<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>I.V.W.P.e.V. &#187; Genel</title>
	<atom:link href="http://ivwp.de/ivwp/tr/category/allgemein-tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ivwp.de/ivwp/tr/</link>
	<description>Islamischer Verein für wohltätige Projekte</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Apr 2026 07:04:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=4.1.41</generator>
	<item>
		<title>Allâh’a sövmekten uyarı</title>
		<link>http://ivwp.de/ivwp/tr/allaha-soevmekten-uyari-5/</link>
		<comments>http://ivwp.de/ivwp/tr/allaha-soevmekten-uyari-5/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Mar 2024 14:35:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[mrivwp]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ivwp.de/ivwp/?p=9648</guid>
		<description><![CDATA[Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:
<p class="arabisch">
<strong>﴿أَلَمۡ نَجۡعَل لَّهُۥ عَيۡنَيۡنِ ٨ وَلِسَانا وَشَفَتَيۡنِ ٩﴾</strong>
</p>
Manası: <strong>Allâh insana iki göz, bir dil ve iki dudak vermiştir.</strong> (El-Beled suresi, 8. ve 9. ayetler)

Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ insanlara görülebilecek şeyleri görmesi için iki göz verdi. İçinde tuttuğu şeyleri zikretmesi için, konuşmak için bir dil verdi. Ve ona ağzını örten iki dudak verdi. Bu iki dudak konuşma, yeme, içme ve üflemede yardımcı olur. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ, <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:
<p class="arabisch">
<strong>﴿وَهَدَيۡنَٰهُ ٱلنَّجۡدَيۡنِ ١٠﴾</strong>
</p> ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları; nefsime ve sizlere Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ediyorum. İnsanlara verilen nimetleri zikreden şu Ayet-i Kerîme’yi de zikrediyorum:</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch">
<strong>﴿أَلَمۡ نَجۡعَل لَّهُۥ عَيۡنَيۡنِ ٨ وَلِسَانا وَشَفَتَيۡنِ ٩﴾</strong>
</p>
<p>Manası: <strong>Allâh insana iki göz, bir dil ve iki dudak vermiştir.</strong> (El-Beled suresi, 8. ve 9. ayetler)</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ insanlara görülebilecek şeyleri görmesi için iki göz verdi. İçinde tuttuğu şeyleri zikretmesi için, konuşmak için bir dil verdi. Ve ona ağzını örten iki dudak verdi. Bu iki dudak konuşma, yeme, içme ve üflemede yardımcı olur. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ, <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch">
<strong>﴿وَهَدَيۡنَٰهُ ٱلنَّجۡدَيۡنِ ١٠﴾</strong>
</p>
<p><span id="more-9648"></span></p>
<p>Bu ayette bildirildiğine göre iki yol vardır. Biri cennete, diğeri ise cehennme ulaştırır.<br />
Denildi ki, bu Ayet-i Kerîmeler Velîd ibnu’l Muğîrah hakkında nazil oldu.<br />
O ki, Kureyş’lilerin önde gelenlerindendir. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’nın vermiş olduğu nimetleri inkar etti ve bu nimetlere şükretmedi. O, kafirlerdendi. Ey din kardeşlerim: bu dil kula verilen büyük bir nimettir. Bunun ile Allâh’a şükretmek gerekir. Allâh’a şükretmek, Allâhu Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’nın bize vermiş olduğu nimetlerle Allâh‘ın yasak kıldığı şeyleri işlememekle olur. Bazı insanlar Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’ya, O’nun vermiş olduğu nimetler için şükretmiyorlar. Allâh’ın verdiği dili, Allâh’ın yasakladığı şeylerde kullanıyorlar. Bir çok insanın hali ise böyledir. Ey din kardeşlerim; bu caiz olmayan şeylerden bazıları ise şunlardır; yalan söylemek, haksız yere Müslüman’a sövmek, gıybet yapmak, nemime yapmak, Müslümanlar arasında fitne yapmak ve sözlerle bir din kardeşine eziyet etmek. Ey din kardeşlerim: dilin günahlarının en büyüğü ise küfürdür. (Allâh bizleri korusun)</p>
<p>Görülüyor ki, bazıları Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’nın bu vermiş olduğu nimetle Allâh’a şükredecekleri yere bu nimeti Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’ya sövmek için kullanıyorlar. Bazıları ise sinirlendiklerinde Allâh’a sövüyorlar. Allâh bizleri korusun. Bazıları, öfke anında ve mutlu anlarında Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’ya sövüyorlar ve kendilerini Müslüman zannediyorlar. Oysaki onlar, İslam’dan uzaktırlar. Allâh’a söven, Müslüman değildir. Müslüman, Allâh’tan başka hakkıyla ibadet edilenin olmadığına ve Muḥammed’in ﷺ Allâh’ın Rasûlü olduğuna iman eden ve bunu tasdik eden ve kendisini İslam’ı bozacak her türlü şeyden koruyandır. İbadetin manası ise, tezellülün, huşu ve hudu’nun en üst noktasıdır. Müslüman, bir olan, cisim olmayan (hakkında bölünmesi imkansız olan) Allâh’ı gerektiği şekilde yüceltendir. Allâh’a söven ise, Allâh’ı yüceltenlerden değildir. Allâh’a söven, İslam dininden çıkar ve böylece kafirlerden olur. ’Ben sinirliydim, ben kafir olmak istemedim’ demesi ise onu kurtarmaz. İslam âlimleri, kişinin sinir hâlinde olması kendisini – kasten yani dil sürçmesi olmaksızın söylemesi hâlinde – küfre düşmesinden korumadığını açıklamışlardır.<br />
Şâfî ulemasından Hâfız en-Nevevî hakkında bir rivayet naklonulur. O Allâh’a söven kimsenin sinirli olmasını mazeret olarak saymamıştır.</p>
<p>O kitabında şöyle zikrediyor:</p>
<p>Bir kimse çocuğuna sinirlenip, onu şiddetli bir şekilde döverken birisi gelip ona: ‘Çocuğunu nasıl (harâm olan ve ona zarar verecek şekilde) şiddetle dövüyorsun? Sen Müslüman değil misin?’ dediğinde, o da kasıtlı olarak (dil sürçmesi olmaksızın) cevaben ‘Hayır, Müslüman değilim.’ derse küfre düşer.<br />
İşte böylece âlimlerin bu sözlerinden anlaşılıyor ki, bir Müslüman şiddetli bir şekilde öfkelenmiş olup oğlunu sinirinden dolayı dövmüş olup bir kimse ona derse: ’Sen nasıl onu böyle döve biliyorsun, ne kadar sertsin, sen Müslüman değil misin?’ diye sorsa (çünkü Müslüman merhametli olur ve çocuğunu şiddetli dövmez) ve sinirli olan şahısta öfkeli bir şekilde ’hayır’ derse (yani ‚ben Müslüman değilim’ derse) ve aklı yerinde olup dili de sürçmediyse küfre düşer. Öfkesi ise özür değildir. Dikkat edin, ey din kardeşlerim! Allâh’a sövmek, sadece bazı insanların sokaklarda söyledikleri örneğin ‘Rabbine lanet olsun’, ’Rabbi’nin bacısı‘ şeklindeki sefih sözlerden ibaret değildir.</p>
<p>Allâh’a noksanlık nispet eden her türlü söz küfürdür. Allâh’a laik olmayan bir şeyi nisbet eden her türlü söz küfürdür; örneğin kişinin Allâh’a oğul, eş, hacim, cisim, uzuv, şekil, yön, renk, yorgunluk, acizlik, cehalet ve yaratıkların diğer sıfatların birini nisbet etmesi gibi.</p>
<p>Ey din kardeşlerim! Bazı insanların ‚Kişi Allâh’a söver, ancak niyeti İslam dininden çıkmak değilse, kalbi iman ediyor ise, İslam dininden çıkmaz’ sözüne aldanmayınız. Aynı şekilde bazılarının, kişinin şaka olarak Allâh’a sövmesinden ötürü hesaba çekilmez demeleri de yanlıştır.</p>
<p>Çünkü onların bu sözleri <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân’a, Rasûlullâh’ın sözlerine ve ümmetin görüşbirliğine muhaliftir.</p>
<p>Onların sözleri Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’nın şu kavline muhalif düşmüştür:</p>
<p class="arabisch">
<strong>﴿يَحۡلِفُونَ بِٱللَّهِ مَا قَالُواْ وَلَقَدۡ قَالُواْ كَلِمَةَ ٱلۡكُفۡرِ وَكَفَرُواْ بَعۡدَ إِسۡلَٰمِهِمۡ﴾</strong>
</p>
<p>‎Manası: (Ey Muḥammed! O sözleri)<strong> söylemediklerine dair Allâh&#8217;a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve Müslüman olarak bilindikten sonra haklarında küfür ile hükmolundu. </strong>(Et-Tevbeh suresi, 74. Ayet) Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ Ayet-i Kerîme’de, onların küfür kelimesini söylediklerinden ötürü, haklarında küfür ile hükmetmiştir. Ve yine Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’nın diğer bir ayetinde şöyle geçmektedir:</p>
<p class="arabisch">
<strong>﴿وَلَئِن سَأَلۡتَهُمۡ لَيَقُولُنَّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلۡعَبُۚ قُلۡ أَبِٱللَّهِ وَءَايَٰتِهِۦ وَرَسُولِهِۦ كُنتُمۡ تَسۡتَهۡزِءُونَ ٦٥ لَا تَعۡتَذِرُواْ قَدۡ كَفَرۡتُم بَعۡدَ إِيمَٰنِكُمۡۚ﴾</strong>
</p>
<p>Manası: <strong>Onlara sorsan </strong>(Ey Muḥammed)<strong> ‘Biz sadece şakalaşıyorduk.’ derler. De ki: ‘Siz Allâh ile, O’nun âyetleriyle ve O’nun peygamberiyle mi alay ediyordunuz!?.’ Özür dilemeyin. Siz, iman ettikten sonra kafir oldunuz</strong>. (Et-Tevbeh suresi 65. ve 66. ayetleri)</p>
<p>Ve peygamber efendimizin şu Hadis-i Şerîfi’ne de muhalif olmuşlardır:</p>
<p class="arabisch">
<strong>&#8220;إنَّ العبدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالكَلِمَةِ لا يَرَى بِهَا بأسًا يَهْوِي بِها فِي النَّارِ سَبْعينَ خَريفًا&#8221;</strong>
</p>
<p>Manası: <strong>Kul öyle bir söz</strong> (küfür bir söz)<strong> söyler ki, bunda bir sakınca görmez</strong> (bunun kendisine zarar vereceğini zannetmez)<strong>, oysa o söylemiş olduğu sözden dolayı, cehennemin yetmiş yıl mesafelik derinliğine düşer. </strong>(Tirmizi ’Sunen’inde) Bu Hadis-i Şerîf’te Peygamber efendimiz ﷺ bir kul kendisinde hiç bir sakınca görmediği bir kelimeyi söylediği için cehennemin yetmiş senelik mesafesine düşmeyi hakettiğini bildiriyor.</p>
<p>Çünkü bu söz küfürdür. Eğer bu sözden dönmez ise cehennemin yetmiş senelik mesafesinde azap çekmeyi hak eder.</p>
<p>Ve varit olduğuna göre cehennemin yetmiş senelik mesafesi onun en dibidir. Ve oraya yalnızca kafirler varır.  Yukarıda zikredilen bazı cahillerin söyledikleri sözün ümmetin görüşbirliliğine zıt düşmesine gelince, Allâh’a sövmenin küfür olduğu konusunda görüşbirliliği olduğunu Mâliki âlimlerinden Kadı Iyaz’ın Eş-Şifâ bi Ta<span style="text-decoration: underline;">’</span>rîfi Hukû<span style="text-decoration: underline;">k</span>i’l Mu<span style="text-decoration: underline;">st</span>afâ isimli kitabında naklettiği bildirilmektedir. Eş-Şifâ bi Ta<span style="text-decoration: underline;">’</span>rîfi Hukû<span style="text-decoration: underline;">k</span>i’l Mu<span style="text-decoration: underline;">st</span>afâ isimli kitabında bu görüşbirliliği şu şekilde naklonulur: <strong>’Allâh’a söven bir Müslümanın küfrü hakkında ihtilaf yoktur.’ </strong>Dilini düşünmeden kullanmaktan sakın, ey kardeşim. Bir şeyi konuşmadan önce onu ölç, tart. Kasıtlı olarak söylediğin her sözü iki meleğin yazdığını unutma.</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch">
<strong>﴿مَّا يَلۡفِظُ مِن قَوۡلٍ إِلَّا لَدَيۡهِ رَقِيبٌ عَتِيد ١٨﴾</strong>
</p>
<p>Manası: <strong>Ra<span style="text-decoration: underline;">k</span>îb ve <span style="text-decoration: underline;">A</span>tîd melekleri, konuşulan her şeyi yazarlar.</strong> (<span style="text-decoration: underline;">K</span>âf suresi, 18. ayet) Yani söylenilen her sözü Rakîb ve <span style="text-decoration: underline;">A</span>tîd isimli iki melek yazar; ya lehine ya da aleyhine yazarlar. Dilini küfürden ve diğer bütün çirkin sözlerden koru. Çünkü sen muhakkak ki söylediğin her sözden sorumlusun.</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’dan dinimizi korumasını ve uzuvlarımızı günaha düşmekten korumasını murad ederiz. Muvaffak olan, Allâh’ın muvaffak kıldığı kişidir. Allâh’a istiğfar ederim.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">İkinci Hutbe</span></strong></p>
<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ﷺ ve diğer peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebu Hanife, Malik, Eş-Şafii ve Ahmed ve evliyalardan ve salihlerden razı olsun.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.</p>
<p>Allâh’a karşı takvalı olun ve Allâh’tan korkun. O’nu yüceltin ve O’na itaat edin. Allâh’a itaat edene ne büyük kazanç vardır.</p>
<p>Müslüman kardeşim; her akıl sahibinin, Allâh‘ın ona vermiş olduğu dil nimetini Allâh’a bu nimet için şükürden ötürü hakkı söylemekte, Allâh‘ı zikretmekte, <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân okumakta ve diğer hayırlı amellerde kullanması gerekir. Böylece bunun sırrı ile kalbi nurlanır ve üzerinden karanlıklar kaldırılır. Yerinde konuşmanın, övülmüş bir sıfat olduğu gibi yerinde susmak da, yine güzel bir sıfattır. Ancak dilini salıverip şeriatta helal haram ayırt etmeksizin konuşan, kendisini helaka sürükler. Din kardeşim; Allâh ile veya peygamberler, melekler veya İslam dini ile alay niteliği içeren ve böylece İslam dininden çıkartan sözlerden uyarı, bu zamanda ortaya çıkmış bir şey değildir. Mukakkak ki değerli âlimler ve imamlar ve hak ehli, meclislerinde ve kitaplarında küfürden uyarıyorlar ve buna büyük ehemmiyet gösteriyorlar. Ancak küfürden uyarmayı bu zamanda ayıp gören insanlara gelince, onlara şöyle deriz: Doğru yola geri dönün, ve söylediklerinizde Allâh’tan korkun. Âlimlerin kitaplarına ve yazılarına bakın. Orada dediklerinize karşı açık reddiyeler bulursunuz. Vehmettiğinizin inkarını bulursunuz.</p>
<p>Allâh‘ım, senden bizleri küfürden, büyük günahlardan ve kötü sözlerden uzak tutmanı ve bizlere namazda, şükürde ve diğer ibadetlerde yardım etmeni dileriz. Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun peygamberine <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâm getirmeyi emretmiştir.</p>
<p>Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’in ve İbrâhîm’in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’in ve Muḥammed’in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’e ve İbrâhîm’in Âl’ine bereket verdiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’e ve Muḥammed’in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch">
<strong>﴿يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمۡۚ إِنَّ زَلۡزَلَةَ ٱلسَّاعَةِ شَيۡءٌ عَظِيم ١ يَوۡمَ تَرَوۡنَهَا تَذۡهَلُ كُلُّ مُرۡضِعَةٍ عَمَّآ أَرۡضَعَتۡ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمۡلٍ حَمۡلَهَا وَتَرَى ٱلنَّاسَ سُكَٰرَىٰ وَمَا هُم بِسُكَٰرَىٰ وَلَٰكِنَّ عَذَابَ ٱللَّهِ شَدِيد ٢﴾</strong>
</p>
<p>Manası: <strong>Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir!</strong> (El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetler)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Dua:</span></p>
<p>Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">K</span>âmet getir!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ivwp.de/ivwp/tr/allaha-soevmekten-uyari-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalplerin Hastalıklarından Olan Haset</title>
		<link>http://ivwp.de/ivwp/tr/kalplerin-hastaliklarindan-olan-haset-2/</link>
		<comments>http://ivwp.de/ivwp/tr/kalplerin-hastaliklarindan-olan-haset-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Nov 2022 13:10:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[mrivwp]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ivwp.de/ivwp/?p=8939</guid>
		<description><![CDATA[Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ muḥkem kitabında şöyle buyurmuştur:
<p class="arabisch">
﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ ءامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ 18﴾
</p>
Manası: <strong>„Ey iman edenler! Allâh'tan korkun ve herkes, yarın için ne hazırladığına baksın. Allâh'tan korkun, çünkü Allâh, yaptıklarınızdan haberdardır.“</strong> (el-Ḥaşr suresi, 18. ayet)

Müslüman kardeşlerim; Allâh-u Tebârake ve Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ, bu ayet-i kerîme’de her birimizin kıyamet günü için ne takdim ettiğine bakarak Kendisine karşı takvalı olmamızı ve kendimizi hesaba çekmemizi emrediyor. Eğer iyilik yaptıysa Allâh’a lütfundan ötürü ḥamd etsin ve iyilik yapmaya devam etsin. Şayet kötülük yaptıysa ondan dönsün, istiğfar ve kalbini ıslah etsin. Muhakkak ki ahiret gününde kalbi selim olan kişiye hariç mal ve çocuklar fayda vermeyecektir. Müslüman kardeşler! Kalp, kötülenmiş sıfatlardan ve meşum hastalıklardan temizlenmesiyle selamette olur. Kötülenmiş sıfatlar ve meşum hastalıklar insanı helak eder. Muhakkak haset, kalplerin hastalıklarındandır. Haset, bir nimete sahip olan Müslümanın, o nimetin onda olmasını istemeyip, ondan gitmesini istemek ve bu doğrultuda amel etmektir. Dikkat et Müslüman kardeşim; şayet din kardeşinin nimetini görüp, onun onda bulunduğundan nefret edip, o nimetin ondan gitmesini temenni edersen ve kalbinde o nimetin ondan gitmesi için amel etmeye karar verir veya o nimetin ondan gitmesi için bir şey söyler veya amel edersen, bil ki günaha düşmüşsündür. ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ O’nun rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ muḥkem kitabında şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch">
﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ ءامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ 18﴾
</p>
<p>Manası: <strong>„Ey iman edenler! Allâh&#8217;tan korkun ve herkes, yarın için ne hazırladığına baksın. Allâh&#8217;tan korkun, çünkü Allâh, yaptıklarınızdan haberdardır.“</strong> (el-Ḥaşr suresi, 18. ayet)</p>
<p>Müslüman kardeşlerim; Allâh-u Tebârake ve Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ, bu ayet-i kerîme’de her birimizin kıyamet günü için ne takdim ettiğine bakarak Kendisine karşı takvalı olmamızı ve kendimizi hesaba çekmemizi emrediyor. Eğer iyilik yaptıysa Allâh’a lütfundan ötürü ḥamd etsin ve iyilik yapmaya devam etsin. Şayet kötülük yaptıysa ondan dönsün, istiğfar ve kalbini ıslah etsin. Muhakkak ki ahiret gününde kalbi selim olan kişiye hariç mal ve çocuklar fayda vermeyecektir. Müslüman kardeşler! Kalp, kötülenmiş sıfatlardan ve meşum hastalıklardan temizlenmesiyle selamette olur. Kötülenmiş sıfatlar ve meşum hastalıklar insanı helak eder. Muhakkak haset, kalplerin hastalıklarındandır. Haset, bir nimete sahip olan Müslümanın, o nimetin onda olmasını istemeyip, ondan gitmesini istemek ve bu doğrultuda amel etmektir. Dikkat et Müslüman kardeşim; şayet din kardeşinin nimetini görüp, onun onda bulunduğundan nefret edip, o nimetin ondan gitmesini temenni edersen ve kalbinde o nimetin ondan gitmesi için amel etmeye karar verir veya o nimetin ondan gitmesi için bir şey söyler veya amel edersen, bil ki günaha düşmüşsündür.</p>
<p><span id="more-8939"></span></p>
<p>Müslüman kardeşlerim; bu günlerde bu kalp hastalığına düşen insanların sayısının çok olduğunu görürüz. İşte o insanlar, kardeşinde olan bir nimeti ona çok görür ve onda o nimetin bulunmasını çekemez. O nimetin ondan gitmesini isteyerek amel eder ve olabilir ki o nimetin ondan gitmesi için gücü yettiği her haksızlığa, yalana ve hileye başvurur. Ey haset eden! Sen bunun sana yapılmasını istermisin?! Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ, Peygamberine yüce <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de senin şerrinden şu kavli ile korunma istemesini emretmiştir:</p>
<p class="arabisch">
﴿قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ 1 مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ 2 وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ 3 وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ 4 وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ 5﴾
</p>
<p>Manası: <strong>De ki</strong> (Ey Muḥammed): <strong>„Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfleyen büyücülerin</strong> <strong>şerrinden ve haset ettiği zaman hasetçinin</strong> <strong>şerrinden, ağaran sabahın Rabbine sığınırım!</strong><strong>“</strong> (el-Felâ<span style="text-decoration: underline;">k</span> suresi, 1.-5. ayetler)</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ, hasetçinin haset ettiğinde, onun şerrinden korunma istenmesini emretmiştir, yani hasedini gösterip bu doğrultuda amel ettiğinde hasedi o zaman haset ettiği kimseye tesir eder. Eğer hasedini açığa çıkarmazsa bu durumda başkasının nimetine üzülmesinden dolayı sadece hasetçi acı çeker.</p>
<p>Müslüman kardeşim; hasetten sakın! Âdem Peygamber‘in oğlu haset edip kardeşini öldürmüştür. Hasetten sakın! Muhakkak ki Allâh <strong>„Er-Razzê<span style="text-decoration: underline;">k</span>“</strong>tir. Allâh, kullarına rızıklarını ezelde belirlemiştir ve böylece hiçkimse başkasının rızkını yiyemeyecektir. Allâh’ın takdîr ettiği olur, Allâh’ın takdîri değişmez. İnsanın, bir kardeşinde olan nimeti, kendisi elde edebilmesi için o nimetinin ondan gitmesi dogrultusunda amel etmesi cehalettendir. Şüphesiz ki, eğer senin için yazılmadıysa onu ele geçiremezsin ve eğer senin için yazıldıysa tümünü alırsın. Kalbini meşgul etme ve Allâh’ın sana dilemiş olduğuna razı ol yoksa kendini helak edersin. Allâh’tan selameti dileriz.</p>
<p>Müslüman kardeşlerim; çoğu zaman haset edenin zararı kendisine geri dönüyor. Hâfız Ebû Nu<span style="text-decoration: underline;">a</span>ym el-E<span style="text-decoration: underline;">s</span>bahâniyy’nin „Ḥilyet“te <span style="text-decoration: underline;">A</span>bdullâh’ın oğlu Bekir’den rivayet ettiği kıssayı dinleyin! Dedi ki: „Geçmişte bir hükümdar ve o hükümdarın kendisine yakın olan bir kapı muhafızı vardı. Bu kapı muhafızı hükümdara: ‚Ey hükümdar! İyilik yapana iyilik et ve zararlı olanı bırak!‘ dedi. Hükümdara olan yakınlığından dolayı kıskanan bir adam onu hükümdara şikayet ederek: ‚Ey hükümdar! Bu kapı muhafızı insanlara senin ağzının koktuğunu anlatır.‘ dedi. Hükümdar sordu: ‚Bunu nasıl bilebilirim?‘ ‚Yanına geldiğinde onunla konuşmak için yaklaştığnda burnunu tutarsa.‘ diye cevap verdi. Sonra şikayetçi gitti ve kapı muhafızını yemeye davet etti ve ona içinde çok sarımsağı olan bir yemek sundu. Bir sonraki gün kapı muhafızı hükümdarın yanına geldi ve hükümdar onunla birşey konuşmak için yaklaşınca kapı muhafızı elini ağzının önüne tuttu. Hükümdar kapı muhafızına çekilmesini emredip bir mektup yazmak için mürekkep istedi ve mektubu mühürledi. Kapı muhafızına ‚Git bunu filana ver!‘ dedi ve mükâfatı, âdet olarak yüz bin‘di. Dışarı çıktığında şikayetçi olan adam ile karşılaştı. Şikayetçi olan adam: ‚Bu nedir?‘ diye sordu. Dedi ki: ‚Bunu bana hükümdar verdi.‘ Şikayetçi olan adam onu hediye olarak istedi ve kapı muhafızı ona mektubu verdi. Mektubu alarak filana gitti. O mektubu açıp okuyan kişi cellatı çağırdı. Şikayetçi olan adam öldüreleceğini anlayınca: ‚Ey insanlar Allâh’tan korkun! Bu mukakkak hatadır. Hükümdara sorun!‘ dedi. Onlar: ‚Hükümdara kararını değiştirmesini talep edecek durumda değiliz. Mektupta ise şöyle geçiyordu: ‚Bu mektubu taşıyan yanınıza gelirse onu öldürün, derisini yüzün, içine saman doldurup bana getirin!‘ Böylece onu öldürdüler, derisini yüzdüler ve hükümdara götürdüler. Hükümdar, bunu görünce şaşırdı. Kapı muhafızına: ‚Gel, anlat ve bana doğruyu söyle! Sana yaklaştığımda neden burnunu tuttun?‘ diye sordu. Kapı muhafızı: ‚Ey hükümdar; bu adam beni yemeye davet edip bana bol sarımsaklı yemek sundu. Sen bana yaklaştığında düşündüm ki, hükümdar sarımsak kokusundan rahatsız olur.‘ diye cevap verdi. Böylece elini ağzına neden götürdüğünü açıklamış oldu. Hükümdar da bunun üzerine: ‚Mekânına geri dön ve söylediklerini söylemeye devam et.‘ dedi ve ona büyük miktarda mal verdi.“ Allâh’ım, senden selameti dileriz.</p>
<p>Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">İkinci Hutbe</span></strong></p>
<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’eﷺ ve diğer Peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebû Ḥanîfe, Mâlik, eş-Şafi<span style="text-decoration: underline;">î</span> ve Aḥmed ve sâlih evliyalardan razı olsun.</p>
<p>Sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.</p>
<p>Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun Peygamberine ﷺ <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâm getirmeyi emretmiştir.</p>
<p>Allâh&#8217;ım! Efendimiz İbrâhîm&#8217;in ve İbrâhîm&#8217;in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi Peygamber Efendimiz Muḥammed&#8217;in ve Muḥammed&#8217;in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh&#8217;ım! Efendimiz İbrâhîm&#8217;e ve İbrâhîm&#8217;in Âl’ine bereket verdiğin gibi Peygamber Efendimiz Muḥammed&#8217;e ve Muḥammed&#8217;in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch">
﴿يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌ * يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلَكِنَّ عَذَابَ اللَّهِ شَدِيدٌ﴾
</p>
<p>El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetleri</p>
<p>Manası: <strong>Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir!</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Dua:</span></p>
<p>Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">K</span>âmet getir!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ivwp.de/ivwp/tr/kalplerin-hastaliklarindan-olan-haset-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HACC’IN HİKMETLERİ VE FAYDALARI</title>
		<link>http://ivwp.de/ivwp/tr/haccin-hikmetleri-ve-faydalari-3/</link>
		<comments>http://ivwp.de/ivwp/tr/haccin-hikmetleri-ve-faydalari-3/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jul 2021 21:03:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[mrivwp]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ivwp.de/ivwp/?p=8299</guid>
		<description><![CDATA[Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. O’na karşı takvalı olun ve O’ndan hakkıyla korkun ve ancak Müslüman olarak ölün.

Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:
<p class="arabisch">
﴿وَأَذِّن فِي ٱلنَّاسِ بِٱلحَجِّ يَأتُوكَ رِجَالا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِر يَأتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيق﴾
</p>
Manası: <strong>Ve hacc için insanlara açık bir çağrı yap ki onlar yürüyerek ve uzaklardan develer üstünde sana gelsinler. </strong>

Değerli Müslümanlar; Allâh, peygamberi İbrâhîm’in (aleyhisselâm) duasını kabul edip Kâbe’yi, yani Beyt-i Haram’ı, çeşitli ırk, dil ve renge sahip olmak üzere doğu ve batıdan büyük ve küçük, fakir ve zengin, arap ve acem, milyonlarca Müslümanın hedefi kılmıştır. Dolayısıyla her yıl o büyük ibadeti yerine getirmek için milyonlarca Müslüman oraya yönelir. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:
<p class="arabisch">
﴿يَٰأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقنَٰكُم مِّن ذَكَر وَأُنثَىٰ وَجَعَلنَٰكُم شُعُوبا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُواْ إِنَّ أَكرَمَكُم عِندَ ٱللَّهِ أَتقَىٰكُم إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِير ١٣﴾
</p>
Manası: <strong>Ey insanlar! Şüphesiz ki Biz sizi bir erkek ve bir kadından </strong>(Adem ve Havvâdan)<strong> yarattık </strong>(Allâh yarattı)<strong> ve birbirinizle tanışasınız diye sizleri kavimler ve kabileler olarak kıldık. Muhakkak ki Allâh indinde en şerefliniz, Allâh’tan en fazla korkanınızdır. </strong>(En fazla farzları yerine getirip haramlardan sakınanızdır.) <strong>Şüphesiz ki Allâh, her şeyi bilendir.</strong> (El-Ḥucurât suresi, 13. ayet) ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun zıddı ve dengi yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. O’na karşı takvalı olun ve O’ndan hakkıyla korkun ve ancak Müslüman olarak ölün.</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch">
﴿وَأَذِّن فِي ٱلنَّاسِ بِٱلحَجِّ يَأتُوكَ رِجَالا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِر يَأتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيق﴾
</p>
<p>Manası: <strong>Ve hacc için insanlara açık bir çağrı yap ki onlar yürüyerek ve uzaklardan develer üstünde sana gelsinler. </strong></p>
<p>Değerli Müslümanlar; Allâh, peygamberi İbrâhîm’in (aleyhisselâm) duasını kabul edip Kâbe’yi, yani Beyt-i Haram’ı, çeşitli ırk, dil ve renge sahip olmak üzere doğu ve batıdan büyük ve küçük, fakir ve zengin, arap ve acem, milyonlarca Müslümanın hedefi kılmıştır. Dolayısıyla her yıl o büyük ibadeti yerine getirmek için milyonlarca Müslüman oraya yönelir. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch">
﴿يَٰأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقنَٰكُم مِّن ذَكَر وَأُنثَىٰ وَجَعَلنَٰكُم شُعُوبا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُواْ إِنَّ أَكرَمَكُم عِندَ ٱللَّهِ أَتقَىٰكُم إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِير ١٣﴾
</p>
<p>Manası: <strong>Ey insanlar! Şüphesiz ki Biz sizi bir erkek ve bir kadından </strong>(Adem ve Havvâdan)<strong> yarattık </strong>(Allâh yarattı)<strong> ve birbirinizle tanışasınız diye sizleri kavimler ve kabileler olarak kıldık. Muhakkak ki Allâh indinde en şerefliniz, Allâh’tan en fazla korkanınızdır. </strong>(En fazla farzları yerine getirip haramlardan sakınanızdır.) <strong>Şüphesiz ki Allâh, her şeyi bilendir.</strong> (El-Ḥucurât suresi, 13. ayet)</p>
<p><span id="more-8299"></span></p>
<p>Ey Rasûlullâh’ı ﷺ sevenler; hacc’da yapılan işlerin ve şiarlarının büyük faydaları, hikmetleri ve önemli ayrıcalıkları vardır. Bunların önemini Müslümanlardan birçoğu kavramış olsaydı bu ibadeti yerine getirmek için yarışırdı. Hacc, her sene olan muazzam, İslami bir buluşmadır. Milyonlarca Müslümanın “Allâh’tan başka İlâh yoktur, Muḥammed ﷺ Allâh’ın Rasûlüdür” kelimesi üzerine her sene bir araya geldiği bir ortamdır. Orada Müslümanlar Allâh’a dua ederler, birbirleriyle tanışıp kenetlenirler. O mübarek beldede Müslümanlar, birbirlerini anlıyor ve hayırlarda destekliyorlar ve şeytana ve onun yardımcılarına karşı güçlü oluyorlar. Değerli Müslümanlar; orada kardeşliğin manaları ve Müslümanlar arasındaki farkın ancak takvada olduğu, açık şekliyle ortaya çıkar. Haccını yapacak olanlar, fani olan hayatın güzelliklerini, sevinçlerini ve zinetlerini terk edip kefenlere benzeyen ihram elbiselerini giyerek şöyle söylerler:</p>
<p class="arabisch">
لَبَّيكَ اللهُمَّ لبَّيك لبيْكَ لا شريكَ لَكَ لبيك إِنَّ الحمدَ والنعمةَ لَكَ وَالملك لا شريكَ لكَ
</p>
<p><strong>“Lebbeykellâhumme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, inne’l ḥamde ve’nni<span style="text-decoration: underline;">’</span>mete leke ve’l mulk, lâ şerîke lek.”</strong></p>
<p>Onlar, büyük-küçük, zengin-fakir hepsi orada toplanır ve hep birlikte Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’ya ibadet ederler. Kimin kimden üstün olduğu, ancak takva ile belli olur. Kim daha takvalı ise o daha üstündür. En yüce peygamber, en üstün öğretici, efendimiz Muḥammed’in ﷺ öğrettiği gibi:</p>
<p class="arabisch">
<strong>لا فَضْلَ لِعَرَبِيٍّ على أعجَمِيٍّ وَلا لِأَعْجَمِيٍّ على عَرَبِيٍّ إلَّا بالتَّقْوَى</strong> اهـ
</p>
<p>Manası: <strong>Arabın aceme </strong>(arap olamayana)<strong> karşı, acemin de araba karşı takvalı olmak haricinde bir üstünlüğü yoktur.</strong></p>
<p>Değerli mü’min ve Müslüman kardeşlerim; hacc yapan kimse sesini yükselterek</p>
<p class="arabisch">
<strong>لبيك اللهم لبيك</strong>
</p>
<p><strong>“Lebbeykellâhumme lebbeyk”</strong> dediği zaman bu duruş ve nida bizlere, İsrâfîl’in (aleyhisselâm) sûra üfleyip böylece kabirlerin yarılarak insanların kabirlerinden bölükler halinde kalkacakları gün olan kıyamet gününü hatırlatır.</p>
<p>Arafatta vakfeye durmaya gelince, bundan da alınacak çok dersler vardır. Haccı yapan kimse, Arafat dağındaki binlerce insanı gördüğünde yine kıyamet gününü ve o günde olacak büyük durakları hatırlar. Haccı yapan kimse, Arafat dağının üstünde bulunan insalardaki izdihamı görür ve Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’yı yücelterek, O’ndan korkarak, rahmetini ümid eden ve azabından korkanların ve Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’ya yalvaranların yüksek seslerini işitir. Onlar ki farklı dil, ırk ve renkte olarak kendilerini yaratan Rabb’e, Mâliku’l Mulk, El-Vâḥid, El-<span style="text-decoration: underline;">K</span>ahhâr’a dua ederler. Bunların hepsi insana ailelerin, çocuklarıyla toplanacakları kıyamet gününü hatırlatır.</p>
<p>Ey Müslüman kardeşim; Kâbe’yi tavaf etmeye ve onda bulunan büyük hikmete gelince diyoruz ki: Tavaf, Allâh’a itaat etmekte sebatkâr olmayı belirtmektir. Öyle ki tavaf eden sanki şöyle diyor: <strong>“Her ne kadar dönsem de ve nerede olsam da </strong><strong>Allâh’a</strong><strong> itaat etmekte sebat edeceğim.”</strong>  Tavafta yine Kâbe’yi yüceltmek vardır, ki Kâbe’yi Allâh yüce kılmıştır ve bizlere onu yüceltmemizi emretmiştir. Kâbe, bununla birlikte Müslümanlar’ın kalplerinin bir araya gelmesinin ve ibadete layık olan Allâh’a ibadette birleşmelerine bir simgedir. Bundan dolayıdır ki, Müslümanlar Kâbe’yi tavaf ederler, Kâbe’yi ibadet etme niyetiyle değil, ancak Allâh’ın emrini yerine getirmek için. Allâh Kâbe’yi tavaf etmeyi ve onu yüceltmeyi emretmiştir ve onu, etrafında Müslümanlar’ın kalplerinin Allâh’a ibadette birleşmelerine dair bir simge kılmıştır.</p>
<p>Değerli kardeşlerim; bildiğimiz gibi Allâh Kâbe’de değildir çünkü Müslüman, Allâh’ın keyfiyetsiz ve mekânsız olarak var olduğuna inanır. Allâh’ın hiçbir benzeri yoktur. Allâh, ne Kâbe’de, ne gökte ne de her yerdedir. Her şeyi yaratan Allâh hiçbir şeye benzemez. Müslümanın inancı budur. Allâh, göklere, yerlere, insana veya herhangi bir şeye benzemez. O, cisim değildir, ışık değildir. O’nun şekli yoktur, keyfiyeti yoktur. Allâh, aklına gelen hiçbir şeye benzemez. Müslümanın Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’ya olan inancı budur. Bu inançta sabit kal. Rasûlullâh’ın ve ashabı Kirâmın üzerinde bulundukları inançta sabit kalın ki, felah’a erenlerden, kurtulanlardan olasınız. Arşın Rabbi olan yüce Allâh’tan dileriz ki bizleri Beyt-i haram’a gidip hacc eden ve sevgili kulu olan Mu<span style="text-decoration: underline;">st</span>afâ’yı ﷺ ziyaret eden, tövbe eden, müttaki olan ve doğru yolda bulunup doğru yolu gösterenlerden eylesin. Muhakkak ki O, işiten ve duayı kabul edendir.</p>
<p>Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.</p>
<p><strong>İkinci Hutbe</strong></p>
<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ﷺ ve diğer peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebu Hanife, Malik, Eş-Şafii ve Ahmed ve evliyalardan ve salihlerden razı olsun.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.</p>
<p>El-<span style="text-decoration: underline;">K</span>amer suresinin 49. ayetinde meâlen şöyle geçmektedir:</p>
<p><strong>Allâh, her şeyi takdiriyle yaratmıştır.</strong></p>
<p>Allâh, bütün yaratılmışları – örneğin güzel veya çirkin, tatlı veya acı, iyi veya kötü – yaratmıştır. Allâh insanı ve amellerini yaratmıştır. İyi ameller, Allâh’ın sevgisi, yaratması ve rızasıyladır. Kötü ameller de Allâh’ın yaratmasıyladır, ancak rızası ve sevgisiyle değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun peygamberine ﷺ <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâm getirmeyi emretmiştir.</p>
<p>Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’in ve İbrâhîm’in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’in ve Muḥammed’in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh&#8217;ım! Efendimiz İbrâhîm’e ve İbrâhîm’in Âl’ine bereket verdiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’e ve Muḥammed’in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch">
﴿يَٰأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُم إِنَّ زَلزَلَةَ ٱلسَّاعَةِ شَيءٌ عَظِيم ١ يَومَ تَرَونَهَا تَذهَلُ كُلُّ مُرضِعَةٍ عَمَّا أَرضَعَت وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَملٍ حَملَهَا وَتَرَى ٱلنَّاسَ سُكَٰرَىٰ وَمَا هُم بِسُكَٰرَىٰ وَلَٰكِنَّ عَذَابَ ٱللَّهِ شَدِيد ٢﴾
</p>
<p>Manası: <strong>Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir!</strong> (El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetler)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Dua:</span></p>
<p>Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">K</span>âmet getir!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ivwp.de/ivwp/tr/haccin-hikmetleri-ve-faydalari-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zekât</title>
		<link>http://ivwp.de/ivwp/tr/zekat-5/</link>
		<comments>http://ivwp.de/ivwp/tr/zekat-5/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 May 2019 12:15:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[mrivwp]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ivwp.de/ivwp/?p=6572</guid>
		<description><![CDATA[Ey Allâh’ın kulları; kendime ve sizlere Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ediyorum.
Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:
<p class="arabisch">
﴿وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ 34 يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ 35﴾
</p>
Manası: <strong>Altını ve gümüşü biriktirerek saklayıp onları Allâh için harcamayan kimseler! İşte bunları acıklı bir azap ile müjdele. Kıyamette, o biriktirilen altın ve gümüşlerin üzerleri cehennem ateşinde kızdırılacak da bu mal toplayanların alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak ve onlara şöyle denecektir; “- İşte bu, nefisleriniz için sakladıklarınız! Artık topladıklarınızın acısını tadın.”</strong>

(Et-Tevbeh suresi, 34 ve 35. ayetleri)

Sevgili kardeşlerim; Allâh üzerimize bazı şeyleri farz kılmıştır. Öyleyse bunları ihmal etmeyin. Ve bizlere sınırlar koymuştur. Öyleyse bu sınırları aşmayın. Ve bizlere bazı şeyleri yasaklamıştır. Bunları ise işlemeyin. Allâh’ın üzerimize farz kılmış olduğu hususlardan birisi ise zekât’tır. Zekât hicrî ikinci yılında farz kılınmıştır. Zekât en büyük farzlardandır. Peygamber efendimiz bir hadiste şöyle buyuruyor:
<p class="arabisch">
<strong>بني الإسلام على خمس شهادة أن لا إله إلا الله وأن محمدًا رسول الله وإقام الصلاة وإيتاء الزكاة وحج البيت وصوم رمضان</strong> اﻫ
</p>
Manası:<strong>  İslam dîni beş şey üzere bina edilmiştir;</strong> (Yani İslam dininin önde gelen beş farzı)

<strong>Allâh’tan </strong><strong>başka İlah olmadığına ve </strong><strong>Muḥammed’in O’nun Râsulü olduğuna şeh</strong><strong>âdet etmek, </strong>(beş vakit)<strong> namazı kılmak, zek</strong><strong>ât vermek, hacca gitmek ve Rama<span style="text-decoration: underline;">d</span>ân a</strong><strong>yı orucunu tutmak. </strong>(Buhârî ve Muslim) ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları; kendime ve sizlere Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ediyorum.<br />
Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch">﴿وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ 34 يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ 35﴾</p>
<p>Manası: <strong>Altını ve gümüşü biriktirerek saklayıp onları Allâh için harcamayan kimseler! İşte bunları acıklı bir azap ile müjdele. Kıyamette, o biriktirilen altın ve gümüşlerin üzerleri cehennem ateşinde kızdırılacak da bu mal toplayanların alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak ve onlara şöyle denecektir; “- İşte bu, nefisleriniz için sakladıklarınız! Artık topladıklarınızın acısını tadın.”</strong></p>
<p>(Et-Tevbeh suresi, 34 ve 35. ayetleri)</p>
<p>Sevgili kardeşlerim; Allâh üzerimize bazı şeyleri farz kılmıştır. Öyleyse bunları ihmal etmeyin. Ve bizlere sınırlar koymuştur. Öyleyse bu sınırları aşmayın. Ve bizlere bazı şeyleri yasaklamıştır. Bunları ise işlemeyin. Allâh’ın üzerimize farz kılmış olduğu hususlardan birisi ise zekât’tır. Zekât hicrî ikinci yılında farz kılınmıştır. Zekât en büyük farzlardandır. Peygamber efendimiz bir hadiste şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>بني الإسلام على خمس شهادة أن لا إله إلا الله وأن محمدًا رسول الله وإقام الصلاة وإيتاء الزكاة وحج البيت وصوم رمضان</strong> اﻫ</p>
<p>Manası:<strong>  İslam dîni beş şey üzere bina edilmiştir;</strong> (Yani İslam dininin önde gelen beş farzı)</p>
<p><strong>Allâh’tan </strong><strong>başka İlah olmadığına ve </strong><strong>Muḥammed’in O’nun Râsulü olduğuna şeh</strong><strong>âdet etmek, </strong>(beş vakit)<strong> namazı kılmak, zek</strong><strong>ât vermek, hacca gitmek ve Rama<span style="text-decoration: underline;">d</span>ân a</strong><strong>yı orucunu tutmak. </strong>(Buhârî ve Muslim)</p>
<p><span id="more-6572"></span></p>
<p>Müslüman kardeşim; sen üzerlerine zekât’ın farz olduğu kişilerden misin?</p>
<p>Eğer durum böyleyse, nelerde zekât’ın düştüğünü ve ne kadar, kime ve ne zaman verilmesi gerektiğini öğrendin mi?</p>
<p>Din kardeşlerim; zekât’ın farz olduğu bir şeye sahip olan bir mükellef, hakkını şer-î hükümlere göre vermesi için bununla ilgili olan ayrıntıları öğrenmesi farzdır. Zekât hangi mallarda farzdır, değerli kardeşlerim? Zekât develerde, sığırlarda ve davarlarda farzdır. Eğer bunlardan birisine sahipsen, ilim ehline, senin durumunda zekât’ın farz olup olmadığını ve olması durumunda ne kadar vereceğini sorman farzdır. Hurma, kuru üzüm, buğday, arpa, mısır ve nohut gibi seçenekli hâldeki temel besin maddesi olan tarım ürünlerinde de zekât vardır. Eğer bir bahçe sahibi isen ve bahçende hurma veya üzüm ağacı bulunuyorsa ilim ehline, bahçenin meyvelerinde zekât’ın farz olup olmadığını ve olması durumunda ne kadar vereceğini sorman farzdır. Eğer tarla sahibi isen ve orada buğday, arpa, fasülye, noğut ve mercimek gibi seçenekli hâldeki temel besin maddeleri ekiyorsan, ektiğin ekinlerde zekât’ın farz olup olmadığını ve olması durumunda ne kadar vereceğini sorman farzdır.</p>
<p>Zekât ayrıca altın ve gümüşte farzdır. Bu ister, kişinin satın almış olduğu veya kendisine hediye edilen veya Allâh’ın altını yaratmış olduğu yerden çıkardığı altının (altını topraktan ayırdıktan sonra) veya genel bir yerde bulduğu, cahiliye zamanında defnedilen altın olsun. Eğer bunlardan birisine sahip isen, sahip olduğun miktarda zekât’ın farz olup olmadığını ve olması durumunda ne kadar vereceğini sorman farzdır.</p>
<p>Zekât ticaret mallarında da farzdır; örneğin giyisi, tavuk, demir ve başkaları gibi. Eğer tüccar isen, ticaret malında zekât’ın farz olup olmadığını ve olması durumunda ne kadar vereceğini sorman farzdır.</p>
<p>Fitre zekât’ını unutmuyoruz. Fitre zekâtı, Rama<span style="text-decoration: underline;">d</span>ân ayının son kısmına ve Şevval ayınının ilk kısımına erişen her Müslüman’a farzdır. Bu ise, Rama<span style="text-decoration: underline;">d</span>ân ayının son günündeki güneşin batışını idrak etmekle olur.</p>
<p>Fitre zekâtı, her Müslüman’ın kendisi ve de nafakalarını karşıladığı kişiler Müslüman iseler, onlardan her biri için farzdır.</p>
<p>Din kardeşlerim; birçok insan, zekât vermemekte veya vermesi gereken miktardan daha az veya zekâtı haketmeyen kişilere vermekte. Zekât’ın farz olduğu bir şeye sahip olan bir mükellef, bununla ilgili olan ayrıntıları öğrenmesi farzdır. Eğer bir kişi, üzerine farz olan zekât ile ilgili hususları öğrenmeyi ihmal etmişse veya üzerine farz olan zekât’ı vermekte noksanlık etmişse, çok geç olmadan bunu yerine getirsin. Muhakkak, zekât’ı vermemek veya zekâtı, verilmesi farz olan vakitten özürsüz olarak geciktirmek büyük günahtır. Peygamber efendimiz bir hadiste şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch"><strong>لعنَ اللهُ ءاكلَ الربا وموكله ومانع الزكاة</strong> اﻫ</p>
<p>Manası: <strong>Allâh, faiz yiyeni, faiz vereni ve zekât vermeyeni lânetlemiştir. </strong>(İbn-i Hibban)</p>
<p>Din kardeşlerim; Allâh’ın kendisine mal vermiş olup da o malın zekâtını vermeyen kimsenin malı Kıyamet Günü’nde iriyarı bir yılan olarak temsil edilecektir. Ona Eş-Şucâ<span style="text-decoration: underline;">’</span> El-E<span style="text-decoration: underline;">k</span>ra<span style="text-decoration: underline;">’</span> denir.</p>
<p>O, ona ‘Ben senin malınım, ben senin hazinenim’ diyecektir.</p>
<p>Din kardeşlerim; Allâh Kıyamet Günü’nde zekât’ı vermeyenlerin üzerinde cimrilik ettikleri malları boyunlarına çember kılacaktır. Allâh <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch">﴿وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا ءاتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ هُوَ خَيْرًا لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلِلَّهِ مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ﴾</p>
<p>Manası: <strong>Allâh’ın kendilerine verdiği şeyde cimrilik edenler, hiçbir zaman onu kendilerine hayır sanmasınlar. Aksine bu, kendileri için bir şerdir. Onların cimrilik ettikleri şey, Kıyamet Günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerde ve yerlerde bulunanlar Allâh’ın mülkiyeti altındadır. Allâh, bütün yaptıklarınızdan haberdârdır.</strong></p>
<p>(Âl-i <span style="text-decoration: underline;">İ</span>mrân suresi, 180. ayet)</p>
<p>Dikkat et, din kardeşim, bunlardan biri olmayasın. Sen şu ayette zikredilenlerden ol:</p>
<p class="arabisch">﴿رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ﴾</p>
<p>Manası: <strong>Nice adamlar vardır ki ne bir ticaret ne de bir alış-veriş, Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekât vermekten kendilerini alıkoymaz. Onlar, Kıyamet Günü’nden korkarlar.</strong></p>
<p>(En-Nûr suresi, 37. ayet)</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları; çocukların ve malların &#8211; kalbi küfürden arınık olan kimseye hariç &#8211; fayda vermeyeceği gün gelmeden önce Allâh’a karşı takvalı olun ve farzları eda edin.</p>
<p>Allâh <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch">﴿وَأَنْفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ( )وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْسًا إِذَا جَاءَ أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ﴾</p>
<p>Manası: <strong>Sizden birinize ölüm (alâmetleri) gelip de: “- Ey Rabbim, ölümümü yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka versem ve salihlerden olsam” demeden önce, All</strong><strong>âh’</strong><strong>ın size rızık olarak verdiği şeylerden inf</strong><strong>âk edin</strong><strong>. Halbuki Allâh bir kimsenin ölümünü, eceli geldiği zaman asla geciktirmez ve Allâh bütün yaptıklarınızdan haberdârdır.</strong>  (El-Munâfi<span style="text-decoration: underline;">k</span>ûn suresi, 11. ayet)</p>
<p>Allâh’tan bizleri hayırlarda muvaffak kılmasını niyaz ederiz. O, her şeye kâdirdir ve kullarının yaptıklarından haberdârdır. Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">İkinci Hutbe</span></strong></p>
<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın salât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ﷺ ve diğer peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebu Hanife, Malik, Eş-Şafii ve Ahmed ve evliyalardan ve salihlerden razı olsun.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye kâdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Öyleyse Allâh’tan korkun.</p>
<p>Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun peygamberine salât ve selâm getirmeyi emretmiştir.</p>
<p>Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’in ve İbrâhîm’in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’in ve Muḥammed’in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh&#8217;ım! Efendimiz İbrâhîm’e ve İbrâhîm’in Âl’ine bereket verdiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’e ve Muḥammed’in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch">﴿يا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُـوا رَبَّكُـمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌ 1 يَوْمَ تَرَوْنَها تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وتَرَى النَّاسَ سُكارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلكنَّ عَذَابَ اللهِ شَدِيدٌ 2﴾</p>
<p>Manası: Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir! (El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetler)</p>
<p>Dua:</p>
<p>Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">K</span>âmet getir!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ivwp.de/ivwp/tr/zekat-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALLÂH-U TEÂLÂ’YI CİSİM OLMAKTAN VE YARATIKLARIN DİĞER SIFATLARINDAN TENZİH ETMEK</title>
		<link>http://ivwp.de/ivwp/tr/allah-u-tealayi-cisim-olmaktan-ve-yaratiklarin-diger-sifatlarindan-tenzih-etmek-3/</link>
		<comments>http://ivwp.de/ivwp/tr/allah-u-tealayi-cisim-olmaktan-ve-yaratiklarin-diger-sifatlarindan-tenzih-etmek-3/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 May 2019 12:30:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[mrivwp]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ivwp.de/ivwp/?p=6559</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberimiz ﷺ bu ilimde, yani Allâh ve sıfatları hakkındaki ilimde en bilgili olmakla kendini methetmiştir; zira bu ilim, ilimlerin en celîli, en yücesi, en gerekli ve en evlâ olanıdır. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’nın <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’deki şu kavli de buna işaret etmektedir. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:
<p class="arabisch">
<strong>﴿فَٱعلَم أَنَّهُۥ لَا إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ وَٱستَغفِر لِذَنبِكَ وَلِلمُؤمِنِينَ وَٱلمُؤمِنَٰتِ﴾</strong>
</p>
Manası: <strong>Bil ki Allâh’tan başka İlâh yoktur ve kendin ve erkek ve kadın mü’minler için istiğfâr et. </strong>(Muḥammed suresi, 19. ayet)

Allâh-u Subḥânehû ve Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ bu ayet-i kerîmede tevḥîdi bilmeyi istiğfâr etmekten önde tutmaktadır; çünkü tevḥîd, usûl (akaid ilmi) ve istiğfar ise furû<span style="text-decoration: underline;">’</span> (fıkıh ilmi) ile alakalıdır. İşte bundan dolayıdır ki, İmam Ebu Hanife El-Fıkhul-Ebsat adlı kitabında <strong>“Bil ki, dindeki fıkıh, ahkâmdaki fıkıhtan daha üstündür.”</strong> buyurmuştur. İmam Ebu Hanife’nin “dindeki fıkıh”tan muradı; usûl ilmi, akîde ilmi ve tevhîd ilmidir.

Sevgili kardeşlerim; tevḥîd ilmi içerdiği hususlardan dolayı ilimlerin en şereflisidir; zira bu ilim, Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’yı layıkıyla bilmeyi içerir. Ehl-i Sünnete göre tevḥîd; teşbih ve ta<span style="text-decoration: underline;">’</span>tîli nefyetmektir; İbn-i Hacer el-Askalani’nin “Sahih-i Buhari”nin şerhinde zikrettiği gibi: Tevḥîd ilmi, Allâh hakkında vacip olan, ilim, kudret, irade sıfatların isbâtı ve O’nu mahlukatın sıfatlarına benzemekten tenzih etmektir. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:
<p class="arabisch">
<strong>﴿لَيسَ كَمِثلِهِۦ شَيء وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلبَصِيرُ ١١﴾</strong>
</p>
Manası: <strong>Allâh hiçbir şeye benzemez. O, her şeyi işiten ve her şeyi görendir.</strong> (Eş-Şûrâ suresi, 11. ayet)

Başka bir ayette ise şöyle buyuruyor:
<p class="arabisch">
<strong>﴿وَلَم يَكُن لَّهُۥ كُفُوًا أَحَدُ ٤﴾</strong>
</p>
Manası: <strong>Hiçbir şey O’nun dengi değildir.</strong> (El-İ<span style="text-decoration: underline;">h</span>lâ<span style="text-decoration: underline;">s</span> suresi, 4. ayet)
  ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı, peygamberlerin inancı üzerinde ve peygamber efendimiz Muḥammed’in ﷺ yolunda sebat etmeyi tavsiye ederim. Sevgili peygamberimiz &#8211; Rabbimin <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı onun üzerine olsun &#8211; bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch"><strong>وَاللهِ إِنِّي لأَعْلَمُكُمْ بِاللهِ عَزَّ وَجَلَّ وَأَخْشاكُمْ لَهُ</strong> اهـ</p>
<p>Manası: <strong>Vallâhi ben, aranızda Allâh’ı en çok bileniniz ve O’ndan en çok korkanınızım.</strong> (İmam Ahmed “Musned”inde)</p>
<p>Peygamberimiz ﷺ bu ilimde, yani Allâh ve sıfatları hakkındaki ilimde en bilgili olmakla kendini methetmiştir; zira bu ilim, ilimlerin en celîli, en yücesi, en gerekli ve en evlâ olanıdır. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’nın <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’deki şu kavli de buna işaret etmektedir. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿فَٱعلَم أَنَّهُۥ لَا إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ وَٱستَغفِر لِذَنبِكَ وَلِلمُؤمِنِينَ وَٱلمُؤمِنَٰتِ﴾</strong></p>
<p>Manası: <strong>Bil ki Allâh’tan başka İlâh yoktur ve kendin ve erkek ve kadın mü’minler için istiğfâr et. </strong>(Muḥammed suresi, 19. ayet)</p>
<p>Allâh-u Subḥânehû ve Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ bu ayet-i kerîmede tevḥîdi bilmeyi istiğfâr etmekten önde tutmaktadır; çünkü tevḥîd, usûl (akaid ilmi) ve istiğfar ise furû<span style="text-decoration: underline;">’</span> (fıkıh ilmi) ile alakalıdır. İşte bundan dolayıdır ki, İmam Ebu Hanife El-Fıkhul-Ebsat adlı kitabında <strong>“Bil ki, dindeki fıkıh, ahkâmdaki fıkıhtan daha üstündür.”</strong> buyurmuştur. İmam Ebu Hanife’nin “dindeki fıkıh”tan muradı; usûl ilmi, akîde ilmi ve tevhîd ilmidir.</p>
<p>Sevgili kardeşlerim; tevḥîd ilmi içerdiği hususlardan dolayı ilimlerin en şereflisidir; zira bu ilim, Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’yı layıkıyla bilmeyi içerir. Ehl-i Sünnete göre tevḥîd; teşbih ve ta<span style="text-decoration: underline;">’</span>tîli nefyetmektir; İbn-i Hacer el-Askalani’nin “Sahih-i Buhari”nin şerhinde zikrettiği gibi: Tevḥîd ilmi, Allâh hakkında vacip olan, ilim, kudret, irade sıfatların isbâtı ve O’nu mahlukatın sıfatlarına benzemekten tenzih etmektir. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿لَيسَ كَمِثلِهِۦ شَيء وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلبَصِيرُ ١١﴾</strong></p>
<p>Manası: <strong>Allâh hiçbir şeye benzemez. O, her şeyi işiten ve her şeyi görendir.</strong> (Eş-Şûrâ suresi, 11. ayet)</p>
<p>Başka bir ayette ise şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿وَلَم يَكُن لَّهُۥ كُفُوًا أَحَدُ ٤﴾</strong></p>
<p>Manası: <strong>Hiçbir şey O’nun dengi değildir.</strong> (El-İ<span style="text-decoration: underline;">h</span>lâ<span style="text-decoration: underline;">s</span> suresi, 4. ayet)</p>
<p><span id="more-6559"></span></p>
<p>Daha başka bir ayette şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿وَلِلَّهِ ٱلمَثَلُ ٱلأَعلَىٰ وَهُوَ ٱلعَزِيزُ ٱلحَكِيمُ ٦٠﴾</strong></p>
<p>Ve diğer bir ayette ise şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿فَلَا تَضرِبُواْ لِلَّهِ ٱلأَمثَالَ﴾</strong></p>
<p>Manası:<strong> Allâh’ı yaratıklara benzetmeyin. </strong>(En-Naḥl suresi, 74. ayet)</p>
<p>Yukarıda zikredilen Eş-Şûrâ suresinin 11. ayeti, Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’yı tenzih hakkında en açık ayettir. Ve bu ayetten külli bir tenzih anlaşılır. Bu ayet, hiçbir şeyin Allâh’a hiçbir yönden benzemediği şeklinde açıklanır. Bu ayette acizlik, cahillik, sınır, renk, aza, şekil, sûret, heyet ve terkîb gibi Allâh’a yakışmayan sıfatlar da reddedilmektedir. Ayetin devamında Allâh’ın her şeyi işiten ve her şeyi gören olduğu bildirilmektedir. Bu işitme ve görme Allâh’a layık olan işitme ve görme olarak sabittir. Bu ayette tenzih (Allâh’ın hiçbir şeye benzemediği) daha önce zikredilmiştir ki Allâh’ın işitme ve görmesinin başkalarının işitmesi ve görmesi gibi olduğu zannedilmesin. Zira Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ ışık veya göz gibi şeylere ihtiyacı olmadan görür. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ kulak veya başka bir şeye ihtiyacı olmadan işitir. Çünkü Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ hiçbir şeye benzemez. O, cisim değildir ve cisimlere de benzemez.</p>
<p>Mü’min kardeşlerim; Allâh’ın cisim olmadığına dair ümmet icmada bulunmuştur. Selef-i Salihin’den olan yüce alimlerin de bu husus hakkında sözleri vardır. İmam Ahmed bin Hanbel de bu alimlerden birisidir. Mücessimlerin (Allâh’ın cisim olduğuna inananların) bir kısmı, bu İmamın mezhebinden olduğunu söylerler; oysa İmam Ahmed, Allâh hakkında cisim olmayı reddetmiştir. İmam Ahmed, isimlerin dinden ve dilden alındığını, lügat ehlinin de ”cisim” ismini; uzunluğu, eni, kalınlığı, bileşimi, sûreti ve telifi olan için koyduklarını, Allâh-u Subḥânehû ve Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’nın ise bütün bunlardan münezzeh olduğunu ve Allâh’ın cisim olarak vasıflandırılmasının dinde geçmediğini ve böylece de Allâh’ı cisim olarak vasıflandırmanın dinen ve lugaten batıl olduğunu bildirmiştir.</p>
<p>İmam Ahmed’in böyle söylediğini, zamanındaki Hanbeli âlimlerinin başı olan Ebu’l Fadl Et-Temimi El-Bağdadi ve onun oğlu rivayet etmişlerdir. Aynı şekilde İmam Beyhaki de bunu İmam Ahmed’den ”Menakib-i Ahmed” adlı kitabında nakletmiştir.</p>
<p>Mü’min kardeşlerim; İmam Ahmed’in sözünün manası genel olarak şudur: isimler, ya din ya da dil yoluyla bilinir. Adam ve at gibi isimler, dil yoluyla bilinen isimlerdir. Namaz gibi isimler ise şeriat yoluyla bilinen isimlerdir. ’Cisim’ ise dilde uzunluğu, eni, kalınlığı, bileşimi, sûreti ve telifi olana denir. Allâh ise bunlardan hiçbiri ile vasıflandırılmaz; aksi takdirde O bunlarla vasıflansaydı, yaratıklara benzemiş olurdu ki bu da Allâh’ın hiçbir şeye benzemediğini bildiren <strong>لَيسَ كَمِثلِهِۦ شَيء</strong> ayetine zıttır. Hem Allâh cisim olmuş olsaydı, O’nun uzunluğu, eni, kalınlığı, bileşimi, sûreti ve telifi olmuş olurdu; böylece de bu sıfatları kendisi için tahsis edecek birine muhtaç olurdu. Muhtaç olan ise aklen bilinir ki İlâh olamaz.</p>
<p>Dolayısıyla &#8211; hem dinen hem de aklen &#8211; Allâh cisim olarak vasıflandırılmaz. Allâh hakkında cisim kelimesinin kullanıldığı dinde geçmemiştir. Allâh’ın kendisini isimlendirdiği isimler ile, dinde Allâh hakkında sabit olan isimlerden başka isimlerle Allâh isimlendirilmez. Ehl-i Sünnet İmamı Ebu’l Hasan El-Eşari ve başka âlimler Allâh hakkında dinde sabit olan vasıflardan başka vasıflarla Allâh’ın vasıflandırılmayacağını bildirmişlerdir. Dolayısıyla Allâh’ı cisim olarak vasıflandırmak batıldır. Hatta “El-Hisâl” kitabının sahibi, İmam Ahmed’in şu aşağıda da geçen ibareyi söyleyen kimseleri de tekfir ettiğini nakletmiştir. onlar batıl olarak diyorlardı ki ”Allâh cisimdir, <em>başka cisimler gibi değildir.” Bu söz batıld</em><em>ır</em><em> ve bu sözü söyleyen dinden çıkar. </em>İmam Ahmed’in bu sözü, diğer İslâm âlimlerinin sözlerine muvafıktır. İmam Şafii de mücessimi (Allâh’ın cisim olduğuna inanan kimseyi) tekfir etmiştir. Bunu İmam Şafii’den İmam Suyuti “El-Eşbâhu ven-Nezâir” adlı kitabında nakletmiştir. İbn-i Hacer El-Heytemi’nin “El-Minhâcu’l Kavim” adlı kitabında nakledildiğine göre, El-Karâfi ve daha başkaları; Şafii, Malik, Ahmed ve Ebu Hanife’nin (ra<span style="text-decoration: underline;">d</span>iyallâhu <span style="text-decoration: underline;">a</span>nhum) Allâh’ın bir yönde olduğunu ve O’nun bir cismi olduğunu söyleyenlerin Müslüman olmadıklarına hükmettiklerini bildirmişlerdir.</p>
<p>Yani kim Allâh’u Subḥânehû ve Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’nın cisim olduğuna veya bir yönde olduğuna itikat ederse imanını kaybeder; çünkü bunların hepsi yaratıkların sıfatlarındandır. Selefî alimlerinden olan İmam Ebu Cafer Et-Tahavi Ehl-i Sünnet vel Cemaat’in inancını beyan ettiği akide kitabında şöyle bir beyanda bulunmuştur: <strong>“Kim Allâh’ı yaratıkların sıfatlarından bir sıfat ile sıfatlandırırsa imanını kaybeder.”</strong> Cisim olmak, bileşim, sûret ve şekil; bunların hepsi yaratıkların manalarındandır. Bunlardan herhangi birini Allâh’a isnad eden kesinlikle kâfirdir. Muhakkak ki İmâm Ebu’l Hasan El-Eşari “en-Nevâdir” adlı kitabında şöyle buyurmuştur:<strong> “Allâh’ın cisim olduğuna inanan, Rabbini tanımamıştır ve kâfirdir.”</strong></p>
<p>Ey Allâh’ım peygamberlerin, evliyaların, salihlerin hakkı için, İmam Ahmed İbn-i Hanbel’in, İmam Şafii’nin, İmam Mâlik’in, İmam Ebu Hanife’nin, İmam Evzâi ve ilmiyle amel etmiş diğer âlimlerin hakkı için bizleri onların inançlarında sabit kıl ve bizleri bu dini yayanlardan ve tahrifçilere ve dalalette olanlara reddiyeler yapanlardan eyle.</p>
<p><strong>İkinci Hutbe</strong></p>
<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ﷺ ve diğer peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebu Hanife, Malik, Eş-Şafii ve Ahmed ve evliyalardan ve salihlerden razı olsun.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.</p>
<p>Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun peygamberine ﷺ <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâm getirmeyi emretmiştir.</p>
<p>Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’in ve İbrâhîm’in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’in ve Muḥammed’in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh&#8217;ım! Efendimiz İbrâhîm’e ve İbrâhîm’in Âl’ine bereket verdiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’e ve Muḥammed’in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿ يَٰأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُم إِنَّ زَلزَلَةَ ٱلسَّاعَةِ شَيءٌ عَظِيم ١ يَومَ تَرَونَهَا تَذهَلُ كُلُّ مُرضِعَةٍ عَمَّا أَرضَعَت وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَملٍ حَملَهَا وَتَرَى ٱلنَّاسَ سُكَٰرَىٰ وَمَا هُم بِسُكَٰرَىٰ وَلَٰكِنَّ عَذَابَ ٱللَّهِ شَدِيد ٢﴾</strong></p>
<p>Manası: <strong>Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir!</strong> (El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetler)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Dua:</span></p>
<p>Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">K</span>âmet getir!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ivwp.de/ivwp/tr/allah-u-tealayi-cisim-olmaktan-ve-yaratiklarin-diger-sifatlarindan-tenzih-etmek-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HACC&#8217;IN HÜKÜMLERİ</title>
		<link>http://ivwp.de/ivwp/tr/haccin-huekuemleri-3/</link>
		<comments>http://ivwp.de/ivwp/tr/haccin-huekuemleri-3/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Aug 2017 12:15:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[mrivwp]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ivwp.de/ivwp/?p=5001</guid>
		<description><![CDATA[Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun &#8230; <a href="http://ivwp.de/ivwp/tr/haccin-huekuemleri-3/" class="more-link">Continue reading <span class="screen-reader-text">HACC&#8217;IN HÜKÜMLERİ</span> <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.</p>
<p>Allâh’tan hakkıyla korkun ve bilin ki Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا﴾</strong></p>
<p>Manası: <strong>Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allâh’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.</strong> (Âl <span style="text-decoration: underline;">İ</span>mrân suresi, 97. ayet)</p>
<p>Allâhu Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿الحجُّ أَشْهُرٌ مَعلومَاتٌ فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلا رَفَثَ وَلا فُسُوقَ وَلا جِدَالَ فِي الحجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللهُ وتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَا أُولِي الأَلْبَابِ﴾</strong></p>
<p>Manası: <strong>Hacc </strong>(ayları)<strong>, bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona haccda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allâh onu bilir. </strong>(Ahiret için)<strong> azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva </strong>(farzları eda edip haramlardan sakınma)<strong>dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı takva sahibi olun.</strong> (el-Ba<span style="text-decoration: underline;">k</span>arah suresi, 197. ayet)</p>
<p>Değerli mü´min kardeşlerim; Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ gücü yetene haccetemeyi farz kılmıştır. Hacc da icma ile hür, bâliğ, akıl sahibi ve gücü yeten kişiye farzdır.</p>
<p>Ey Müslüman kardeşim; hacc ibadetini yerine getirebilmek için oraya gidip daha sonra vatanına geri dönmeye, borcun varsa onu kapatmaya, bu ibadet esnasında yiyecek içecek ve sana layık olan mesken ve giysin için, ayrıyeten eşin ve küçük çocukların gibi, nafakalarını vermekle yükümlü olduklarının nafakalarını vermeye gücün yetiyorsa, hacc’a gücün yetiyor demektir. Yani o zaman haccetmen farz olur. Bütün bunlara gücü yetmeyene haccetmesi farz değildir lâkin haccedecek olursa hacc’ı sahih (geçerli) olur.</p>
<p>Müslüman kardeşim; şayet haccetmeye niyetlendiysen bilmelisin ki haccın şartları, rükünleri, vacipleri ve hacc esnasında yapılması haram olan durumlar vardır. Haccetmeden önce bunları öğrenmen gerekir yoksa olur ki hacc’ını bozacak bir duruma düşersin ve haberin bile olmaz. Bu nedendendir ki İslam alimleri, kişi her bir işe kalkışmadan önce kendisine o konuda ne caizdir ne haramdır öğrenmesi gerekir. Allâh’tan niyaz ederiz ki bizleri dinde bilgili kılsın.</p>
<p>Dini, ehlinden öğrenmek gerekir yoksa birçok insanda şahit olunduğu gibi, kitaplardan öğrenmeye çalışan, olur ki hem dalalete uğrar hem de kendinden başkalarının dalalete uğramasına sebep olur. Bu, kitapta bulunan bir hatadan da olabilir o kitabı okuyanın, yazılmış olanları yanlış anladığından dolayı da olabilir. Tıpkı şu kıssada bildirilen insanda olduğu gibi: günün birinde bir insan bir elinde bıçak diğer elinde ölü bir fare ile Kâbeyi tavaf ederken ona neden öyle yaptığı sorulur. Buna cevaben bazı kitaplarda öyle okuduğunu söyler. Sonrasında o insanın, kitaplardan doğru sözü okuyup yanlış anladığı ortaya çıkar.</p>
<p>Şu günlerde kalplerin Kabe‘yi ve Peygamber Efendimz´in kabrini ziyaret etmeye iştiyak duyduğu mübarek hacc mevsiminde bulunmaktayız. Bundan dolayı bu haftaki hutbemizde hacc’ın bazı hükümlerinden bahsedeceğiz.</p>
<p>Değerli kardeşlerim; <strong>haccın altı rüknü</strong> vardır. Kim bunlardan bir tanesini dahi terkederse haccı geçerli olmaz. <strong>Haccın rükünlerinden birincisi </strong>ihrâmdır. İhrâm, niyet etmek demektir. Niyet, kişinin örneğin kalbinde şöyle söylemesidir: “Ben hacc ibadetimi yerine getirmeye başlıyorum”, ya da “Allâh rızası için hacc ibadetini yapmaya niyet ettim”. İhrâm, ancak hacc aylarında geçerlilik bulur. Hacc ayları ise Şevvâl ve Żul-<span style="text-decoration: underline;">K</span>a<span style="text-decoration: underline;">’</span>deh aylarıdır ve Żul-Ḥicceh ayının ilk on gecesi de buna dahildir. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿الحجُّ أَشْهُرٌ مَعلومَاتٌ﴾</strong></p>
<p>Manası: <strong>Hacc </strong>(ayları),<strong> bilinen aylardır. </strong>(el-Ba<span style="text-decoration: underline;">k</span>arah suresi, 197. ayet)</p>
<p>Her kim bu aylardan önce hacc’a niyet ederse niyeti Umre niyetine dönüşür.</p>
<p><strong>Haccın ikinci rüknü</strong> Zul-Ḥiccenin 9. Gününün (arefe gününün) öğlen vaktinden itibaren 10. Gününün (Bayram gününün) fecir vaktine kadar olan müddet içersinde Arafat’ta bir an bile olsa vakfeye durmak yani Arafat’ta bulunmaktır. Bunda dikkat edilmesi gereken şey vakfe esnasında kişinin Arafat sınırları içerisinde bulunması gerekir. Aksi takdirde geçerli değildir. Bu, uyku halinde, binek üzerinde veya hiç durmamak üzere Arafat’a girip çıkmakla olsa bile geçerlidir.</p>
<p><strong>Haccın üçüncü rüknü</strong> ise Kabe’yi yedi şavt ile tavaf etmektir. Bunun da şartları vardır. Sol omuzunla Kabe’ye dönük olup öne doğru yürümen ve Hacerul Esved’den başlaman bu şartlardandır. Ayrıyeten avret yerlerinin kapalı olması gerekir. İki hadesten ve necasetten taharet de tavaf’ın şartlarındandır; çünkü Peygamber Efendimizin ﷺ bildirdiği gibi tavafın şartları namazın şartları gibidir ancak tavaf esnasında insanların kelamını konuşmak caizdir.</p>
<p><strong>Haccın dördüncü rüknü</strong> Safa ve Merve tepeleri arasında yedi kere sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>y yapmaktır. Ey kardeşim; sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>y yapmaya Safa tepesinden başla. Merve tepesine vardığında bir kere yapmış sayılırsın. Sonra tekrar Safa tepesine dön ve böylece iki kere sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>y yapmış sayılırsın. Böyle devam et ta ki yedinci defasında Merve tepesine varıncaya kadar. Ey kardeşim; bu noktada önemli bir hususa değinmek isterim. Bu yedi sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>yı muhakkak ki -<span style="text-decoration: underline;">k</span>udûm tavaf’ı dahi olsa- tavaf’tan sonra yapman gerekir. Ayrıca bu yedi sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>y muhakkak Allâh Rasûlünün bildirdiği icma ile doğru sınırların içersinde yapılması gerekmektedir. Çünkü şu zamanda bazı insanların kullandığı, fakat öngürülen bölgenin dışında bulunan yeni yapılmış olan genişletilmiş yol, onların sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>yının kabûl olmaması manasına gelmektedir. O bölge, Rasûlullâh’ın (<span style="text-decoration: underline;">S</span>allallâhu <span style="text-decoration: underline;">a</span>leyhi ve sellem) bildirmiş olduğu bölgenin dışındadır. Bunun için kardeşim, sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>y yaparken dikkatli ol sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>yını Safa ve Merve’nin üst ve taban kattaki eski sınırlarında yap.</p>
<p><strong>Haccın beşinci rüknü</strong> saçı tıraş etmek (el-Ḥalk) veya kısaltmak (et-Te<span style="text-decoration: underline;">ks</span>îr). Erkek için daha efdali traş etmesidir. Allâh Rasûlü, saçını traş edenler için üç defa dua ederken kısaltan için bir defa etmiştir. Kadınlara gelince onlar başlarındaki saçları ancak kısalttırırlar, traş ettirmezler. Bu ise (yani saçları traş ettirmek veya kısalttırmak) muhakkak bayram günü gecesinin ilk yarısından sonra yapılmalıdır. Çünkü bu vakitten önce hacının vücudundan bir tek kılını bile kesmesi, kısaltması ve koparması yasaktır.</p>
<p><strong>Haccın rükünlerinin altıncısı</strong> bu rükünleri yerine getiriyorken çoğunda sıralamaya riayet etmektir. Niyet etmek muhakkak diğer rükünleri yerine getirmeden önce gerekir. Farz olan Kabe’yi tavaf etme olsun, saçı tıraş etme ya da saçı kısaltma olsun bunların hepsi Arafat’ta vakfeye durduktan sonra yapılması gerekir.</p>
<p>Ey din kardeşim; haccın, rüknü olmayıp vacip olan hükümleri de vardır. Bunları terk edenin haccı bozulmaz lâkin fidye vermesi gerekir. Hacca gitmek isteyen kişi bu konuyu geniş bir şekilde öğrenmesi gerekir. Bu vaciplerden biri, kişinin geldiği beldeye göre Allâh Rasûlünün bildirdiği mikâtta ihrâma girmektir. Hacca gitmek isteyenin, gitmeden önce bunu sorup öğrenmesi gerekir ki ihrâma girmeksizin o sınırı aşmasın.</p>
<p>Muzdelifede gecelemek ve Minede gecenin büyük kısmını geçirmek de haccın vaciplerindendir. Bazı alimler ise bu iki bölgedeki gecelemenin vacip değil sünnet olduğunu söylemiştir.</p>
<p>Bayram gecesinin ilk yarısı geçtikten sonra büyük cemreye taş atmak ve bayram gününden sonraki üç günde üç cemreye taş atmak vaciptir. Bu vakitten önce atılması geçerli değildir. Ayrıyeten haccı yapan, bu yedi taşı birbiri ardınca atmak zorundadır. Yedisini birden atarsa geçerli olmaz.</p>
<p>Değerli din kardeşlerim; hacc ve umre için ihrâm halinde olan kişiye haram olan bazı hususlar vardır. Bunlardan biri, kişinin ihrâmdayken bedenine veya üzerinde bulunan giysiye koku sürmesidir. Kafaya veya sakala yağ veya benzeri bazı şeyleri sürmek, tırnak veya tüy kesmek ve koparmak da caiz değildir kişi ihrâmda iken. Kendi eşi dahi olsa ihrâmda bulunan kişinin öpmesi, bakması, dokunması, sarılması şehvetle olursa caiz değildir, haramdır. İhrâmda bulunan erkek ayrıyeten gömlek veya pantolon gibi dikişli olan elbiseleri giymemeye dikkat etmesi lazım. Kadın ise dikişli elbiseler giyebilir lâkin yüzünü, üzerine birşey serip örtmesi ve eldiven giymesi caiz değildir.</p>
<p>Ey Müslüman kardeşim; dikkatini çekerim ihrâmda bulunan kişiye farz tavafı yapmadan, cemre-i akabeye taş atmadan ve saçlarını traş ettirmeden veya kısalttırmadan önce cima yapması haramdır. Kim ihrâmdayken bu zikrettiğimiz üç şeyden ikisini yapmadan önce cima ederse günaha düşmüş olur, haccı bozulur, bozulmuş olmasına rağmen eksik kalanları tamamlaması gerekir, gelecek sene haccı kaza etmesi gerekir ve dişi bir deve kesip ḥaram bölgesinin fakirlerine dağıtması gerekir.</p>
<p>İhrâmda bulunana yenilen vahşi hayvanları avlamak da haramdır. Kim bu günahlardan birine düşerse tövbe etmesi ve fidye vermesi gerekir. Fidyenin hangi durumda ne olduğunu alimler zikretmiştir.</p>
<p>Kim haccın rükünleri ve vaciplerini yerine getirir, ihrâmdayken cima etmek ve büyük günahlardan sakınır ise ve haccı için kullandığı malı helalden idiyse haccı kabul olur. Bu kişi için, şu hadis-i şerîfte bildirilen vuku bulur. Peygamberimiz (<span style="text-decoration: underline;">S</span>allallâhu <span style="text-decoration: underline;">a</span>leyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch"><strong>&#8220;مَنْ حَجَّ فلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ خَرَجَ مِنْ ذُنوبِه كَيَوْمَ ولَدَتْهُ أُمُّه&#8221;</strong> اﻫ</p>
<p>Bu hadis-i şerîf bizlere, cinsel ilişkiye girmeden ve büyük günah işlemeden hacceden kişinin annesinin onu doğurduğu gündeki gibi olacağını, yani günahsız olacağını bildiriyor.</p>
<p>Ey Allâh’ım, bizlere günahlarımıza kefaret olacak hacc ve umre nasip et. Bizlere Senin habîb’in olan Muḥammed Mu<span style="text-decoration: underline;">st</span>afâ’yı ziyaret etmemizi ve onun şefaatine nail olmamızı nasip et.</p>
<p>Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.</p>
<p><strong>İkinci Hutbe</strong></p>
<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’eﷺ ve diğer Peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebû Ḥanîfe, Mâlik, eş-Şafi<span style="text-decoration: underline;">î</span> ve Aḥmed ve sâlih evliyalardan razı olsun.</p>
<p>Sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.</p>
<p>Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun Peygamberine ﷺ <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâm getirmeyi emretmiştir.</p>
<p>Allâh&#8217;ım! Efendimiz İbrâhîm&#8217;in ve İbrâhîm&#8217;in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi Peygamber Efendimiz Muḥammed&#8217;in ve Muḥammed&#8217;in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh&#8217;ım! Efendimiz İbrâhîm&#8217;e ve İbrâhîm&#8217;in Âl’ine bereket verdiğin gibi Peygamber Efendimiz Muḥammed&#8217;e ve Muḥammed&#8217;in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿يا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُـوا رَبَّكُـمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌ (1)يَوْمَ تَرَوْنَها تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وتَرَى النَّاسَ سُكارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلكنَّ عَذَابَ اللهِ شَدِيدٌ(2) ﴾</strong></p>
<p>El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetleri</p>
<p>Manası: <strong>Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir!</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Dua:</span></p>
<p>Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">K</span>âmet getir!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ivwp.de/ivwp/tr/haccin-huekuemleri-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zekât</title>
		<link>http://ivwp.de/ivwp/tr/zekat-2/</link>
		<comments>http://ivwp.de/ivwp/tr/zekat-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Jun 2016 18:06:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[mrivwp]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ivwp.de/ivwp/?p=3560</guid>
		<description><![CDATA[Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>adîr olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:
<p class="arabisch">
<strong>﴿وَمَا أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا اللهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ﴾</strong>
</p>
Bu âyet-i kerîmeden anlaşıldığı üzere bizlere; Allâh’a ihlâsla ibadet etmek, bütün Peygamberlere inanmak, batıl dinlerden yüz çevirmek, namaz kılmak ve zekât vermek emredilmiştir. (El-Beyyineh suresi, 5. ayet)...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nuru Muḥammed ﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ve diğer peygamberlere olsun.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>adîr olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿وَمَا أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا اللهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ﴾</strong></p>
<p>Bu âyet-i kerîmeden anlaşıldığı üzere bizlere; Allâh’a ihlâsla ibadet etmek, bütün Peygamberlere inanmak, batıl dinlerden yüz çevirmek, namaz kılmak ve zekât vermek emredilmiştir. (El-Beyyineh suresi, 5. ayet)<br />
<span id="more-3560"></span><br />
Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch"><strong>مَا مِنْ صَاحِبِ ذَهَبٍ وَلَا فِضَّةٍ لا يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا إِلَّا إِذَا كانَ يَومُ القِيامَةِ صُفِّحَتْ لَهُ صَفَائِحُ مِنْ نَارٍ فَأُحْمِيَ عليهَا في نَارِ جَهَنَّمَ فَيُكْوَى بِهَا جَنْبُهُ وجَبِينُهُ وَظَهْرُهُ كُلَّمَا بَرَدَتْ أُعيدَتْ لَهُ في يَومٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمسينَ ألفَ سنَةٍ حتَّى يُقْضَى بينَ العِبادِ فَيَرَى سَبِيلَهُ إِمَّا إلَى الجنّةِ وإِمَّا إلَى النَّارِ</strong></p>
<p>Manası: <strong>Altın ve gümüş sahibi olup ta bunların zekâtını vermeyene, kıyamet gününde cehennem ateşinde ısıtılan, ateşten safihalar </strong>(plakalar)<strong> hazırlanır ve bunlarla yanları, alnı ve sırtı yakılır. O safihalar soğudukça tekrar ısıtılır. Bütün bunlar 50000 sene kadar süren günde </strong>(kıyamet gününde)<strong> gerçekleşir ta ki kulların hesaba çekilmesi sona erene kadar. Sonra kişi gideceği yolu görür – ya cennete ya da cehenneme. </strong></p>
<p>Sonra dendi ki: “Ey Allâh’ın Rasûlü, peki ya deve sahipleri?” Peygamber efendimiz buyurdu ki:</p>
<p class="arabisch"><strong>وَلا صاحِبُ إِبِلٍ لا يُؤَدِّي منهَا حَقَّهَا ومن حقِّها حلبُها يومَ وِردِها إِلَّا إِذَا كانَ يَوْمُ القِيَامَةِ بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ أَوْفَرَ مَا كَانَتْ لا يَفْقِدُ مِنْهَا فَصِيلًا واحِدًا تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِها وتَعَضُّهُ بِأَفْوَاهِهَا كُلَّمَا مَرَّ عليهِ أُولاهَا رُدَّ عليهِ أُخْرَاهَا في يَومٍ كانَ مِقْدَارُهُ خَمسينَ ألفَ سنةٍ حتَّى يُقْضَى بينَ العِبَادِ فَيَرَى سَبِيلَهُ إِمَّا إلَى الجَنِّةِ وَإِمَّا إلَى النَّارِ</strong></p>
<p>Manasi: <strong>Deve sahibi olup ta zekâtını vermeyen, kıyamet gününde uzak bir yere atılır. Zekâtlarını vermediği tüm develer yavruları ile birlikte o kişiyi toynaklarıyla ezer ve onu ısırırlar. Bütün bunlar 50000 sene kadar süren günde gerçekleşir ta ki kulların hesaba çekilmesi sona erene kadar. Sonra kişi gideceği yolu görür – ya cennete ya da cehenneme.</strong></p>
<p>Sonra dendi ki: Ey Allâh’ın Rasûlü, ya sığır ve davar sahipleri?” Peygamber efendimiz buyurdu ki:</p>
<p class="arabisch"><strong>وَلا صَاحِبُ بَقَرٍ وَلا غَنَمٍ لا يُؤَدِّي منهَا حَقَّها إِلَّا إِذَا كانَ يَوْمُ القِيامةِ بُطِحَ لهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ لا يَفْقِدُ منهَا شَيْئًا ليسَ فيهَا عَقْصَاءُ وَلا جَلْحَاءُ ولا عَضْبَاءُ تنطَحُهُ بِقُرونِها وَتَطَؤُهُ بِأَظْلافِهَا كُلَّمَا مَرَّ عليهِ أُولاهَا رُدَّ عليهِ أُخْرَاهَا في يَومٍ كانَ مِقْدَارُهُ خَمسينَ ألفَ سنَةٍ حتَّى يُقْضَى بينَ العِبادِ فَيَرَى سبيلَهُ إِمَّا إلَى الجنَّةِ وإِمَّا إلَى النَّارِ</strong> اهـ</p>
<p>Manasi: <strong>Sığır ve davar sahibi olup ta zekâtını vermeyen, kıyamet gününde uzak bir yere atılır. Zekâtlarını vermediği tüm sığırlar ve davarlar onu boynuzlar ve toynaklarıyla çiğnerler. Bütün bunlar 50000 sene kadar süren günde gerçekleşir ta ki kulların hesaba çekilmesi sona erene kadar. Sonra kişi gidecegi yolu görür – ya cennete ya da cehenneme. </strong>(İmam Muslim)</p>
<p>Ey mü’min kardeşlerim; zekât, İslâm’ın en yüce beş emrinden biridir. Zekât vermesi farz olduğu halde zekât vermeyen kişi büyük günaha girer. Allâh Rasûlü ﷺ şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch"><strong>لَعَنَ اللهُ ءاكِلَ الرِّبا وَمُوكِلَهُ وَمانِعَ الزَّكاة</strong> اهـ</p>
<p>Manası: <strong>Allâh, faiz yiyeni, faiz vereni ve zekât vermeyeni lânetlemiştir.</strong></p>
<p>Zekât vermesi kendisine farz olan kişi, zekâtın farziyetine inanıyor ama zekât vermiyorsa küfre girmez, fakat büyük günah işlemiş olur. Dolayısıyla mal sahibinin zekât vermesi farzdır ve Allâh-u Tebârake ve Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’nın hakkı’dır; eğer zekât vermezse büyük bir günaha düşer ve cehennemdeki şiddetli azabı hak etmiş olur. Cehennem ateşinin vasfı hakkında bildirildiğine göre, dünyanın en sıcak ateşi, cehennem ateşinin yetmişte biridir. Cehennem ateşi kırmızı oluncaya kadar bin yıl yakıldı. Sonra beyaz olana kadar bin yıl daha yakıldı, sonra da siyah olana kadar bin yıl daha yakıldı. O, şimdi siyah ve karanlıktır.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları; develerde, sığırlarda ve davarlarda zekât farzdır. Bunlar dışındaki hayvanlarda, ticaret için kullanılmıyorlarsa zekât yoktur. Hurma, kuru üzüm, ve seçenekli hâldeki temel besin maddesi olan buğday, arpa, mısır ve nohut gibi tarım ürünlerinde de zekât vardır. Eğer üzerinden bir sene geçmiş ve nisaba ulaşmışsa altın ve gümüşte de zekât vardır. Nisap, bir malın zekâtını vermek için ulaşılması gereken en az miktardır. Altının nisabı, takriben 85 gram saf altın ve gümüşün nisabı, takriben 600 gram saf gümüştür. Bu ikisinden % 2,5 miktarda zekât vermek farzdır.</p>
<p>Bir kişinin kağıt parası varsa, paranın değeri takriben 600 gram gümüş değerine ulaştığında ve bunun üzerinden bir yıl geçtiğinde de bundan % 2,5 miktarda zekât vermek farzdır.</p>
<p>Ticaret mallarında da zekât farzdır. Eğer birisi ticarete başlarsa, bir yıl geçtikten sonra elindeki malın ve o ticaretten kazandığı malın (ticaret için kullanmak istediği kısmının) değerini ölçer ve bunun % 2,5’ini zekât olarak verir.</p>
<p>Bedenin de zekâtı vardır. Bu, fitre zekâtıdır. Fitre zekâtı, Rama<span style="text-decoration: underline;">d</span>ân ile Şevval ayından bir kısmına erişen her Müslüman’a eğer malı; borcunun, elbisesisinin, meskeninin, bayram gününde ve ardından gelen gecedeki yiyeceğinin ve nafakalarını sağladığı kişilerin yiyeceklerinin üzerindeyse hem kendisi hem de nafakalarını karşıladığı kişiler Müslüman iseler onlardan her biri için farzdır.</p>
<p>Zekâtı verilmesi farz olan bu eşyaların zekâtını, verilmesi farz olan vakitten özürsüz olarak geciktirmek büyük günahtır. Zekât verilmesi farz olan zamanın, Rama<span style="text-decoration: underline;">d</span>ân ayı olması şart değildir; zira bu, mala göre hesap edilir. Örneğin altının zekâtı, zikrettiğimiz gibi nisab miktarına ulaştıktan sonra üzerinden bir yıl geçince verilmelidir. Hurma ve kuru üzümün zekâtını ise, olgunlaşmaya başlamalarıyla vermek farzdır, yani bir yılın geçmesi şart değildir.</p>
<p>Bazı yanlış iddialar ortaya atarak Rama<span style="text-decoration: underline;">d</span>ân ayında insanların cebinden helal olmayacak şekilde mal alan insanlar var. Bu yanlış iddialardan bir tanesi; ticaret amacıyla kullanılmayan ev, araba, dükkan ve depo gibi malını kiraya veren kişinin bunlar için zekât vermesinin farz olduğunu söylemeleridir. Mal sahibine Rama<span style="text-decoration: underline;">d</span>ân ayının hayır ve iyilik etme ayı olduğunu ve bu yüzden sadaka vermesi söylenebilir; fakat ona bunlar için zekât vermesinin farz olduğu söylenmez. Zekât malını toplayan ilimsiz kişilerin kendilerince verdikleri fetvalar dikkate alınmaz; zira onlar insanların mallarını elde etmek için bu malların veya üretim için kullanılan makinelerin ve kişinin sahip olduğu dükkanın zekâtı olduğunu söylüyorlar. Onların bu söyledikleri doğru değildir, çünkü zekât ancak kendisi ile ticaret yapılan mallar için verilir, kendisi ile ticaret yapılmayan binalar için değil. Dolayısıyla böyle binalar için zekât vermek farz değildir ve kişi bu binalar için zekât vermek farzdır diyerek bir şey verirse, Allâh’ın farz kılmadığı bir şeyi farz kılmış olur ve malını yanlış yerde vermiş olur. Doğru olanı, malını, farz zekâtı vermek diye değil de, Allâh yolunda harcamak niyeti ile vermektir.</p>
<p>Mü’min kardeşlerim; bilin ki zekât, sadece <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de zikrolunan belirli sekiz sınıf kişilere verilir. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللهِ وَابْنِ السَّبِيلِ فَرِيضَةً مِّنَ اللهِ وَاللهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ﴾</strong></p>
<p>Bu ayette kendilerine zekât verilebilecek kişiler bildirilmektedir. Onlardan bazıları şunlardır: Fakirler, miskinler, zekât için çalışanlar, muellefeti <span style="text-decoration: underline;">k</span>ulûbuhum, borçlarını ödemekten aciz olan borçlular, gitmek istedikleri yere varmak için yeterli mala sahip olmayan yolda kalmış yolcular. (Et-Tevbeh suresi, 60. ayet)</p>
<p>Üzerine zekât farz olan kişi kimlere zekât verilebileceğini öğrenmeli ki zekât malını verilmesi caiz olmayan bir kişiye vermesin. Yoksa kıyamet günü geldiğinde verilmesi gereken zekât malı, zimmetinde kalır. Sizlere şunu da tenbih etmek isterim; zikredilen ayet, zekâtın her türlü hayırlı işler için verilebileceği manasına gelmez. Dolayısıyla insan, zekât malını; mezarlıkların duvarı veya bir caminin, köprünün, okulun –dinî dersler verilmesi için olsa dahi– inşasına veya bir kitabın basılmasına veya benzeri şeylere verirse gereken yerlerde vermemiş olur ve bu, geçerli değildir.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları; Allâh’ın size verdiği mallarda Allâh’a karşı takvalı olun ve bilin ki sizler kıyamet gününde mesulsünüz. O gün için hazırlanın!</p>
<p>Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">İkinci Hutbe</span></strong></p>
<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı efendimiz Muḥammed’e ﷺ ve diğer peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebu Hanife, Malik, Eş-Şafii ve Ahmed ve evliyalardan ve salihlerden razı olsun.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve Rasûlünün yolundan gitmeyi tavsiye ederim.</p>
<p>Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun peygamberine ﷺ <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâm getirmeyi emretmiştir.</p>
<p>Allâh’ım! Efendimiz İbrâhîm’in ve İbrâhîm’in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’in ve Muḥammed’in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh&#8217;ım! Efendimiz İbrâhîm’e ve İbrâhîm’in Âl’ine bereket verdiğin gibi peygamber efendimiz Muḥammed’e ve Muḥammed’in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿يا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُـوا رَبَّكُـمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌ </strong><strong> (1)</strong><strong>يَوْمَ تَرَوْنَها تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وتَرَى النَّاسَ سُكارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلكنَّ عَذَابَ اللهِ شَدِيدٌ</strong><strong>(2) </strong><strong>﴾</strong></p>
<p>Manası: <strong>Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir!</strong> (El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetler)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Dua:</span></p>
<p>Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">K</span>âmet getir!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ivwp.de/ivwp/tr/zekat-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin Kabrini Ziyaret Etmek</title>
		<link>http://ivwp.de/ivwp/tr/peygamber-efendimizin-kabrini-ziyaret-etmek/</link>
		<comments>http://ivwp.de/ivwp/tr/peygamber-efendimizin-kabrini-ziyaret-etmek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2015 08:49:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[mrivwp]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ivwp.de/ivwp/?p=2184</guid>
		<description><![CDATA[Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin sünnetine sımsıkı sarılmayı tavsiye ederim. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:
<p class="arabisch">
﴿<strong>وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُواْ أَنفُسَهُمْ جَآءوكَ فَاسْتَغْفَرُواْ اللهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُواْ اللّهَ تَوَّابًا رَّحِيمًا</strong>﴾
</p>
Manası: <strong>Biz her Peygamberi ancak, Allâh'ın izniyle, itaat olunması için gönderdik. Onlar, kendilerine zulüm ettiklerinde, sana gelip Allâh'tan mağfiret dileseler ve Peygamber de onlara mağfiret dileseydi, Allâh'ın tövbeleri kabul eden ve O'nun merhametli olduğunu görürlerdi.</strong>

(En-Nisâ' suresi, 64. ayet)

Müslüman kardeşlerim; Peygamber Efendimiz Muḥammed ﷺ, Peygamberlerin imamı ve sonuncusudur. O ﷺ, âlemlerin Rabbinin habibi ve ademoğullarının Efendisidir. Muhakkak ki onun kabrini ziyaret etmek Allâh'ın sevdiği amellerdendir. Bunu, inkâr eden ise ancak hayırdan uzak olan insanlardır. Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
<p class="arabisch">
<strong>من زارَ قبرِي وجبَت له شفاعَتي</strong>اﻫ
</p>....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı ve alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin sünnetine sımsıkı sarılmayı tavsiye ederim. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch">﴿<strong>وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُواْ أَنفُسَهُمْ جَآءوكَ فَاسْتَغْفَرُواْ اللهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُواْ اللّهَ تَوَّابًا رَّحِيمًا</strong>﴾</p>
<p>Manası: <strong>Biz her Peygamberi ancak, Allâh&#8217;ın izniyle, itaat olunması için gönderdik. Onlar, kendilerine zulüm ettiklerinde, sana gelip Allâh&#8217;tan mağfiret dileseler ve Peygamber de onlara mağfiret dileseydi, Allâh&#8217;ın tövbeleri kabul eden ve O&#8217;nun merhametli olduğunu görürlerdi.</strong></p>
<p>(En-Nisâ&#8217; suresi, 64. ayet)</p>
<p><span id="more-2184"></span></p>
<p>Müslüman kardeşlerim; Peygamber Efendimiz Muḥammed ﷺ, Peygamberlerin imamı ve sonuncusudur. O ﷺ, âlemlerin Rabbinin habibi ve ademoğullarının Efendisidir. Muhakkak ki onun kabrini ziyaret etmek Allâh&#8217;ın sevdiği amellerdendir. Bunu, inkâr eden ise ancak hayırdan uzak olan insanlardır. Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch"><strong>من زارَ قبرِي وجبَت له شفاعَتي</strong>اﻫ</p>
<p>Manası: <strong>Kabrimi ziyaret eden şefaatime nail olur.</strong></p>
<p><strong>Taybe’ye git orada kalplere deva olan bir sevgili var.</strong></p>
<p><strong>Taybe’de güzelin yanında iyi olmuyorsan – ki onunla dünya güzelleşmiştir – nerede olacaksın?!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Değerli kardeşlerim; Rasûlullâh Muḥammed ﷺ, sevgilimiz Muḥammed ﷺ, Nebiyyullâh Muḥammed ﷺ kabrinde diri ve ümmeti için yararlıdır. Efendimiz şöyle buyurmaktadır:</p>
<p class="arabisch"><strong>حَياتِي خَيْرٌ لَكُم ومَمَاتي خَيرٌ لَكُم تُحْدِثُونَ ويُحْدَثُ لَكُم، وَوفَاتي خَيرٌ لَكُم تُعْرَضُ عَليَّ أعْمالُكُم فَما رَأيتُ مِنْ خَيْرٍ حَمِدْتُ الله علَيهِ وما رأيتُ مِنْ شَرّ استَغْفَرْتُ لَكُم</strong> اﻫ</p>
<p>Manası: <strong>Benim hayatım da vefatım da sizin için hayırlıdır başınıza yeni bir mesele geldiğinde vahiy ile hükmü bildirilir. Ölümüm de sizin için hayırlıdır; çünkü</strong> <strong>amelleriniz bana arzedilir; iyi, güzel amellerinizi gördüğümde Allâh’a ḥamd ederim. Kötü amellerinizi gördüğümde ise, Allâh’tan bağışlanmanızı isterim. </strong></p>
<p>İmam Beyhaki, sahih bir senet ile efendimiz Ömer&#8217;in hazine muhafızı Mâliku&#8217;d-Dâr&#8217;dan şöyle rivayet etmiştir: Efendimiz Ömer&#8217;in zamanında insanlara bir kıtlık isabet edince bir adam Peygamber Efendimizin kabrini ziyaret edip kabirde şöyle dua eder: “Yâ Rasûlallâh, ümmetin için yağmurun inmesini iste, onlar mahvoldular.“ Bunun üzerine Rasûlullâh&#8217;ı ﷺ rüyasında görür ve Peygamber Efendimiz ﷺ kendisine yağmurun yağacağını haber eder. Ayrıca efendimiz Ömer&#8217;e ümmeti için çabalamasını söylemesini emreder. O adam, uyandığında efendimiz Ömer&#8217;in yanına gidip olup bitenlerden haber verir.</p>
<p>Şimdi beni dikkatlice dinlemenizi rica ederim değerli kardeşlerim. Âlimler, bu adamın Bilâl bin el-Hâris el-Muzenî olduğunu zikretmişlerdir. Bilâl bin el-Hâris el-Muzenî sahabeydi ve kime haber verir? El-Fârû<span style="text-decoration: underline;">k</span> lakabıyla tanınan ve bâtılı yasaklaması ile bilinen, efendimiz Ömer&#8217;e haber verir. Bilâl bin el-Hâris el-Muzenî, efendimiz Ömer&#8217;e kendisinin Peygamber Efendimizin ﷺ kabrine gittiğini, orada &#8220;Yâ Rasûlallâh, ümmetin için Allâh&#8217;tan yağmurun inmesini iste, onlar mahvoldular.“ diye dua ettiğini, sonra rüyasında Peygamber Efendimizi ﷺ gördüğünü, Peygamber Efendimiz’in ﷺ, Ömer&#8217;e selam söylediğini, kendisine yağmurun yağacağını haber ettiğini ve efendimiz Ömer&#8217;e ümmeti ile ilgili olan konularda çabalamasını söylemesini emrettiğini haber eder. Bunların hepsinin üzerine efendimiz Ömer ağlamaya başlar ve elinden geleni yapacağını söyler ve Bilâl bin el-Hâris el-Muzenî&#8217;ye yapmış olduğundan dolayı kızmaz.</p>
<p>Müslüman kardeşlerim; bazı insanlar kendilerini Peygamber Efendimizin sünnetine sımsıkı sarılmış gibi gösterirler halbuki onların din anlayışları yoktur. Onlar dinin hükümlerini bilmezler. Onlar, insanları fasıt (bozuk) olan teşbih itikadına (Allâh&#8217;ın yaratılmışlara benzediğine iman etmeye) davet eder. Onlar, ümmeti tekfir eder (kâfir sayar). Ümmetin üzerinde ittifak ettiği hususları yalanlarlar. O insanların yanlış iddialarından bir tanesi de Peygamber Efendimizi ﷺ ziyaret etmek için yapılan yolculuğu yasaklamalarıdır. Onlara göre bu sefer (yolculuk), caiz olmayan haram olan bir seferdir.</p>
<p>Değerli Müslüman kardeşlerim; ümmet-i Muḥammed, Peygamber Efendimizin ﷺ kabrini ziyaret etmeyi hem Medine’de yaşayan hem de kabrini ziyaret etmek için uzak beldelerden sefere çıkan Müslümanlar için görüşbirliği ile caiz kılmıştır. Ayrıca bu ameli, Allâh&#8217;ın sevdiği ve faziletli bir amel olduğunu söylemiştir. Her kim bu amelin sevap kazandıran bir amel olduğunu inkâr ederse onun sözüyle amel edilmez. Hadis hafızı İmam Takiyyuddîn Es-Subkî “Şifâu&#8217;s-Sa<span style="text-decoration: underline;">k</span>am“ adlı kitabında bu amelin caiz olduğuna dair icma-ı nakletmiştir.</p>
<p>İmam el-Ḥâkim “El-Müstedrak“ adlı kitabında Ebu Hureyra&#8217;dan Peygamber Efendimizin ﷺ şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:</p>
<p class="arabisch"><strong>لَيَهْبِطَنَّ عيسى ابنُ مريمَ حَكَمًا مُقْسِطًا وَلَيَسْلُكَنَّ فَجًّا حاجًّا أو مُعْتَمِرًا وَلَيَأْتِيَنَّ قبري حتى يسلّمَ عليَّ ولأَرُدَّنَّ عليه</strong> اﻫ</p>
<p>Dikkat edin Müslüman kardeşlerim; Rasûlullâh ﷺ hevaya göre konuşmaz ve bize bu hadiste Nebiyyullâh <span style="text-decoration: underline;">Î</span>sâ <span style="text-decoration: underline;">a</span>leyhisselâm’ın şu anda semada diri olduğunu ve bir gün gökten inip adil bir hakim olacağını, sonra Efendimiz <span style="text-decoration: underline;">Î</span>sâ <span style="text-decoration: underline;">a</span>leyhisselâm’ın hacc veya umre yapıp Mekke-i Mükerreme&#8217;den Medîne-i Münevvere&#8217;ye yola çıkacağını ve orada Peygamber Efendimizin kabrini ona ﷺ selam vermek için ziyaret edeceğini bildiriyor. Ayrıca hevaya göre konuşmayan Peygamber Efendimiz ﷺ Meryem oğlu <span style="text-decoration: underline;">Î</span>sâ <span style="text-decoration: underline;">a</span>leyhisselâm’ın selamını alacağını bildiriyor, çünkü varit olduğu gibi Peygamberler kabirlerinde diridirler ve namaz kılarlar.</p>
<p>Bir seferinde Peygamber Efendimizin müezzini Bilâl, Rasûlullâh&#8217;ı ﷺ rüyasında görür ve uyandıktan sonra Efendimize ﷺ öyle bir hasret çeker ki kabrini ziyaret etmek için sefere çıkar. Peygamber Efendimizin ﷺ torunları Hasan ve Hüseyin yanına gelirler ve ondan ezanı işitmeyi özlediklerini söyler ve okumasını isterler. Bunun üzerine Bilâl, Peygamber Efendimizin ﷺ zamanında ezanın okunulduğu yere çıkar ve ezana &#8220;Allâh-u Ekber Allâh-u Ekber&#8221; diye başlar. Bunun üzerine Medine sarsılır. Bilâl &#8220;Eşhedu En Lâ İlâhe İllallâh&#8221; dediğinde Medine daha da çok sarsılır. &#8220;Eşhedu Enne Muḥammade&#8217;r-Rasûlullâh&#8221; dediğinde kadınlar ve erkekler ağlayarak evlerinden çıkarlar ve insanların bu denli ağlamaları, Peygamber Efendimizin ﷺ vefatından bu yana görülmemişti. Bu zikredilenlerin hepsi efendimiz Ömer&#8217;in ra<span style="text-decoration: underline;">d</span>ıyallâhu <span style="text-decoration: underline;">a</span>nhu zamanında gerçekleşir ve efendimiz Ömer ra<span style="text-decoration: underline;">d</span>ıyallâhu <span style="text-decoration: underline;">a</span>nhu bu olup bitenleri kınamamıştır.</p>
<p>Allâh&#8217;ım bizlere Peygamber Efendimizi ﷺ ziyaret etmeyi ve onun şefaatine nail olmayı nasip eyle. Mü’min kardeşlerim; Peygamberimizin ﷺ kabrini ziyaret edene şunlar müstehaptır:</p>
<ul>
<li>Peygamberin ﷺ mescidine gittiğine ve kabrini ziyaret ettiğine Allâh rızası için niyet etmek.</li>
<li>Gusletmek ve en temiz elbisesini giymek.</li>
<li>Bu azim nimete nail olduğundan dolayı Allâh&#8217;a şükretmek için ravzada veya caminin başka bir yerinde namaz kılmak.</li>
<li>Allâh&#8217;tan duasının ve ziyaretinin makbul olmasını dilemek.</li>
</ul>
<p>Sonra kişi kabre gider, ona bakışlarını yere eğerek yönelir, kalbini dünyevi hususlardan uzak tutar, bulunmuş olduğu yüce durumu aklına getirir ve Peygambere alçak bir ses ile &#8220;Es-Selâmu <span style="text-decoration: underline;">a</span>leyke yâ Rasûlallâh.&#8221; der.</p>
<p>Kişinin bu esnada söyleyebileceği en güzel sözlerden birisi bir çok alimin El-<span style="text-decoration: underline;">U</span>tbiy&#8217;den rivayet ettikleridir. El-<span style="text-decoration: underline;">U</span>tbiy şöyle demiştir: Rasûlullâh&#8217;ın ﷺ kabri başında otururken bir bedevi gelip şöyle dedi: &#8220;Es-Selâmu <span style="text-decoration: underline;">a</span>leyke yâ Rasûlallâh. Ben Allâh&#8217;ın şu kavlini işittim:</p>
<p class="arabisch">﴿<strong>وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جَ</strong><strong>آ</strong><strong>ءُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّابًا رَحِيمًا (64)</strong>﴾</p>
<p>Manası: <strong>Onlar, kendilerine zulüm ettiklerinde, sana gelip Allâh&#8217;tan mağfiret dileseler ve Peygamber de onlara mağfiret dileseydi, Allâh&#8217;ın tövbeleri kabul eden ve O&#8217;nun merhametli olduğunu görürlerdi. </strong></p>
<p>Ben kendime zulmettim ve günahımdan mağfiret dileyerek yanına geldim.&#8221; Sonra şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Ey defnedilenlerin en hayırlısı,</p>
<p>Senin defnedilmenle kabrin içi ve dışı güzelliklerle doldu.</p>
<p>Canım feda olsun içinde bulunduğun kabre.</p>
<p>O kabirde iffet, cömertlik ve şefkat var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ahirette sirat köprüsünde şefaat umanlar için sen şefaat sahibi olansın.</p>
<p>Senin o iki sahabeni hiç unutmayacağım.</p>
<p>Kalem yazdığı müddetçe benden sizlere selâm olsun.&#8221;</p>
<p>Sonra kabri terketti. Ben uyuya kaldım ve rüyamda Peygamber Efendimizi ﷺ gördüm. Rasûlullâh ﷺ bana mealen şöyle buyurdu: <strong>&#8220;Bedeviye yetiş ve ona Allâh&#8217;ın onu affettiğini söyle.&#8221;</strong></p>
<p>Ey Müslüman kardeşlerim; Biz, özellikle hacca gidecek olanlara ve genel olarak Müslümanlara Mescid-i Nebevî&#8217;de namaz kılma, Peygamber Efendimizin ﷺ kabrini ziyaret ve onunla ﷺ tevessül etme fırsatını kaçırmayın deriz. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ ءامَنُواْ اتَّقُواْ اللهَ وَابْتَغُواْ إِلَيهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُواْ فِي سَبِيلِهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ﴾</strong></p>
<p>Manası: <strong>Ey iman edenler! Allâh&#8217;a karşı takvalı olun, O&#8217;nun rızasına yaklaşmaya vesile arayın ve O&#8217;nun yolunda çaba sarfedin ki kurtuluşa eresiniz.</strong> (El-Mâ&#8217;ideh suresi, 35. ayet)</p>
<p>İmam Taberâni, Beyhaki ve başkaları Rasûlullâh&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet ederler:</p>
<p class="arabisch"><strong>مَنْ حَجَّ فزارَ قَبْرِي بعدَ وَفَاتِي فكأنَّما زارَنِي في حياتِي</strong> اﻫ</p>
<p>Manası: <strong>Kim vefatımdan sonra hacc vazifesini yapıp kabrimi ziyaret ederse sanki beni hayattayken ziyaret etmiş gibidir.</strong></p>
<p>Allâh&#8217;ım bizi Rasûlullâh&#8217;ı ﷺ ziyaret etmek, onu rüyada ve ölüm esnasında görmek ile rızıklandır.</p>
<p>Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.</p>
<p><strong>İkinci Hutbe</strong></p>
<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’eﷺ ve diğer Peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebû Ḥanîfe, Mâlik, eş-Şafi<span style="text-decoration: underline;">î</span> ve Aḥmed ve sâlih evliyalardan razı olsun.</p>
<p>Sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.</p>
<p>Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun Peygamberineﷺ <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâm getirmeyi emretmiştir.</p>
<p>Allâh&#8217;ım! Efendimiz İbrâhîm&#8217;in ve İbrâhîm&#8217;in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi Peygamber Efendimiz Muḥammed&#8217;in ve Muḥammed&#8217;in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh&#8217;ım! Efendimiz İbrâhîm&#8217;e ve İbrâhîm&#8217;in Âl’ine bereket verdiğin gibi Peygamber Efendimiz Muḥammed&#8217;e ve Muḥammed&#8217;in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿يا أَيُّهَا النَّاس</strong><strong>ُ </strong><strong>اتَّقُـوا رَب</strong><strong>َّ</strong><strong>كُـمْ إِنّ</strong><strong>َ </strong><strong>زَلْزَلَة</strong><strong>َ </strong><strong>السَّاعَة</strong><strong>ِ </strong><strong>شَىْء</strong><strong>ٌ </strong><strong>عَظِيم</strong><strong>ٌ </strong> <strong>(1)</strong><strong>يَوْم</strong><strong>َ </strong><strong>تَرَوْن</strong><strong>َ</strong><strong>ها تَذْه</strong><strong>َ</strong><strong>ل</strong><strong>ُ </strong><strong>كُل</strong><strong>ُّ </strong><strong>مُرْضِعَة</strong><strong>ٍ </strong><strong>عَمَّا أَرْض</strong><strong>َ</strong><strong>عَتْ وَتَضَع</strong><strong>ُ </strong><strong>كُل</strong><strong>ُّ </strong><strong>ذَات</strong><strong>ِ </strong><strong>حَمْل</strong><strong>ٍ </strong><strong>حَمْل</strong><strong>َ</strong><strong>هَا وتَرَى النَّاس</strong><strong>َ </strong><strong>س</strong><strong>ُ</strong><strong>كارَى وَمَا هُمْ بِس</strong><strong>ُ</strong><strong>كَارَى وَلكنّ</strong><strong>َ </strong><strong>عَذَاب</strong><strong>َ </strong><strong>الله</strong><strong>ِ </strong><strong>شَدِيدٌ</strong><strong>(2)</strong> <strong>﴾</strong></p>
<p>El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetleri</p>
<p>Manası: <strong>Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir!</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Dua:</span></p>
<p>Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">K</span>âmet getir!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ivwp.de/ivwp/tr/peygamber-efendimizin-kabrini-ziyaret-etmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HACC&#8217;IN HÜKÜMLERİ</title>
		<link>http://ivwp.de/ivwp/tr/haccin-huekuemleri/</link>
		<comments>http://ivwp.de/ivwp/tr/haccin-huekuemleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Sep 2015 17:46:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[mrivwp]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ivwp.de/ivwp/?p=2172</guid>
		<description><![CDATA[Allâh’tan hakkıyla korkun ve bilin ki Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:
<p class="arabisch">
<strong>﴿وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا﴾</strong>
</p>
Manası: <strong>Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allâh’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.</strong> (Âl <span style="text-decoration: underline;">İ</span>mrân suresi, 97. ayet)

Allâhu Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:
<p class="arabisch">
<strong>﴿الحجُّ أَشْهُرٌ مَعلومَاتٌ فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلا رَفَثَ وَلا فُسُوقَ وَلا جِدَالَ فِي الحجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللهُ وتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَا أُولِي الأَلْبَابِ﴾</strong>
</p>
Manası: <strong>Hacc </strong>(ayları)<strong>, bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona haccda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allâh onu bilir. </strong>(Ahiret için)<strong> azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva </strong>(farzları eda edip haramlardan sakınma)<strong>dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı takva sahibi olun.</strong> (el-Ba<span style="text-decoration: underline;">k</span>arah suresi, 197. ayet)....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.</p>
<p>Allâh’tan hakkıyla korkun ve bilin ki Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا﴾</strong></p>
<p>Manası: <strong>Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allâh’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.</strong> (Âl <span style="text-decoration: underline;">İ</span>mrân suresi, 97. ayet)</p>
<p>Allâhu Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿الحجُّ أَشْهُرٌ مَعلومَاتٌ فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلا رَفَثَ وَلا فُسُوقَ وَلا جِدَالَ فِي الحجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللهُ وتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَا أُولِي الأَلْبَابِ﴾</strong></p>
<p>Manası: <strong>Hacc </strong>(ayları)<strong>, bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona haccda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allâh onu bilir. </strong>(Ahiret için)<strong> azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva </strong>(farzları eda edip haramlardan sakınma)<strong>dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı takva sahibi olun.</strong> (el-Ba<span style="text-decoration: underline;">k</span>arah suresi, 197. ayet)</p>
<p><span id="more-2172"></span></p>
<p>Değerli mü´min kardeşlerim; Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ gücü yetene haccetemeyi farz kılmıştır. Hacc da icma ile hür, bâliğ, akıl sahibi ve gücü yeten kişiye farzdır.</p>
<p>Ey Müslüman kardeşim; hacc ibadetini yerine getirebilmek için oraya gidip daha sonra vatanına geri dönmeye, borcun varsa onu kapatmaya, bu ibadet esnasında yiyecek içecek ve sana layık olan mesken ve giysin için, ayrıyeten eşin ve küçük çocukların gibi, nafakalarını vermekle yükümlü olduklarının nafakalarını vermeye gücün yetiyorsa, hacc’a gücün yetiyor demektir. Yani o zaman haccetmen farz olur. Bütün bunlara gücü yetmeyene haccetmesi farz değildir lâkin haccedecek olursa hacc’ı sahih (geçerli) olur.</p>
<p>Müslüman kardeşim; şayet haccetmeye niyetlendiysen bilmelisin ki haccın şartları, rükünleri, vacipleri ve hacc esnasında yapılması haram olan durumlar vardır. Haccetmeden önce bunları öğrenmen gerekir yoksa olur ki hacc’ını bozacak bir duruma düşersin ve haberin bile olmaz. Bu nedendendir ki İslam alimleri, kişi her bir işe kalkışmadan önce kendisine o konuda ne caizdir ne haramdır öğrenmesi gerekir. Allâh’tan niyaz ederiz ki bizleri dinde bilgili kılsın.</p>
<p>Dini, ehlinden öğrenmek gerekir yoksa birçok insanda şahit olunduğu gibi, kitaplardan öğrenmeye çalışan, olur ki hem dalalete uğrar hem de kendinden başkalarının dalalete uğramasına sebep olur. Bu, kitapta bulunan bir hatadan da olabilir o kitabı okuyanın, yazılmış olanları yanlış anladığından dolayı da olabilir. Tıpkı şu kıssada bildirilen insanda olduğu gibi: günün birinde bir insan bir elinde bıçak diğer elinde ölü bir fare ile Kâbeyi tavaf ederken ona neden öyle yaptığı sorulur. Buna cevaben bazı kitaplarda öyle okuduğunu söyler. Sonrasında o insanın, kitaplardan doğru sözü okuyup yanlış anladığı ortaya çıkar.</p>
<p>Şu günlerde kalplerin Kabe‘yi ve Peygamber Efendimz´in kabrini ziyaret etmeye iştiyak duyduğu mübarek hacc mevsiminde bulunmaktayız. Bundan dolayı bu haftaki hutbemizde hacc’ın bazı hükümlerinden bahsedeceğiz.</p>
<p>Değerli kardeşlerim; <strong>haccın altı rüknü</strong> vardır. Kim bunlardan bir tanesini dahi terkederse haccı geçerli olmaz. <strong>Haccın rükünlerinden birincisi </strong>ihrâmdır. İhrâm, niyet etmek demektir. Niyet, kişinin örneğin kalbinde şöyle söylemesidir: “Ben hacc ibadetimi yerine getirmeye başlıyorum”, ya da “Allâh rızası için hacc ibadetini yapmaya niyet ettim”. İhrâm, ancak hacc aylarında geçerlilik bulur. Hacc ayları ise Şevvâl ve Żul-<span style="text-decoration: underline;">K</span>a<span style="text-decoration: underline;">’</span>deh aylarıdır ve Żul-Ḥicceh ayının ilk on gecesi de buna dahildir. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿الحجُّ أَشْهُرٌ مَعلومَاتٌ﴾</strong></p>
<p>Manası: <strong>Hacc </strong>(ayları),<strong> bilinen aylardır. </strong>(el-Ba<span style="text-decoration: underline;">k</span>arah suresi, 197. ayet)</p>
<p>Her kim bu aylardan önce hacc’a niyet ederse niyeti Umre niyetine dönüşür.</p>
<p><strong>Haccın ikinci rüknü</strong> Zul-Ḥiccenin 9. Gününün (arefe gününün) öğlen vaktinden itibaren 10. Gününün (Bayram gününün) fecir vaktine kadar olan müddet içersinde Arafat’ta bir an bile olsa vakfeye durmak yani Arafat’ta bulunmaktır. Bunda dikkat edilmesi gereken şey vakfe esnasında kişinin Arafat sınırları içerisinde bulunması gerekir. Aksi takdirde geçerli değildir. Bu, uyku halinde, binek üzerinde veya hiç durmamak üzere Arafat’a girip çıkmakla olsa bile geçerlidir.</p>
<p><strong>Haccın üçüncü rüknü</strong> ise Kabe’yi yedi şavt ile tavaf etmektir. Bunun da şartları vardır. Sol omuzunla Kabe’ye dönük olup öne doğru yürümen ve Hacerul Esved’den başlaman bu şartlardandır. Ayrıyeten avret yerlerinin kapalı olması gerekir. İki hadesten ve necasetten taharet de tavaf’ın şartlarındandır; çünkü Peygamber Efendimizin ﷺ bildirdiği gibi tavafın şartları namazın şartları gibidir ancak tavaf esnasında insanların kelamını konuşmak caizdir.</p>
<p><strong>Haccın dördüncü rüknü</strong> Safa ve Merve tepeleri arasında yedi kere sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>y yapmaktır. Ey kardeşim; sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>y yapmaya Safa tepesinden başla. Merve tepesine vardığında bir kere yapmış sayılırsın. Sonra tekrar Safa tepesine dön ve böylece iki kere sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>y yapmış sayılırsın. Böyle devam et ta ki yedinci defasında Merve tepesine varıncaya kadar. Ey kardeşim; bu noktada önemli bir hususa değinmek isterim. Bu yedi sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>yı muhakkak ki -<span style="text-decoration: underline;">k</span>udûm tavaf’ı dahi olsa- tavaf’tan sonra yapman gerekir. Ayrıca bu yedi sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>y muhakkak Allâh Rasûlünün bildirdiği icma ile doğru sınırların içersinde yapılması gerekmektedir. Çünkü şu zamanda bazı insanların kullandığı, fakat öngürülen bölgenin dışında bulunan yeni yapılmış olan genişletilmiş yol, onların sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>yının kabûl olmaması manasına gelmektedir. O bölge, Rasûlullâh’ın (<span style="text-decoration: underline;">S</span>allallâhu <span style="text-decoration: underline;">a</span>leyhi ve sellem) bildirmiş olduğu bölgenin dışındadır. Bunun için kardeşim, sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>y yaparken dikkatli ol sa<span style="text-decoration: underline;">’</span>yını Safa ve Merve’nin üst ve taban kattaki eski sınırlarında yap.</p>
<p><strong>Haccın beşinci rüknü</strong> saçı tıraş etmek (el-Ḥalk) veya kısaltmak (et-Te<span style="text-decoration: underline;">ks</span>îr). Erkek için daha efdali traş etmesidir. Allâh Rasûlü, saçını traş edenler için üç defa dua ederken kısaltan için bir defa etmiştir. Kadınlara gelince onlar başlarındaki saçları ancak kısalttırırlar, traş ettirmezler. Bu ise (yani saçları traş ettirmek veya kısalttırmak) muhakkak bayram günü gecesinin ilk yarısından sonra yapılmalıdır. Çünkü bu vakitten önce hacının vücudundan bir tek kılını bile kesmesi, kısaltması ve koparması yasaktır.</p>
<p><strong>Haccın rükünlerinin altıncısı</strong> bu rükünleri yerine getiriyorken çoğunda sıralamaya riayet etmektir. Niyet etmek muhakkak diğer rükünleri yerine getirmeden önce gerekir. Farz olan Kabe’yi tavaf etme olsun, saçı tıraş etme ya da saçı kısaltma olsun bunların hepsi Arafat’ta vakfeye durduktan sonra yapılması gerekir.</p>
<p>Ey din kardeşim; haccın, rüknü olmayıp vacip olan hükümleri de vardır. Bunları terk edenin haccı bozulmaz lâkin fidye vermesi gerekir. Hacca gitmek isteyen kişi bu konuyu geniş bir şekilde öğrenmesi gerekir. Bu vaciplerden biri, kişinin geldiği beldeye göre Allâh Rasûlünün bildirdiği mikâtta ihrâma girmektir. Hacca gitmek isteyenin, gitmeden önce bunu sorup öğrenmesi gerekir ki ihrâma girmeksizin o sınırı aşmasın.</p>
<p>Muzdelifede gecelemek ve Minede gecenin büyük kısmını geçirmek de haccın vaciplerindendir. Bazı alimler ise bu iki bölgedeki gecelemenin vacip değil sünnet olduğunu söylemiştir.</p>
<p>Bayram gecesinin ilk yarısı geçtikten sonra büyük cemreye taş atmak ve bayram gününden sonraki üç günde üç cemreye taş atmak vaciptir. Bu vakitten önce atılması geçerli değildir. Ayrıyeten haccı yapan, bu yedi taşı birbiri ardınca atmak zorundadır. Yedisini birden atarsa geçerli olmaz.</p>
<p>Değerli din kardeşlerim; hacc ve umre için ihrâm halinde olan kişiye haram olan bazı hususlar vardır. Bunlardan biri, kişinin ihrâmdayken bedenine veya üzerinde bulunan giysiye koku sürmesidir. Kafaya veya sakala yağ veya benzeri bazı şeyleri sürmek, tırnak veya tüy kesmek ve koparmak da caiz değildir kişi ihrâmda iken. Kendi eşi dahi olsa ihrâmda bulunan kişinin öpmesi, bakması, dokunması, sarılması şehvetle olursa caiz değildir, haramdır. İhrâmda bulunan erkek ayrıyeten gömlek veya pantolon gibi dikişli olan elbiseleri giymemeye dikkat etmesi lazım. Kadın ise dikişli elbiseler giyebilir lâkin yüzünü, üzerine birşey serip örtmesi ve eldiven giymesi caiz değildir.</p>
<p>Ey Müslüman kardeşim; dikkatini çekerim ihrâmda bulunan kişiye farz tavafı yapmadan, cemre-i akabeye taş atmadan ve saçlarını traş ettirmeden veya kısalttırmadan önce cima yapması haramdır. Kim ihrâmdayken bu zikrettiğimiz üç şeyden ikisini yapmadan önce cima ederse günaha düşmüş olur, haccı bozulur, bozulmuş olmasına rağmen eksik kalanları tamamlaması gerekir, gelecek sene haccı kaza etmesi gerekir ve dişi bir deve kesip ḥaram bölgesinin fakirlerine dağıtması gerekir.</p>
<p>İhrâmda bulunana yenilen vahşi hayvanları avlamak da haramdır. Kim bu günahlardan birine düşerse tövbe etmesi ve fidye vermesi gerekir. Fidyenin hangi durumda ne olduğunu alimler zikretmiştir.</p>
<p>Kim haccın rükünleri ve vaciplerini yerine getirir, ihrâmdayken cima etmek ve büyük günahlardan sakınır ise ve haccı için kullandığı malı helalden idiyse haccı kabul olur. Bu kişi için, şu hadis-i şerîfte bildirilen vuku bulur. Peygamberimiz (<span style="text-decoration: underline;">S</span>allallâhu <span style="text-decoration: underline;">a</span>leyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch"><strong>&#8220;مَنْ حَجَّ فلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ خَرَجَ مِنْ ذُنوبِه كَيَوْمَ ولَدَتْهُ أُمُّه&#8221;</strong> اﻫ</p>
<p>Bu hadis-i şerîf bizlere, cinsel ilişkiye girmeden ve büyük günah işlemeden hacceden kişinin annesinin onu doğurduğu gündeki gibi olacağını, yani günahsız olacağını bildiriyor.</p>
<p>Ey Allâh’ım, bizlere günahlarımıza kefaret olacak hacc ve umre nasip et. Bizlere Senin habîb’in olan Muḥammed Mu<span style="text-decoration: underline;">st</span>afâ’yı ziyaret etmemizi ve onun şefaatine nail olmamızı nasip et.</p>
<p>Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.</p>
<p><strong>İkinci Hutbe</strong></p>
<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’eﷺ ve diğer Peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebû Ḥanîfe, Mâlik, eş-Şafi<span style="text-decoration: underline;">î</span> ve Aḥmed ve sâlih evliyalardan razı olsun.</p>
<p>Sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.</p>
<p>Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun Peygamberine ﷺ <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâm getirmeyi emretmiştir.</p>
<p>Allâh&#8217;ım! Efendimiz İbrâhîm&#8217;in ve İbrâhîm&#8217;in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi Peygamber Efendimiz Muḥammed&#8217;in ve Muḥammed&#8217;in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh&#8217;ım! Efendimiz İbrâhîm&#8217;e ve İbrâhîm&#8217;in Âl’ine bereket verdiğin gibi Peygamber Efendimiz Muḥammed&#8217;e ve Muḥammed&#8217;in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿يا أَيُّهَا النَّاس</strong><strong>ُ </strong><strong>اتَّقُـوا رَب</strong><strong>َّ</strong><strong>كُـمْ إِنّ</strong><strong>َ </strong><strong>زَلْزَلَة</strong><strong>َ </strong><strong>السَّاعَة</strong><strong>ِ </strong><strong>شَىْء</strong><strong>ٌ </strong><strong>عَظِيم</strong><strong>ٌ </strong> <strong>(1)</strong><strong>يَوْم</strong><strong>َ </strong><strong>تَرَوْن</strong><strong>َ</strong><strong>ها تَذْه</strong><strong>َ</strong><strong>ل</strong><strong>ُ </strong><strong>كُل</strong><strong>ُّ </strong><strong>مُرْضِعَة</strong><strong>ٍ </strong><strong>عَمَّا أَرْض</strong><strong>َ</strong><strong>عَتْ وَتَضَع</strong><strong>ُ </strong><strong>كُل</strong><strong>ُّ </strong><strong>ذَات</strong><strong>ِ </strong><strong>حَمْل</strong><strong>ٍ </strong><strong>حَمْل</strong><strong>َ</strong><strong>هَا وتَرَى النَّاس</strong><strong>َ </strong><strong>س</strong><strong>ُ</strong><strong>كارَى وَمَا هُمْ بِس</strong><strong>ُ</strong><strong>كَارَى وَلكنّ</strong><strong>َ </strong><strong>عَذَاب</strong><strong>َ </strong><strong>الله</strong><strong>ِ </strong><strong>شَدِيدٌ</strong><strong>(2)</strong> <strong>﴾</strong></p>
<p>El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetleri</p>
<p>Manası: <strong>Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir!</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Dua:</span></p>
<p>Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">K</span>âmet getir!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ivwp.de/ivwp/tr/haccin-huekuemleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÖVBEYE TEŞVIK ETMEK VE&#8230;</title>
		<link>http://ivwp.de/ivwp/tr/toevbeye-tesvik-etmek-ve/</link>
		<comments>http://ivwp.de/ivwp/tr/toevbeye-tesvik-etmek-ve/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2015 13:16:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[mrivwp]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ivwp.de/ivwp/?p=2164</guid>
		<description><![CDATA[Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Müslüman kardeşlerim; Peygamber Efendimizin ﷺ buyurmuş olduğu gibi günahın insanın kalbinde bir eser bıraktığını bilin:
<p class="arabisch">
<strong>إِنَّ المؤمنَ إذَا أَذْنَبَ كانتْ نُكتةٌ سَوْدَاءُ فِي قلبِه فإذَا تابَ ونَزَعَ واسْتَعْتَبَ صُقِلَ قَلْبُهُ وإِنْ زَادَ زادَتْ حتَّى يُغْلَقَ قلبُهُ فذَلكَ الرَّانُ الذِي قالَ اللهُ تعالَى ﴿كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ (14)﴾</strong> اﻫ
</p>
Manası: <strong>”<em>Mü’min bir günah işlediği vakit, kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tövbe edip vazgeçer, af dilerse kalbi yine parlar. Ama </em></strong><em>(tövbe etmeden) <strong>tekrar günaha dönerse, o leke büyür ve nihayet </strong></em><strong>bütün kalbini kaplar. İşte Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’nın </strong>(mana olarak)<strong>:</strong>

<strong>“<em>Hayır, hayır; (onların zannettikleri gibi değil). Yaptıkları kötülükler, kalplerini paslandırıp körletmiştir.”</em></strong> <em>(El-Mu<span style="text-decoration: underline;">t</span>affifîn suresi, 14. ayet)</em><strong> ayet-i kerimesinde zikrettiği "Rân" budur...”</strong>]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TÖVBEYE TEŞVIK ETMEK VE ALLÂH’IN AZABINI ÇEKMEYECEK OLMAKTAN EMİN OLMAYI VE ALLÂH’IN RAHMETİNDEN ÜMİDİ KESMEYİ TERKETMEK</strong></p>
<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur. O; tektir, ortağı yoktur. O’nun benzeri yoktur. O’nun mekânı yoktur. O’ndan başka Yaratıcı yoktur. Yine şehadet ederim ki Efendimiz, sevgilimiz, yücemiz, rehberimiz ve gözümüzün nûru Muḥammedﷺ O’nun Rasûlü ve en sevgili kuludur. O ﷺ, risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete nasihatta bulunmuştur. Allâh, onu diğer Peygamberleri mükâfatlandırdığı şeylerden daha fazlası ile mükâfatlandırsın. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’e ve diğer Peygamberlere olsun.</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları, sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim. Müslüman kardeşlerim; Peygamber Efendimizin ﷺ buyurmuş olduğu gibi günahın insanın kalbinde bir eser bıraktığını bilin:</p>
<p class="arabisch"><strong>إِنَّ المؤمنَ إذَا أَذْنَبَ كانتْ نُكتةٌ سَوْدَاءُ فِي قلبِه فإذَا تابَ ونَزَعَ واسْتَعْتَبَ صُقِلَ قَلْبُهُ وإِنْ زَادَ زادَتْ حتَّى يُغْلَقَ قلبُهُ فذَلكَ الرَّانُ الذِي قالَ اللهُ تعالَى ﴿كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ (14)﴾</strong> اﻫ</p>
<p>Manası: <strong>”<em>Mü’min bir günah işlediği vakit, kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tövbe edip vazgeçer, af dilerse kalbi yine parlar. Ama </em></strong><em>(tövbe etmeden) <strong>tekrar günaha dönerse, o leke büyür ve nihayet </strong></em><strong>bütün kalbini kaplar. İşte Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ’nın </strong>(mana olarak)<strong>:</strong></p>
<p><span id="more-2164"></span></p>
<p><strong>“<em>Hayır, hayır; (onların zannettikleri gibi değil). Yaptıkları kötülükler, kalplerini paslandırıp körletmiştir.”</em></strong> <em>(El-Mu<span style="text-decoration: underline;">t</span>affifîn suresi, 14. ayet)</em><strong> ayet-i kerimesinde zikrettiği &#8220;Rân&#8221; budur.”</strong></p>
<p>İnsan, bütün kalbini kaplayacak şekilde art arda günahlar işlerse Allâh o kalbi mühürler ve damgalar. Böylece o kalbe ne iman girer ne de o kalp küfürden emin olur, tıpkı Muhammed bin Cerîr E<span style="text-decoration: underline;">t</span>-<span style="text-decoration: underline;">T</span>aberiyy’nin zikrettiği gibi. Allâh ona rahmet eylesin. Tövbeyi ihmal etmek hiçbirimize yakışmaz hatta kişi art arda günahları tekrarlasa bile. Muhakkak ki kalp mühürlenmeden önce günahlardan tövbe etmek gerekir. Hiçbirimiz <strong>”Daha önceden tövbe etmiştim ve pişmanlık hissettikten sonra günahı tekrarlamama rağmen nasıl tövbe edeyim?”</strong> demesin. İmam Tirmizî Rasûlullâh’ın ﷺ şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:</p>
<p class="arabisch"><strong>كلُّ بَنِي ءَادَمَ خَطَّاؤُونَ وَخَيْرُ الخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ </strong>اﻫ</p>
<p>Manası: <strong>”Ademoğlu hata eder ve hata edenlerin hayırlıları tövbe edenleridir.” </strong>Yani insanların çoğu günaha düşer ve onların hayırlısı her günahtan sonra tövbe edenidir.</p>
<p>Müşlüman kardeşlerim; tövbe etmek her günahtan sonra farzdır, günah ister küçük ister büyük olsun &#8230; Küçük günahlardan tövbe etmeyi ihmal etme. Muhakkak ki sen, İlâh’a asi oldun o halde günahın küçüklüğüne değil kime asi olduğuna dikkat et &#8230; Hem küçük hem de büyük günahlardan tövbe etmeye acele et &#8230; Seni yaratan ve sana sayamayacağın kadar nimetler veren Allâh’a itaat etmeyip o nimetleri günahlarda kullandığın için, pişmanlık duyarak ve günahları terk ederek tövbe et.</p>
<p>Mü’min kardeşlerim; ecel gelmeden günahlardan tövbe edip onları bir daha tekrarlamamaya karar verin. Şüphesiz ki ölüm aniden gelir.</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ yüce <span style="text-decoration: underline;">K</span>ur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ ءامَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسَى رَبُّكُمْ أَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَار﴾ُ</strong></p>
<p>Manası: <strong>”Ey iman edenler! Allâh’a içtenlikle tövbe ediniz ki Rabbiniz günahlarınızı affetsin, sizi, içinde ırmaklar akan cennetlere koysun.”</strong> (Et-Teḥrîm suresi, 8. ayet)</p>
<p>Müslüman kardeşim; şayet günahın, bir farzın terkine bağlı ise o zaman o farzı kaza et, çünkü tövbenin kabulü ona bağlıdır &#8230; Eğer günahın, kul hakkı ile alakalı ise o zaman tövbenin kabulü, hakkı hak sahibine ulaştırmana bağlıdır. İmam El-Buhârî, Rasûlullâh’ın ﷺ şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:</p>
<p class="arabisch"><strong>مَنْ كانَ عِنْدَهُ مَظْلِمَةٌ لِأَخِيهِ فَلْيَتَحَلَّلْهُ منها فإِنّهُ ليسَ ثَمَّ دِينَارٌ وَلا دِرْهَمٌ </strong>اﻫ</p>
<p>Manası: <strong>“Kim kardeşine bir haksızlık ettiyse dinar ve dirhem’in olmadığı gün gelmeden önce helallik istesin.”</strong></p>
<p>Kim, kardeşine, haksız yere sövüp onurunu kırmak veya malını haksız yere yemek gibi bir haksızlık ettiyse, zimmetini bugün arıtsın, cünkü kıyamet günü şiddetli bir gündür. Kıyamet günü kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve çocuklarından kaçtığı gündür. Eğer birisinin üzerinde insanların hakkı varsa ve özürsüz olarak helallik istemeden veya onu telafi etmeden ölürse kıyamet gününde o zalimin hasenelerinden alınır ve mazluma verilir ve eğer zalimin yetecek kadar haseneleri yoksa o zaman mazlumun günahlarından alınır ve zalime yüklenir ve o zalim cehenneme atılır. Böylece ölmeden önce tövbe edin ey Müslümanlar. Ey kardeşim; ölümden önce tövbe et. Ölüm, sırlarını açığa çıkarır. Kıyamet gününde ise amellerin ortaya çıkacaktır ve azap görmen, günahlarını gizliyor olmanı açığa vuracaktır.</p>
<p>Mü’min kardeşlerim; kıyamet günü için hazırlanın. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئًا وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ (19)﴾</strong></p>
<p>Manası: <strong>”O gün, kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlamayacağı bir gündür. O gün buyruk, yalnız Allâh’ındır.”</strong> (El-İnfi<span style="text-decoration: underline;">t</span>âr suresi, 19. ayet)</p>
<p>Ey Allâh’ın kulları; Allâh’ın rahmetinden ümidi kesmeyin &#8230; Ey kardeşim; günahların ne kadar çok olsa da Allâh’tan ümidini kesme. Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ (53)﴾</strong></p>
<p>Manası: (Ey Muḥammed) <strong>De ki: “Ey kendilerine kötülük edip aşırıya giden kullar! Allâh‘ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allâh küfrün altında kalan günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, bağışlayandır, merhametlidir.“</strong> (Ez-Zumer suresi, 53. ayet)</p>
<p><strong>“Allâh beni affetmez ve beni günahlarımın çokluğundan dolayı mutlaka azaplandırır.”</strong> deme. Allâh hakkında bunu zannetmen haramdır. Allâh’ın seni azaplandıracağını nereden bileceksin?! Allâh, azabı şiddetli olandır lakin O Ra’ûf ve Raḥîm’dir de. Sakın tövbe etmeden Allâh’ın rahmetine güvenerek günahları sürdürüp <strong>“Allâh Ğafûr’dur Raḥîm’dir beni cezalandırmaz.”</strong> deme, çünkü bu haramdır. Aynı şekilde – tövbe etmediysen de – Allâh’ın rahmetinden ümidini kesmekten sakın ve <strong>“Allâh beni kesin cezalandıracaktır, beni affetmez.” </strong>deme, çünkü bu da haramdır. Müslüman kardeşim; korku ile ümit arasında bulunman gerekir. Allâh’ın cezalandırmasından kork ve O’nun affını ve sevabını ümit et. Halinin böyle olması gerekir. Korku ve ümit arasında ol.</p>
<p>Müslüman kardeşlerim; İmam Tirmizî&#8217;nin Enes’ten rivayet etmiş olduğu şu kutsi hadis-i dinleyin. Rasûlullâh şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch">قالَ اللهُ تعالَى <strong>يَا ابْنَ ءادمَ إِنَّكَ مَا دَعَوْتَنِي وَرَجَوْتَنِي غَفَرْتُ لَكَ علَى مَا كَانَ مِنْكَ وَلَا أُبَالِي يَا ابْنَ ءادَمَ لَوْ بلَغَتْ ذُنوبُكَ عنانَ السَّماءِ ثُمَّ اسْتَغْفَرْتَنِي غَفَرْتُ لكَ يَا ابنَ ءادَم إنَّكَ لَوْ أَتَيْتَنِي بِقُرَابِ الأَرْضِ خَطَايَا ثُمَّ لَقِيتَنِي لا تُشْرِكُ بِي شيئًا لأَتَيْتُكَ بِقُرَابِها مَغْفِرَة </strong>اﻫ</p>
<p>Manası: <strong>“</strong><strong>Allâh buyurdu ki: </strong><strong>Ey Âdemoğlu, Bana dua edersen, Benden dilekte bulunursan hangi amel üzerinde bulunsan da seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu, senin günahların gökyüzüne kadar ulaşmış olsa da sen bağışlama dilesen, seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu, Bana ortak koşmadan yeryüzünü dolduracak kadar günah işlesen de seni bağışlarım.”</strong></p>
<p>Ey Allâh’ın kulları tövbe etmeyi ihmal etmeyin!</p>
<p>Allâh’ım bize merhamet et, ayıplarımızı setreyle ve günahlarımızı affeyle.</p>
<p>Sizler ve kendim için Allâh’a istiğfar ederim.</p>
<p><strong>İkinci Hutbe</strong></p>
<p>Ḥamd Allâh’adır. O’na ḥamdeder, O’ndan yardım ve bizleri hidayette sabit kılmasını dileriz. O’na şükreder, O’ndan af diler ve O’na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz ve Allâh’ın saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Allâh’ın <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâmı Efendimiz Muḥammed’eﷺ ve diğer Peygamberlere olsun. Allâh mü’minlerin vâlidelerinden, Âl’den ve raşit halifeler Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali, rehber imamları Ebû Ḥanîfe, Mâlik, eş-Şafi<span style="text-decoration: underline;">î</span> ve Aḥmed ve sâlih evliyalardan razı olsun.</p>
<p>Sizlere ve kendime her şeye <span style="text-decoration: underline;">k</span>âdir olan yüce Allâh’a karşı takvalı olmayı tavsiye ederim.</p>
<p>Ey Müslüman kardeşim, Allâh’a sanki O&#8217;nu görüyormuş gibi ibadet et. Sen O’nu görmesen bile O seni görür. Günaha düşmekten de sakın. Rivayet edildiğine göre Efendimiz Ömer ibnul-<span style="text-decoration: underline;">H</span>attab ra<span style="text-decoration: underline;">d</span>iyallâhu <span style="text-decoration: underline;">a</span>nhu gecenin birinde ümmetin halinin ne durumda olduğunu öğrenmek için evinden çıkmıştır. O gece bir annenin kızına neden (satacağı) süte su karıştırmadıǧını sorar. Kızı, annesine “Efendimiz Ömer, bu tür aldatmaları yasaklarken nasıl olur da böyle bir şey yapabilirim.” diye cevap verir. Anne bunun üzerine: “Emirimiz bizden haberdar değil ki senin öyle bir şey yaptığını nereden bilsin?” der. Bunun üzerine, Allâh’a güvenci olan o kız şöyle cevap verir: “Efendimiz Ömer bizi görmese de, Ömer&#8217;in Rabbi olan Allâh bizi görüyor.” Efendimiz Ömer, o kızın cevabını işitir ve sevinir. Bunun üzerine oğlu <span style="text-decoration: underline;">Âs</span>im’den o kız ile evlenmesini ister ve evlenirler. Bu ikisinin zürriyetinden, raşit halife Efendimiz Ömer bin <span style="text-decoration: underline;">A</span>bdil-<span style="text-decoration: underline;">A</span>zîz ra<span style="text-decoration: underline;">d</span>iyallâhu <span style="text-decoration: underline;">a</span>nhu meydana gelir.</p>
<p>Müslüman kardeşlerim! Şunu da bilin ki, Allâh sizlere büyük bir husus olan O’nun Peygamberine ﷺ <span style="text-decoration: underline;">s</span>alât ve selâm getirmeyi emretmiştir.</p>
<p>Allâh&#8217;ım! Efendimiz İbrâhîm&#8217;in ve İbrâhîm&#8217;in Âl’inin mertebelerini yücelttiğin gibi Peygamber Efendimiz Muḥammed&#8217;in ve Muḥammed&#8217;in Âl’inin mertebelerini yücelt. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh&#8217;ım! Efendimiz İbrâhîm&#8217;e ve İbrâhîm&#8217;in Âl’ine bereket verdiğin gibi Peygamber Efendimiz Muḥammed&#8217;e ve Muḥammed&#8217;in Âl’ine bereket ver. Şüphesiz Sen kâmil Kudret ve Rahmet ile vasıflanansın ve övülmeye layıksın.</p>
<p>Allâh-u Te<span style="text-decoration: underline;">â</span>lâ şöyle buyurmuştur:</p>
<p class="arabisch"><strong>﴿يا أَيُّهَا النَّاس</strong><strong>ُ </strong><strong>اتَّقُـوا رَب</strong><strong>َّ</strong><strong>كُـمْ إِنّ</strong><strong>َ </strong><strong>زَلْزَلَة</strong><strong>َ </strong><strong>السَّاعَة</strong><strong>ِ </strong><strong>شَىْء</strong><strong>ٌ </strong><strong>عَظِيم</strong><strong>ٌ </strong> <strong>(1)</strong><strong>يَوْم</strong><strong>َ </strong><strong>تَرَوْن</strong><strong>َ</strong><strong>ها تَذْه</strong><strong>َ</strong><strong>ل</strong><strong>ُ </strong><strong>كُل</strong><strong>ُّ </strong><strong>مُرْضِعَة</strong><strong>ٍ </strong><strong>عَمَّا أَرْض</strong><strong>َ</strong><strong>عَتْ وَتَضَع</strong><strong>ُ </strong><strong>كُل</strong><strong>ُّ </strong><strong>ذَات</strong><strong>ِ </strong><strong>حَمْل</strong><strong>ٍ </strong><strong>حَمْل</strong><strong>َ</strong><strong>هَا وتَرَى النَّاس</strong><strong>َ </strong><strong>س</strong><strong>ُ</strong><strong>كارَى وَمَا هُمْ بِس</strong><strong>ُ</strong><strong>كَارَى وَلكنّ</strong><strong>َ </strong><strong>عَذَاب</strong><strong>َ </strong><strong>الله</strong><strong>ِ </strong><strong>شَدِيدٌ</strong><strong>(2)</strong> <strong>﴾</strong></p>
<p>El-Ḥacc suresi, 1. ve 2. ayetleri</p>
<p>Manası: <strong>Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, eğer emzikli bir kadın olsaydı emzirdiği çocuğu unuturdu ve eğer gebe bir kadın olsaydı çocuğunu düşürürdü. İnsanları adeta sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azabı çok şiddetlidir!</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Dua:</span></p>
<p>Allâh’ım Senden dilekte bulunuyoruz dualarımızı kabul eyle. Allâh’ım günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla. Allâh’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Allâh’ım kusurlarımızı, ayıplarımızı setreyle. Âmîn.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">K</span>âmet getir!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ivwp.de/ivwp/tr/toevbeye-tesvik-etmek-ve/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
