Ḥamd Allâh’a dır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.
Ey Allâh’ın kulları; nefsime ve sizlere Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ediyorum.
Allâh-u Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:
﴿شَهرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِي أُنزِلَ فِيهِ ٱلقُرءَانُ هُدى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَٰت مِّنَ ٱلهُدَىٰ وَٱلفُرقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ ٱلشَّهرَ فَليَصُمهُ﴾
Manası: O sayılı günler Ramadân ayıdır ki, Kur’ân o ay içinde (Levh-i Maḥfûz’dan birinci semaya) indirilmiştir. O Kur’ân, insanları hakka ulaştırır, helâl ile haramda ve din hükümlerinde hakkı batıldan ayırır. Sizden her kim Ramadân ayına ulaşırsa o ayı oruç tutsun. (El-Bakarah suresi, 185. ayet)
Allâh-u Teâlâ başka bir ayette ise şöyle buyuruyor:
﴿يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱرۡكَعُواْ وَٱسۡجُدُواْۤ وَٱعۡبُدُواْ رَبَّكُمۡ وَٱفۡعَلُواْ ٱلۡخَيۡرَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُون﴾
Manası: Ey iman edenler; rukuya ve secdeye varın, Allâh’a ibadet edin ve hayır işleyin ki kurtulasınız. (El-Ḥacc suresi, 77. ayet)
Ey sevgili kardeşlerim! Ramadân orucu çok büyük ve yüce bir ibadettir. Onun faziletini açıklamak için, peygamber efendimizin yüce Allâh’tan rivayet ettiği şu kudsî hadis bile tek başına yeterlidir:
كُلُّ عَمَلِ ابْنِ ءَادَمَ فَهُوَ لَهُ إِلَّا الصَّومَ فَإِنَّهُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ
Manası: Âdemoğlunun her ameli kendisi içindir; ancak oruç benim içindir ve onun mükâfatını bizzat ben vereceğim. (imam Buhârî).
Ramadân ayının başlangıcını ve sonunu bilmek için belirli bir yöntem ve hükümler vardır. Allâh-u Teâlâ bunları Rasûlü üzerinden bildirmiştir. O peygamber ki, kendi hevasına göre konuşmamıştır. Kur’ân veya hadis olsun, vahiy olarak bunları peygamber efendimize Cebrâ’îl meleği getirmiştir. Ve Müslümanlar bu yöntemi peygamber efendimizden alıp onun zamanından günümüze kadar bu şekilde uygulamışlardır. Bu yöntem, hilali gözle görmeye dayanır ve Müslümanlar’ın yaşadığı şehirlerde, köylerde ve farklı beldelerde uygulanmaktadır. Kim o dönemde Müslümanlar’ın ülkelerinde yaşadıysa bilir ki insanlar hilalin daha kolayca görülebileceği yerlerde toplanıp beklerler. Hilali gördüklerinde ise, Ramadân ayının başlangıcını bildirmek için kimisi top atar kimileri yüksek dağların tepelerinde ateş yakarlar. Mübarek bayram gününü bildirmek için yine aynı şekilde yapılır.
Dört mezhep alimleri Ramadân ayının başlangıcının Şaban ayının 29’uncu günü güneşin batmasından sonra hilali gözlemlemeyle tespit edildiğini kaide olarak vermişlerdir. Şayet o akşam hilal görülürse gelecek gün Ramadân ayının birinci günü demektir. Lakin hilal o akşam görülmezse gelecek gün Şaban ayının 30’uncu günü olur ve onun ardından gelen gün Ramadân ayının birinci günü olur. Dört mezhep alimleri, bu kaideyi verdiklerinde, hesapçıların ve astronomların sözlerine itibar edilmeyeceğini ve onların oruç ayının başlangıcı ve sonuyla alakalı söylediklerine itibar edilmeyeceğini zikretmişlerdir. Hafız En-Nevevî, „El-Mecmû‘“ isimli kitabında şöyle buyurmuştur: Hesaplara göre ayların başlangıçlarını iddia edenlerin sözleri reddedilir. Çünkü Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur:
إنَّا أُمَّةٌ أُمِّيَّةٌ لا نَحْسُبُ ولا نَكْتُبُ الشَّهْرُ هَكذَا وَهَكذَا صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا عِدَّةَ شَعْبَانَ ثَلاثِين اﻫ
Manası: Bizler ayların başlangıcını hesap kitaba göre değil, gözlemlemeye göre belirleriz. Bir ayın ya 29 ya da 30 günü olur. Ramadân ayının hilalini görürseniz oruca başlayınız ve hilali tekrar gördüğünüzde bitiriniz. Ve şayet hava bulutlu olur da hilali göremezseniz Şaban ayını 30’a tamamlayınız.
Rasûlullâh ﷺ kamerî ayların ya 29 ya da 30 gün olabileceğini öğretmiştir. Dolayısıyla kamerî aylar 28 veya 31 gün olmaz.
Rasûlullâh ﷺ bir hadis-i şerîfi’nde şöyle buyurmuştur:
لا تَصومُوا حتَّى تَرَوُا الهِلالَ ولا تُفْطِرُوا حتّى تَرَوْهُ فإِنْ غُمَّ عليكُمْ فأَكْمِلُوا العِدَّةَ ثَلاثِين اﻫ
Manası: Hilali görmeden Ramadân ayının orucunu tutmaya başlamayın ve yeni hilali görmeden orucu bitirmeyin. Ve şayet hava bulutlu olur da hilali göremezseniz ayı 30’a tamamlayınız. (İmam Mâlik „El-Muvatta’“ isimli kitabında)
O doğru sözlünün kelamından sonra onun sözleriyle uyuşmayan hiçbir sözde ibret yoktur. Allâh’ın izniyle, bizler Rasûlullâh’ın ﷺ yolunu terk edenlerden olmayacağız. Astrologlar ve astronomlar ne kadar konuşsalar ve kendilerince ne kadar kanıt gösterseler de bizler onların Ramadân ayının ve bayram gününün başlangıcı hakkındaki hesaplarını benimsemeyeceğiz. Rasûlullâh’ın bildirdiği her şey başımız gözümüz üstüne ve onun söylediklerine muhalif düşen sözler kesinlikle batıldır.
Değerli kardeşler; şunu bilin ki, âlimler her ayın hilalinin gözetlenmesinin farz olduğu husunda ittifak etmişlerdir. Dolayısıyla bu hususu bir beldenin tüm ehli terkederse, hepisi günah işlemiş olur.
Sizlere şunu nasihat ediyoruz; her Müslüman peygamber efendimizin hadisine ve dört mezhep âlimlerin söylediklerine sımsıkı sarılsın. Onların yüksek dereceleri hakkında ümmetin icmaa’ı vardır. Ayrıca, Ramadân ayı girmeden önce, orucun hükümlerini öğrenmesini nasihat ediyoruz. Bunları ise, bilgi sahibi ve adaletli olan ve bu ilmi ehlinden alan (ve böylece isnadı peygamber efendimize kadar dayanan) kişiden öğrensin.
Allâh’ım, bulutla gölgelenen peygamberimizin yüzü suyu hürmetine; bizlere namaz, oruç ve sıla-i rahim’de yardım eyle.
İkinci Hutbe
Ḥamd Allâh’a dır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ﷺ ve diğer peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebu Hanife, Malik, Eş-Şafii ve Ahmed ve evliyalardan ve salihlerden razı olsun.
Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.
Yüce Allâh, El-A‘râf sûresinde şöyle buyurmuştur:
﴿وَلِلَّهِ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰ فَٱدۡعُوهُ بِهَاۖ وَذَرُواْ ٱلَّذِينَ يُلۡحِدُونَ فِيٓ أَسۡمَٰٓئِه﴾
Manası: “En güzel isimler Yüce Allâh’ındır. O hâlde O’na bu isimlerle dua edin. O’nun isimleri konusunda haktan sapanları ise bırakın.”
Bunun manası şudur: Yüce Allâh’a, kemâle delâlet eden isimler aittir. Allâh ancak kemâl sıfatlarıyla vasfedilir. Bu sebeple kemâle delâlet etmeyen herhangi bir ismin, Allâh’ın ismi olması câiz değildir. Bazı insanların söylediği “Âh” kelimesi gibi. Ancak bazılarının da Allâh’a “ruh” demesi ise ilhâd ve küfürdür. Kimden böyle bir söz sadır olmuşsa, ona Kelime-i şehadeti söyleyerek İslâm’a geri dönmesini tavsiye ederiz.
Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun peygamberine ﷺ salât ve selâm getirmeyi emretmiştir.
Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’in ve İbrâhîm’in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’in ve Muḥammed’in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.
Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’e ve İbrâhîm’in Âl’ine bereket verdiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’e ve Muḥammed’in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.
Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
﴿يا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُـوا رَبَّكُـمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌ) (يَوْمَ تَرَوْنَها تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وتَرَى النَّاسَ سُكارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلكنَّ عَذَابَ اللهِ شَدِيد﴾
Manası: Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir! (El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetler)
Dua:
Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.
Kâmet getir!