Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerîm’deki şu kavli de buna işaret etmektedir. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿فَٱعلَم أَنَّهُۥ لَا إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ وَٱستَغفِر لِذَنبِكَ وَلِلمُؤمِنِينَ وَٱلمُؤمِنَٰتِ﴾

Manası: Bil ki Allâh’tan başka İlâh yoktur ve kendin ve erkek ve kadın mü’minler için istiğfâr et. (Muḥammed suresi, 19. ayet)

Allâh-u Subḥânehû ve Teâlâ bu ayet-i kerîmede tevḥîdi bilmeyi istiğfâr etmekten önde tutmaktadır; çünkü tevḥîd, usûl (akaid ilmi) ve istiğfar ise furû (fıkıh ilmi) ile alakalıdır. İşte bundan dolayıdır ki, İmam Ebu Hanife El-Fıkhul-Ebsat adlı kitabında “Bil ki, dindeki fıkıh, ahkâmdaki fıkıhtan daha üstündür.” buyurmuştur. İmam Ebu Hanife’nin “dindeki fıkıh”tan muradı; usûl ilmi, akîde ilmi ve tevhîd ilmidir.

Sevgili kardeşlerim; tevḥîd ilmi içerdiği hususlardan dolayı ilimlerin en şereflisidir; zira bu ilim, Allâh-u Teâlâ’yı layıkıyla bilmeyi içerir. Ehl-i Sünnete göre tevḥîd; teşbih ve tatîli nefyetmektir; İbn-i Hacer el-Askalani’nin “Sahih-i Buhari”nin şerhinde zikrettiği gibi: Tevḥîd ilmi, Allâh hakkında vacip olan, ilim, kudret, irade sıfatların isbâtı ve O’nu mahlukatın sıfatlarına benzemekten tenzih etmektir. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿لَيسَ كَمِثلِهِۦ شَيء وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلبَصِيرُ ١١﴾

Manası: Allâh hiçbir şeye benzemez. O, her şeyi işiten ve her şeyi görendir. (Eş-Şûrâ suresi, 11. ayet)

Başka bir ayette ise şöyle buyuruyor:

﴿وَلَم يَكُن لَّهُۥ كُفُوًا أَحَدُ ٤﴾

Manası: Hiçbir şey O’nun dengi değildir. (El-İhs suresi, 4. ayet)

Continue reading ALLÂH-U TEÂLÂ’YI CİSİM OLMAKTAN VE YARATIKLARIN DİĞER SIFATLARINDAN TENZİH ETMEK