Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekanı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.
Ey Allâh’ın kulları; sizlere ve kendime yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâh-u Teâlâ yüce kitabında şöyle buyuruyor:
﴿إِذۡ قَالَتِ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَٰمَرۡيَمُ إِنَّ ٱللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَة مِّنۡهُ ٱسۡمُهُ ٱلۡمَسِيحُ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَ وَجِيها فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ وَمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ ٤٥ وَيُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِي ٱلۡمَهۡدِ وَكَهۡلا وَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ٤٦﴾
Bu ayet-i kerimelerde meleğin efendimiz Îsâ’nın annesi olan Meryem’e -mealen- şöyle dediği bildiriliyor: “Ey Meryem! Allâh seni bir oğul ile müjdeliyor. İsmi, Meryem’in oğlu Îsâ El-Mesîḥ’dir. Dünyada da ahirette de şanı yücedir ve Allâh’ın sevdiği kullarındandır. Ve insanlarla bebekken de, yetişkinken de konuşacaktır. Ve o, salihlerdendir.” (Âl-i İmrân suresi, 45. ve 46. ayetler)
Mü’min kardeşlerim; bugün Ulul Azm’dan olan yüce peygamber Îsâ aleyhisselâm hakkında konuşacak olmamız bizlere mutluluk veriyor.
Sevgili kardeşlerim; Efendimiz Îsâ aleyhisselâm’ın annesi, dünyadaki kadınların en faziletlisi olan ve Allâh-u Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerîm’de kendisini sıddîka olarak vasıflandırdığı Meryem aleyhesselâm’dır. Meryem aleyhesselâm; tahir, iffetli ve takvalı olarak yetişmiştir. O, farzları eda eder ve çokca nafile ibadetler yapardı.
Meryem aleyhesselâm efendimiz Cebrâîl aleyhisselâm’ı beyaz yüzlü bir genç suretinde gördüğünde tanıyamadı ve ürktü.
Sonra Cebrâîl aleyhisselâm ona, günahlardan arınık tertemiz erkek bir çocuk bağışlamak için Allâh’ın kendisini gönderdiğini bildirdi.
Mü’min kardeşlerim; Cebrâîl aleyhisselâm Meryem aleyhesselâm’a dokunmaksızın boyun bölgesine doğru Îsâ aleyhisselâm’ın ruhunu üfledi ve ruh Meryem’in ağzından rahmine indi ve Meryem efendimiz Îsâ’ya hamile kaldı.
Daha sonra kocasız bir çocuk doğurmasından dolayı insanların kendisini ayıplamasından korktuğu için o haliyle uzak bir yere çekildi. Sonra doğum sancısı onu kuru bir hurma ağacının gövdesine tutunup dayanmaya zorladı ve o an insanların eziyetlerinden korktuğu için ölmeyi temenni etti. Bunun üzerine Cebrâîl aleyhisselâm dağın eteğinden Meryem’e seslenerek güven verdi. Allâh-u Tebârake ve Teâlâ’nın, Meryem’in bulunduğu yerin aşagında küçük bir nehir yarattığını ve üzerine taze hurmaların dökülmesi için kuru hurma ağacını silkelemesini bildirdi. Allâh’ın verdiği rızıklardan yemesini içmesini ve gönlünü ferah tutmasını söyledi. Kendisine çocuğu hakkında soran birisini gördüğünde ise bu konu hakkında hiç kimse ile konuşmayacağına dair Allâh’a, konuşmamak için adak adadığını söylemesini istedi.
Ey Müslüman kardeşlerim; Mübarek doğumdan sonra Kur’ân-ı Kerîm’de bildirildiği gibi Meryem aleyhesselâm efendimiz Îsâ aleyhisselâm’ı kucağında taşıyarak kavmine geri geldi.
Ona büyük bir kötülük işlediğini söyleyip onun çirkin bir şey yaptığını düşündüler ve onu azarlayıp ona eziyetler ettiler. O ise susuyor, onlara cevap vermiyordu; çünkü onlara bu konu hakkında konuşmayacağına dair Allâh’a adak adadığını bildirmişti. Ancak hali iyice zorlaşınca efendimiz Îsâ aleyhisselâm ile konuşmaları için onlara işaret etti.
Mü’min kardeşlerim; bunun üzerine kudreti ile her şeye kâdir olan Allâh-u Teâlâ, efendimiz Îsâ aleyhisselâm’ı daha süt emen bir bebekken konuşturdu. Kur’ân-ı Kerîm’de efendimiz Îsâ aleyhisselâm’ın onlara şöyle söylediği bildirilmektedir:
﴿قَالَ إِنِّي عَبۡدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِيَ ٱلۡكِتَٰبَ وَجَعَلَنِي نَبِيّا ٣٠ وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيۡنَ مَا كُنتُ وَأَوۡصَٰنِي بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمۡتُ حَيّا ٣١ وَبَرَّۢا بِوَٰلِدَتِي وَلَمۡ يَجۡعَلۡنِي جَبَّارا شَقِيّا ٣٢ وَٱلسَّلَٰمُ عَلَيَّ يَوۡمَ وُلِدتُّ وَيَوۡمَ أَمُوتُ وَيَوۡمَ أُبۡعَثُ حَيّا ٣٣﴾
Manası: (Îsâ) Dedi ki: Şüphesiz ki ben Allâh’ın bir kuluyum. (O) bana kitap verecek, beni bir peygamber ve nerede olursam olayım mübarek kılacak. Yaşadığım müddetçe bana namazı ve zekatı emredecek. Beni anneme itaatkar kılacak ve beni azgın bir zalim kılmayacak. Doğduğum günde, öleceğim günde ve diri olarak kaldırılacağım günde de selâm benim üzerimedir. (Meryem suresi, 30. – 33. ayetler)
Efendimiz Îsâ aleyhisselâm, diğer Peygamberler gibi kavmini İslâm’a, tek olan Allâh’a ibadet etmeye ve hiçbir şeyi O’na şirk koşmamaya çağırdı. Fakat onlardan az bir kısmı hariç diğerleri onu yalanladı, ona haset etti, onun hakkında sihirbaz dedi, ona inanmadı, eziyet etti ve onu öldürmeye çalıştı; lakin Allâh onu korudu ve Kur’ân-ı Kerîm’de geçtiği gibi onu semaya yükseltti.
Efendimiz Îsâ aleyhisselâm da diğer peygamberler gibi en son peygamber olan efendimiz Muḥammed’in ﷺ geleceğini müjdelemiştir. Kendisine tabi olanlara eğer ona ulaşırsa ona tabi olması ve yardım etmesi için nasihatta bulunmuştur.
Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.
İkinci Hutbe
Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ﷺ ve diğer peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebu Hanife, Malik, Eş-Şafii ve Ahmed ve evliyalardan ve salihlerden razı olsun.
Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.
Yüce Allâh, İhlâs sûresinde kendi hakkında şöyle buyuruyor:
﴿لَمۡ يَلِدۡ وَلَمۡ يُولَدۡ﴾
Manası: “Ne doğurmuştur, ne de doğurulmuştur.”
Yani Yüce Allâh, başkasının babası olmadığı gibi, başkasının evlâdı da değildir. O, bunlardan tamamen münezzehtir. Bu sebeple bazı insanların Yüce Allâh hakkında “Ey mavi göğün babası” gibi sözler söylemesinden sakınmak gerekir. Çünkü bu söz Yüce Allâh’a “babalık” isnadı içerdiği için küfürdür.(İslâm dininden çıkar) Böyle bir söz söyleyen kişi, Kelime-i şehâdeti söyleyerek İslâm’a geri dönmelidir. Ancak kişi, aşırı cehaleti sebebiyle bu ifadeden başka bir şey anlamayıp sadece “Ey göğün mâliki” anlıyorsa, bu kimse küfre girmiş sayılmaz.
Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun peygamberine ﷺ salât ve selâm getirmeyi emretmiştir.
Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun peygamberine ﷺ salât ve selâm getirmeyi emretmiştir.
Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’in ve İbrâhîm’in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’in ve Muḥammed’in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.
Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’e ve İbrâhîm’in Âl’ine bereket verdiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’e ve Muḥammed’in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.
Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
﴿يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمۡۚ إِنَّ زَلۡزَلَةَ ٱلسَّاعَةِ شَيۡءٌ عَظِيم ١ يَوۡمَ تَرَوۡنَهَا تَذۡهَلُ كُلُّ مُرۡضِعَةٍ عَمَّآ أَرۡضَعَتۡ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمۡلٍ حَمۡلَهَا وَتَرَى ٱلنَّاسَ سُكَٰرَىٰ وَمَا هُم بِسُكَٰرَىٰ وَلَٰكِنَّ عَذَابَ ٱللَّهِ شَدِيد ٢﴾
Manası: Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir! (El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetler)
Dua:
Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.
Kâmet getir!