İcma, Bidat-ı Hasene ve Efendimiz Muḥammed‘in ﷺ Doğumunu Kutlama

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka ilâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammed ﷺ  O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.

Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim. Allâh-u Teâlâ yüce kitabında şöyle buyuruyor:

﴿وَمَن يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءتْ مَصِيرًا﴾

Manası: Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası varılacak kötü bir yerdir. (En-Nisâ’ suresi, 115. ayet)

Mü’min kardeşlerim, bu ayet-i kerime bize şunu bildiriyor: Her kim kurtuluşu istiyorsa mü’minlerin yolundan gitmeli, yani Müslümanların icmaına uymalıdır ve her kim Müslümanların icmaına karşı çıkarsa onun cezası cehennemdir ve o varılacak kötü bir yerdir.

Abdullâh bin Mesûd, Allâh Rasûlü’nün ﷺ şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

مَا رَءَاهُ المسلِمونَ حسنًا فهُوَ عِنْدَ اللهِ حَسَنٌ، وما رءاهُ المسلِمُونَ قبيحًا فَهُوَ عِنْدَ اللهِ قَبِيح اهـ

Manası: Müslümanların güzel gördüğü şey – yani hakkında güzel olduğuna dair icmada bulundukları şey – Allâh nezdinde de güzeldir ve Müslümanların çirkin gördüğü şey Allâh nezdinde de çirkindir. (Hafız İbnu Hacer bu hadisin hasen olduğunu buyurmuştur)

Değerli Müslüman kardeşlerim; ümmetin güzel bulduğu ve meşruiyeti üzere icmada bulunduğu şeylerden birisi de efendimiz Muḥammed’in ﷺ doğumu anısına düzenlenen Mevlid-i Şerif kutlamasıdır. Efendimiz Muḥammed’in ﷺ doğumunu kutlamak yüce bir ameldir. Rasulullâh’ın ﷺ doğumuna olan sevincin bir göstergesi olarak Mevlid-i Şerif anısına kutlamalarda bulunanlara sevap vardır. Mevlid-i Şerif kutlaması, Allâh Rasûlü’nün ﷺ zamanında olmamasına rağmen Bidat-ı Hasenedir ve ümmetin alimleri bunun caiz olduğuna ittifak etmişlerdir. İlk Mevlid-i Şerif kutlaması, hicri itibarıyla 7. asrın başlarında takva sahibi ve alim bir zat olan Erbil hükümdarı Muzaffer tarafından düzenlenmiştir. Bu ihtifalde asrındaki alimlerin bir çoğunu biraraya getirmiştir. Onlar, onun bu fiilini reddetmemiş ve hatta güzel bulup övmüştür. Ey sevgili kardeşlerim; onlardan sonra gelen alimlerden de hiçbiri Mevlid kutlamasını reddetmemiştir. Hatta hafız İbnu Dihye ve başkaları Mevlid-i Şerif kutlaması hakkında kitaplar yazmıştır. Hafız İkî, hafız İbnu Hacer, hafız Suyuti ve başka alimler de, bu fiili güzel görmüştür. Fakat geçmiş asırlarda tevessülü reddeden mücessim bir cemaat ortaya çıkarak Mevlid kutlamasını şiddetle inkar etmiştir. Yani, hem geçmiş zamanda hem de kendi zamanlarında ümmetin cemaat olarak asırlarca yapageldikleri ve güzel gördükleri şeyi inkar etmişlerdir. Cahilliklerinden, Mevlid kutlamasını Bidat-ı Dalâle sanmışlardır.كُلُّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَة اﻫ  hadis-i şerif’i yanlış bir şekilde kullanarak kendilerince delil olarak gösterip insanları yanıltmak istiyorlar. Bu hadis-i şerif sahihtir; ve manası o insanların zannettiği gibi değıl. Asıl manası şudur: Allâh Rasûlü’nden ﷺ sonra şeriata uygun olanlar dışında ortaya çıkartılan yenilikler, kötüdür. Hadis-i şerif’te geçen كُلّ (mealen: Her) kelimesi burada istisnasız her şeyi değil çoğunluğu kapsar; zira  Allâh-u Teâlâ, belirli bir rüzgar hakkında şöyle buyuruyor:

﴿ تُدَمِّرُ كُلَّ شَيءِ بِأَمرِ رَبِّهَا ﴾

Manası: O, Rabbinin emriyle her şeyi (yani bir çok şeyi) yerle bir eder.

Kastedilen rüzgar istisnasız her şeyi yıkmamıştır; dünya ve dağlar hala var.

Sahih-i Muslim” ve başka hadis kitaplarında sahih olarak rivayet edilen bir hadis vardır. Allâh Rasûlü ﷺ şöyle buyurmuştur:

مَنْ سَنَّ في الإسلامِ سُنَّةً حَسنَةً فَلَهُ أَجْرُهَا وأَجْرُ مَنْ عَمِلَ بِهَا بعدَهُ مِنْ غَيرِ أَنْ يَنْقُصَ مِنْ أُجورِهِم شَىءٌ ” اهـ

Manası: Kim İslam’da İslam’a uygun güzel bir çığır (yol) açarsa ona bunun ecri ve kendisinden sonra bununla amel edenlerin ecrine benzer bir ecir vardır, öyle ki o yapanların ecrinden bir şey eksilmez.

Bundan dolayı İmam Beyhaki ve başkaları İmam Şafii’nin şöyle dediğini nakletmişlerdir: “Bidat iki kısımdır: Bidat-ı Hasene ve Bidat-ı Dalâle. Sünnete uygun olan Bidat-ı Hasene, sünnete muhalif olan ise Bidat-ı Dalâle’dir.”

Ey mü’min kardeşlerim; Nasıl olur da onlar Kur’ân okumak, Allâh’ı zikretmek, alemlerin efendisi Muḥammed’i ﷺ övmek için Müslümanların bir araya gelmelerine Bidat-ı Dalâle derler?!. Ümmetin icma ile kabul ettiği ve şeriata uygun olan bu şeye, Bidat-ı Dalâle demeye nasıl cesaret ederler?!. Onlar, Allâh-u Teâlâ’nın, El-Muzzemmil suresinin 20. ayetinde:

﴿فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ القُرْءَان﴾

buyurduğunu bilmiyorlar mı?!.

Bu ayet-i kerimede bizlere Kur’ân-ı Kerîm okumamız bildiriliyor.

Yüce Rabbimiz başka bir ayette ise şöyle buyuruyor:

﴿يَا أيُّهَا الّذِينَ ءَامَنُوا اذْكُرُوا اللهَ ذِكْرًا كثيرًا﴾

Manası: Ey iman edenler! Allâh’ı çokça zikredin. (El-Aḥzâb suresi, 41. ayet)

Peygamber efendimiz Muḥammed’in ﷺ övgüsü Kur’ân-ı Kerîm’de geçmemiş midir?!.

Allâh-u Teâlâ, Rasûlü ﷺ hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾

Manası: Sen muhakkak ki yüce bir ahlâk üzeresin. (El-Kalem suresi, 4. ayet)

Allâh-u Teâlâ El-Enbiyâ’ suresi’nin 107. ayetinde ise şöyle buyuruyor:

﴿وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلاَّ رَحْمَةً لِلعالَمِينَ﴾

Bu ayet’te peygamber efendimiz’in ﷺ alemlere rahmet olarak gönderildiğini bildiriliyor.

Ey mü’min kardeşlerim; Peygamber efendimiz’in ﷺ yüce sünnetinde, tek veya cemaat olarak, def ile veya def olmaksızın, camide veya başka bir yerde Rasûlullâh’ı ﷺ övmenin caiz ve güzel bir amel olduğu geçmez mi?!. Sahih bir hadis-i şerif’te Habeşistanlı bir grubun Rasûlullâh’ın ﷺ mescidinde Rasûlullâh’ı ﷺ kendi dillerinde övdükleri sabit değil midir?!. Rasûlullâh ﷺ mealen “Onlar ne diyorlar?” diye buyurdu. Bunun üzerine ona şöyle dendi: Diyorlar ki: “Muḥammed salih bir kuldur.” Bunu İmam Ahmed ve İbn Hibbân rivayet etmiştir. Peygamber efendimiz ﷺ onların bu yaptıklarını reddetmedi ve yasaklamadı. Ayrıca Rasûlullâh’ın ﷺ amcası Abbas şöyle söylemedi mi: “Yâ Rasûlallâh! Ben seni beyitlerle methettim.” Rasûlullâh ﷺ da ona mealen: “Söyle o beyitleri! Allâh ağzına sağlık versin!” demiştir. (Hakim, Beyhaki, Tabarâni)

Bunun üzerine Allâh Rasûlü’nün ﷺ amcası şiiri şöylemeye başladı.

Şiirin sonu:

وأَنْتَ لَمَّا وُلِدْتَ أَشْرَقَــــتِ الأَرْض     وَضَــــــــــــــــــاءَتْ بِنُـــــــورِكَ الأُفُـقُ

Manası: Sen doğunca yeryüzü ağardı ve senin nurunla ufuk aydınlandı.

Rasûlullâh ﷺ, amcası Abbas’ı kendisini methetmekten menetmedi veya “Beni methetmen haramdır!” da demedi; aksine bunu yapmasını güzel bulup dişleri sağlıklı kalsın ve Allâh onları korusun diye dua etti. Allâh, Peygamber efendimiz’in ﷺ duasını kabul etti ve amcası Abbas’ın dişlerini yüce peygamberin ﷺ duasının bereketiyle korudu. Peygamber efendimiz’in ﷺ amcası Abbas, Efendimiz Osman’ın hilafetine kadar yaşadı. Vefat ettiğinde 88 yaşındaydı ve dişlerinden hiçbir tanesi düşmemişti.

Ey mü’min kardeşlerim; Hafız Es-Suyûtî Mevlid-i Şerif hakkında sorulduğunda “Ḥusnu’l-Maksid Ameli’l-Mevlid” adlı kitabında şöyle demiştir: “Mevlid amelinin aslı, insanların toplanmasından, Kur’ân’dan ayetlerin okunmasından, peygamber efendimiz’in hayatı ile onun yüce doğumunda gerçekleşen olaylar hakkında bilgilerin rivayet edilmesinden, sonra yemek yenmesinden ve ardından ayrılmaktan başka bir şey değildir. Bu, Bidat-ı Hasenedir. Onu yapan sevap kazanır, çünkü bunda peygamberin kadrini (derecesini) yüceltmek, onun yüce doğumuna karşı olan sevinci göstermek vardır.”

Ey Allâh’ın kulları; Allâh Rasûlü’nden ﷺ nefret edenler ve onunla tevessülde bulunmayı yasaklayanlar sizleri yanıltmasın. Onlar, ecdadımın ve ecdadınızın ve geçmiş zamanda yaşayan Müslümanların Mevlid-i Şerif’i kutladıkları için dalâlet üzerinde olduklarını ve kendilerinin gelip hakkı bulduklarını iddia ederler. Onlar cahildirler, Allâh’ı tanımazlar. Onlar, peygamber efendimiz’in ﷺ sevgisinden mahrum kılınmışlardır. Batıl iddiaları ile sizleri etkilemelerine izin vermeyin, inkârlarını kabul etmeyin, Mevlid-i Şerif’i kutlayın, Kur’ân-ı Kerîm’i okuyun, peygamber efendimiz’in ﷺ doğumunda meydana gelmiş olayları zikredin, güzel bir niyetle Rasûlullâh’ı ﷺ övün, onun kadrini yüceltin, inkârcılardan ve yalancılardan yüz çevirin.

O, Peygamber Muḥammed, yaratılmışların en hayırlısıdır.

Onunla Âdem şereflendi.

O, Medine’dedir, orada defnedildi.

Kendisine selâm vereni duyar.

Allâh’ın (Celle Celâluhû) salâtı onun üzerine olsun!

Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.

İkinci Hutbe:

Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’eﷺ  ve diğer peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebû Ḥanîfe, Mâlik, eş-Şafiî ve Aḥmed ve sâlih evliyalardan razı olsun.

Sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.

Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun Peygamberine ﷺ  salât ve selâm getirmeyi emretmiştir.

Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’in ve İbrâhîm’in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’in ve Muḥammed’in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.

Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’e ve İbrâhîm’in Âl’ine bereket verdiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’e ve Muḥammed’in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.

Allâh-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿يا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُـوا رَبَّكُـمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌ  (1) يَوْمَ تَرَوْنَها تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وتَرَى النَّاسَ سُكارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلكنَّ عَذَابَ اللهِ شَدِيدٌ (2) ﴾

El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetleri

Manası: Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir!

Dua:

Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.

Kâmet getir!